You need people like me. You need people like me so you can point your fuckin' fingers and say, "That's the bad guy."

Hardcore soft porn

Posted: March 9th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Video / Ses | Tags: , , | 3 Comments »

Psychic spies from China
Try to steal your mind’s elation
Little girls from Sweden
Dream of silver screen quotations
And if you want these kind of dreams
It’s Californication

It’s the edge of the world
And all of western civilization
The sun may rise in the East
At least it settles in the final location
It’s understood that Hollywood
sells Californication

Pay your surgeon very well
To break the spell of aging
Celebrity skin is this your chin
Or is that war your waging

First born unicorn
Hard core soft porn
Dream of Californication
Dream of Californication

Marry me girl be my fairy to the world
Be my very own constellation
A teenage bride with a baby inside
Getting high on information
And buy me a star on the boulevard
It’s Californication

Space may be the final frontier
But it’s made in a Hollywood basement
Cobain can you hear the spheres
Singing songs off station to station
And Alderaan’s not far away
It’s Californication

Born and raised by those who praise
Control of population everybody’s been there and
I don’t mean on vacation

Destruction leads to a very rough road
But it also breeds creation
And earthquakes are to a girl’s guitar
They’re just another good vibration
And tidal waves couldn’t save the world
From Californication

Pay your surgeon very well
To break the spell of aging
Sicker than the rest
There is no test
But this is what you’re craving

Red Hot Chili Peppers / Californication

(Böyle satırlar yazan zihinlerin frekansına girebilme ümidiyle geçti seneler… Usanmadım, çilemi doldurmaya devam ediyorum. Dünya, dünyayı böyle gören gözler yüzünden hala çekilebilir bir yer.)


Ömür çiçek kadar narin, bir gün kadar kısa…

Posted: March 5th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: , , , | 6 Comments »

Benim için çok ilginç iki olayın yaşandığı bir hafta oldu. Birincisi hayatımda ilk defa kendi sahibi olduğumuz bir eve taşındık. İkincisi hayatta ‘arkadaşım’ dediğim birkaç insandan biri gencecik yaştaki eşini bir sağlık sorunu nedeniyle kaybetti…

İkincisi daha önemli geldiği için ondan başlamak isterim.

Ölüm denince aklıma gelen iki cümle var: ‘mezarlıklar yeri doldurulamaz insanlarla doludur’ ve ‘hiçbir ölüm vakitli değildir’. Aklıma yer etmiş olsalar da ikisi de alabildiğince pragmatist, duygudan yoksun ve ölümün ne demek olduğunu anlatmaktan çok uzak…

Eşini kaybeden arkadaşımın çocukluğu Heybeliada’da geçtiği için eşinin mezarının da orada olmasını istemiş. Biz de son görevimizi yerine getirmek için sabah vapura atlayıp adanın yolunu tuttuk…

Ada enteresan bir kavram. Anakara denilen yerden uzakta, kendine has ulaşım şekilleri ve saatleri olan, ayrı bir yaşamın farklı bir frekansta yaşandığı bir yer. İnsanları farklı, esnafı farklı, evleri; hatta kedileri bile farklı.

Read the rest of this entry »


Hepsi bunun için miydi?

Posted: March 3rd, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: , , , | 3 Comments »

Is this it? Is this what it’s all about, Manny?

Eating, drinking, fucking, sucking, snorting? Then what? Tell me, then what?

You’re fifty. You got a bag for a belly. You got tits, you need a bra; they got hair on ‘em. You got a liver, it’s got spots on it, and you’re eatin’ this fucking shit; and looking like these rich fucking mummies in here.

Is this what it’s all about? Is this what I work for?

Make way for the bad guy!

(Scarface)


Dünyanın en zor mesleği: anne-babalık

Posted: February 23rd, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Kişisel | Tags: , , , , , , , , , | 14 Comments »

Bu başlığı sırf kendimi tatmin etmek için attım.

Her fırsatta söylüyorum; burada da tekrarlayayım: annelikle karşılaştırılınca babalık dünyanın en palavra şeyi. Sanal bir krallık, içi boş bir sıfat. Babanız idolünüz olabilir, muhteşem bir insan olabilir; ya da siz bizzat harika bir baba, mükemmel bir adam olduğunuzu düşünebilirsiniz ama annelerin yanında bir hiç.

En azından ben öyleyim.

Read the rest of this entry »


Yaşamın en doğal formu: anonimlik

Posted: February 13th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , | 32 Comments »

Öncelikle bu yazının sebebinin internette üyesi olduğum paylaşım (ve bir şekilde tartışma) platformlarından birinde uzun zamandır aklımda olan bir konuyu yazmamın ardından ortaya çıkan fikirler olduğunu belirtmem gerek. Öncelikle oradaki kısa metni buraya da aynen kopyalayayım:

Kendi kimliğimle dile getiremediğim fikirleri takma isimlerle seslendirmek bana enerji kaybı gibi geliyor. Benim için sözler, fikirler, düşünen ve dillendirenle özdeş. Ona göre değer kazanıyor ya da kaybediyor. Lakap olayı her ne kadar internetin adabında olsa da bana hep kaçak güreş, yalancı pehlivanlık gibi geliyor. Ben böyleyim, evvveeet! Tehlikeli fikirleri varsa bunun adına yanmayı göze almalı insan. Gerekirse ezilmeyi, itilip kakılmayı, dışlanmayı… (Tartışacaksanız yazdıklarımı sakince bir okuyun. Ve bunu bir troll olarak algılamayın lütfen)
İnternetin bilinçaltımızı, toplumsal yaşamın iş, aile, çevre ve benzeri bütün baskılarından dolayı derinlere gömdüğümüz kimliklerimizi yaşayabilmek, kimi zaman da dışa vurabilmek, benzerlerimizi bularak genel baskıların bize yapıştırdığı yaftalardan arınıp normalleşmek adına benzersiz fırsat sağladığı kesin.
Bu halin genel tanımı olan ‘anonim olma’ kavramını Türk Dil Kurumu sözlüğü şöyle tanımlıyor:
Adı sanı bilinmeyen. (Örnek “Ah bir anonim olmak, kalabalık içine karışıp kaybolmak tadına kavuşabilseydik.”- F. R. Atay.)
Çok ortaklı.
Edebiyatta:  Yazanı, yapanı, söyleyeni bilinmeyen, laedri.
Read the rest of this entry »

Bilgi emme yöntemleri

Posted: February 8th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: , , , | 13 Comments »

Kişisel bilgilerimi içeren sayfada da değindiğim gibi elimden geldiği kadar çok okumaya çalışıyorum. En büyük zaafımsa dergiler. Her ay onlarca farklı ilgi alanına dair dergiler alıyorum. Çoğunlukla aynı ay içinde okuyamadığım için bir sonraki aya sarkıp kartopunun çığa dönüşmesi misali masamda dağlar oluşturuyorlar.

Dergiler böyle birikir, birikir, birikir... Tam eridi derken aybaşı gelir...

Dergiler iyidir. Gazetenin telaşı, internetin (genel anlamdaki) sığlığından uzaktırlar ve kendi alanında iddia taşıyan, mümkün olduğu kadar uzman ellere kendini teslim etmişlerdir. Üstelik genel geçer gündem konularının dışında kalan enteresan şeyleri keşfetmek için de eşsiz bir ara geçit işlevi görürler.

Benim için dergi okumak (yaptığım pek çok diğer şey gibi) işimin de bir parçası olduğundan vazife disiplininde takip etmeye çalışıyorum. Ama birkaç altın tavsiyeyi paylaşmak istedim; belki sizin için de faydalı olabilir. (aşağıdakilerin bir önem sırası yok, aklıma geldiği sırada yazıyorum)

  • Kendi ilgi alanınız dışındaki dergilere mutlaka şans verin. Öylesine, zevk için alın, karıştırın. Beğenirseniz almaya devam edersiniz. Ama inanın ona ayırdığınız zaman boşa gitmez. Kendi merakınızın içinde boğulmanızı ve sığlaşmanızı da engeller.
  • Dil biliyorsanız yabancı yayınları takip etmeye çalışın. Türkçe dergilerin arasında da çok seçkin örnekler olsa da insan ve para kaynağı çok daha geniş yabancı yayınlarda çok daha leziz ve doyurucu konulara ulaşmak daha olası.
  • Büyük şehirlerdeyseniz D&R, Remzi gibi büyük mağazaları mutlaka ziyaret edin. Böyle yerler ücretsiz dergi okumak ve nelerin yayınlandığına bakmak için bir mabed gibidir. İstanbul için Kanyon Remzi ve D&R, Mayadrom Remzi bu kritere uyar. Ankara’daki devasa D&R da öyle. Diğer şehirlerde bakmadım, bilemiyorum. Girin toplayın dergileri, oturun bir sandalyeye, çevirin sayfaları. Vaktiniz ne kadar elveriyorsa.
  • Satın aldığınız dergileri okuyabileceğiniz yerlere dağıtın. Örneğin yatarken bakacağınız dergileri başucunuza, işyerinde bakabileceklerinizi masanıza, arada sırada bakabilecekleriniziyse çantanıza atın. Gün içinde birkaç dakika ayırarak ne kadar çok şey okuyabileceğinizi tahmin edemezsiniz. (ben emeğe saygısızlık olarak düşündüğümden tuvalette bir şey okuyamıyorum ama tuvaletini kitaplığa çeviren çok arkadaşım da var. Onu da unutmamak gerek)
  • Dergilerin tamamını taşımanız gerekmez. En akıllıcası aldığınız dergiyi hızlıca tarayıp okumak istediğiniz sayfaları yırtıp gerisini atmaktır. Çoğu sayfanın reklam ve süprüntü basın bültenleri, şişirilmiş fotoğraflar olduğunu düşününce hele. Denediğinizde aslında bir derginin taşınabilir kısmının ne kadar kompakt olduğunu göreceksiniz.
  • Ögrendiğiniz bilgileri mutlaka bir kenara not alın. Hatta bunları sonradan kategorik olarak düzenlerseniz çok değerli bir veri bankanız olur. Şahsen bulduğum her istatistiği, rakamsal, sektörel veriyi kaydediyorum. Ve mutlaka bir yerlerde işime yarıyor.

Aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Yenileri gelirse maddelere ekleyeceğim. Sizin tüyolarınızı da yorumlarda beklerim.


Çocuk dünyasına dair

Posted: January 29th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Memleket Halleri | Tags: , , | 5 Comments »

Popüler konuları çok tazeyken yazmayı çok tercih etmiyorum ama popülerleşen şu video bana Rıfat Ilgaz’ın bir şiirini hatırlattı.

Önce videoyu izleyelim:

Ve bana hatırlattığı şiir:

ÇOCUKLARIM

Sizi yoklama defterinden öğrenmedim
Haylaz çocuklarım
Sınıfın en devamsızını
Bir sinema dönüşü tanıdım
Koltuğunda satılmamış gazeteler
Dumanlı bir salonda
Kendime göre karşılarken akşamı
Nane şekeri uzattı en tembeliniz
Götürmek istedi küfesinde
Elimdeki ıspanak demetini
En dalgını sınıfın
Çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun
Palto ayakkabı yüzünden
Kiminiz limon satar Balıkpazarı’nda
Kiminiz Tahtakale’de çaycılık eder
Biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı
Tereyağındaki vitamini
Kalorisini taze yumurtanın
Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta
Çevresini ölçtük dünyanın
Hesapladık yıldızların uzaklığını
Orta Asya’dan konuştuk
Laf kıtlığında
Birlikte neler düşünmedik
Burnumuzun dibindekini görmeden
Bulutlara mı karışmadık
Güz rüzgarlarında dokulmuş
Hasta yapraklara mı üzülmedik
Serçelere mi acımadık kış günlerinde
Kendimizi unutarak

Tertemiz çocukların pırıl pırıl yaşamları. Çok karmaşık, iç burkan konular. Çocuk dünyasını büyük kafasıyla yorumlamak da ayrıca tehlikeli.


Türk web girişimcisinin açmazı

Posted: January 25th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , , | 26 Comments »

Geçtiğimiz hafta Türk Hava Yolları’nın Berlin’de ilk ayağını gerçekleştirdiği SocialTrippin’ etkinliğine davetliydim. O konu hakkında ayrıca bir derleme yazacağım. Fakat merak edenler için şöyle özetleyeyim; amaç Türk ve yabancı sosyal mecra kullanıcılarını bir araya getirip fikir alışverişinde bulunmak, sosyal mecranın öncü isimlerinden tecrübe ve tespitleri paylaşmaktı.

Singapur’dan ABD’ye kadar geniş bir coğrafyadan konukları ağırladı bu etkinlik. Yemek sırasında yan yana oturduğum Alman dijital pazarlama uzmanı ve yatırım danışmanı Andre Alpar ile internet sektöründen lafladık. Ki kendisi Türkiye’deki kimi alım-satımlarda da rol almış; Türk web girişimcilerinin birkaçıyla şahsen tanışmış bir isim.

En çok merak ettiğim konu Alman kullanıcıların popüler yabancı (daha çok ABD kökenli ve İngilizce) girişimlere olan ilgisiydi. Bizde malum, Facebook, LinkedIN, FriendFeed, Twitter gibi ağlar bir anda patlıyor ve kimse bunların yerlileriyle ilgilenmediği gibi, es kaza daha önce açılan benzer yerli örnekler bir anda yerle bir oluyor. Birisi bunların benzerini yapar yapmaz binbir türlü yaftayla aşağılanıyor, eleştiriliyor.

Alpar bana durumun Almanya’da tam tersi işlediğini söyledi. ABD ya da Britanya’da popülerleşmeye başlayan bir girişimin en geç bir iki hafta içinde 4-5 tane benzeri Almanca site yaratılıyor ve biri mutlaka Alman pazarında hakimiyeti ele geçiriyormuş. Almanya’da Alman örneği bulunan hiçbir girişimde ABD’li örnekler pazar lideri değilmiş örneğin. Sonra tutan bu girişimler mutlaka birkaç yatırımcı tarafından destekleniyor ve yola devam ediliyormuş.

Türkiye’deki sorunun özü de bu.

Bizde klonlama diye tabir edilen yöntem nedense yerden yere vuruluyor. Yerli ya da yabancı web yatırımcısı (teoride var, pratikte) yok. Başarılı bir yabancı modeli klonlayacak yerli girişimci de yatırımcı olmayınca paralı yabancı rakiplerle baş edemiyor. Kullanıcılar ise her zaman yerli seçenekler yerine yabancı olan alternatiflere meylediyor. Kişi sayısı çok, ticaret hacmi küçük, reklam pazarı yok (gibi)…

Girişimcilik zor, internet girişimciliği çok daha zor…


Kadınlar… Öküzden sonra gelen.

Posted: January 23rd, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: , , | 3 Comments »

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

Nazım Hikmet (Kadınlarımız)


Sky Captain’dan Iron Sky’a retro bilim-kurgu

Posted: January 16th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , , , , , , , , , | 5 Comments »

Ortalamanın üstünde bir bilgi ve birikime sahip olmakla birlikte yazmaya ve konuşmaya cesaret edemediğim konulardan biri de sinema. Kişisel ilgi alanlarımdan yola çıkarak bilim-kurgu konusundaki görsel arşivin tamamına yakınını izlediğimi söyleyebilirim. Ama asla bir sinefil olduğumu da söyleyemeyeceğim. (hiçbir konuda o kadar derinlemesine bilgi sahibi olmayacağıma dair çok uzun zaman önce kendi kendime bir söz verdim)

Beni en çok hayal kırıklığına uğratan bilim-kurgu / fantezi filmleri önceden kitaplarını okuduklarım oldu. Yazarların kelimeler, tasvirlerle kurduğu dünyaları, ustalıkla canlandırdığı karakterleri asla filmlerde bulamadım. Kitabını okumadan filmlerinden etkilenenlerin de hep büyük bir dilimi kaçırdığını düşünürüm.

Beni en çok etkileyen filmlerden biri 2004 yapımı ‘Sky Captain and the World of Tomorrow‘ olmuştu. Beni etkileme sebeplerini şöyle sıralayabilirim:

Read the rest of this entry »