iMac için RAM ve SSD yükseltme rehberi

Yakın dönem köşe yazılarımdan bazılarının satır aralarında değindiğim konulardan biri de donanım ile aramızdaki ilişkinin dönüşümü. Bir dönem otomobil, bilgisayar gibi cihazlara sahip olmak bir dereceye kadar (hatta genelde ortalamanın üstünde) mekanik, donanım bilgisi, tamirat becerisi gerektirirdi.

O zamanların bilgisayar tutkunu için bilgisayar sahibi olmak en başta kurulumu seçmek, onu bir araya getirip birleştirmek ve çalışması için içine bir şeyler yüklemekti. Uzun zamandır durum böyle değil. Her şey satın al, paketi aç, kullan, sıkılırsan at ve değiştir mantığında ilerliyor.

Artık bilgisayarın kendisiyle uğraşmak değil, onu kullanarak bir şeyler yapmak istiyoruz.

Görüntünün özeti: UZAK DUR !

Görüntünün özeti: UZAK DUR !

Araçlarımızın en basit tamir ve bakımlarını bile yetkili servisler yapıyor; biz uğraşmak istemiyoruz. Araçlarımızın kaputlarını açtığımızda dev bir plastik koruma ve bize muhtaç kalan son ayrıntının; silecek ve motor suyunun kapakları dışında bir şey görmüyor oluşumuz da bu yüzden. Benim otomobilimin aküsü bile arkada, bagajın altında yer alıyor.

Her şeye bulaşan bu yeni bakış açısı yüzünden bilgisayarlarımız bile artık kasası açılmayacak şekilde üretiliyor. Continue Reading →

Continue Reading · 14

Daha kazançlı ve verimli bir yaşam mümkün mü?

Yakın geçmişin en gözde terimlerinden biri ‘zeitgeist’ olmalı. Almanca kökenli bir kelime. ‘Zamanın ruhu’ benzeri bir anlama sahip. Gücünü de bu önemli ayrıntıdan alıyor. Zamanın değişen, dönüşen, belirleyen bir ruhu var. Bit pazarlarından topladığım eski dergileri karıştırmak bunu anlamanın en iyi yollarından biri.

Bu ismi kitleselleştiren iki kavram oldu: Google’ın yılsonu özetleri ve kapitalizmi sorgulayan belgeselleriyle adını duyuran hareket. Bu belgeselleri izlediyseniz Venüs Projesi ve fikir babası Jacque Fresco‘ya da aşinasınızdır. Şahsen şu ana kadar saydığım her kavramı ve verdiğim bağlantıları önemsiyorum ve elime fırsat geçtikçe takip etmeye çalışıyorum.

Uzun zamandır Youtube izleme listemde bekleyen (ve 1,5 saatlik süresiyle gözümü korkutan) Venüs Projesi’yle ilgili belgeseli sonunda izleme fırsatı buldum. Sonlarına doğru Fresco’nun kendisini ziyaret edenlere hitaben söyledikleri bu yazının da ilham kaynaklarından biri oldu (bu kısım tam  01:16:25‘de geçiyor ve ben Türkçe’de daha anlamlı olacak şekilde çevirdim. Fakat özünü aynen koruyor).

Jacque Fresco

Jacque Fresco

Sonunda bütün karar verme süreçleri makinelere devredilecek. İlk düşündüğümde bu fikir benim de hoşuma gitmemişti. Ama gelin terazilerin ne yaptığına bakalım. Bir dönem et almak için kasaba giderdiniz. Eline bir tavuk alır ve 3 kilo olduğunu söylerdi. Ama içinizden “hiç de 3 kilo gibi görünmüyor; bence en fazla 2 kilo” derdiniz. Sonradan tartı diye bir şey çıktı ve kararları ona devrettik, öyle değil mi? Pilotlar da böyledir mesela. Camdan aşağıya bakıp “galiba yaklaşık 2 kilometre yükseklikteyim” demez. Karşısında bir alet vardır ve o tam 4.303 feet yüksekte olduğunu söyler. İşte bu makine tarafından verilen bir karardır. Makineler kararlarında insanlardan çok daha tutarlıdır. Normal bir insan şunu sorar: Peki makine kendisini tasarlayanlardan daha akıllı olablir mi? Küçücük bir adam tanıyorum. Dev kutuları kaldıracak bir alet icat etti. Kendisi bunu yapamazdı. Makineler her zaman yaratıcılarından daha hızlıdır. Şişeleme makinelerini düşünün. Yaratıcısı asla o kadar hızlı hareket edemezdi. Her geçen gün biraz daha karar verme sorumluluğunu makinelere bırakıyoruz.

On yıllar boyu pişmiş bir fikir hareketini bir buçuk saatte özetlemeye çalışan bir belgeselin 1 dakikalık kesiti elbette bütün hakkında yanlış izlenimler bırakabilir ama kabul edelim; Fresco burada haklı.

İlk duyduğumuzda korkutucu gelse bile günlük hayatımızın önemli bir bölümünü makinalar yönetiyor zaten. Ve bundan gayet memnunuz.

Continue Reading →

Continue Reading · 13

Hukuk arayan yeni nesil sorunlar

Bugün Sosyal Medya Hukuku Sempozyumu’nda açılış konuşmacısıydım. Orada yaptığım sunumdan yola çıkarak yeni dertlere yönelik bazı noktaları buraya da aktarmak istedim. Blog yazılarıma gelen yorumlar çoğunlukla konuyu çok daha zenginleştiriyor; kimi zaman varsa yanlışları düzeltiyor kimi zaman da doğruyu pekiştiriyor. Bu konu da görüş toplama ve çeperi genişletmeye son derece müsait başlıklardan biri.

Sosyal medyayı genel anlamda ‘dijitalleşme’ sathına yayarak ‘yeni nesil dertler’ derken ne demek istediğimi biraz pekiştireyim:

  • En büyük konu başlığı elbette mahremiyet. Bu konuda blogda birkaç yazı yazdığım için detaylarına girmeyeceğim ama olayın ana hatları üç aşağı beş yukarı hepimizin malumu. Sorunun özü yeni dönemde bireysel mahremiyetin bazen isteyerek bazen farkında bile olmadan sizin kontrolünüzden çıkması. Kimi zaman bazı hizmetler için mecburen bize özel alanları paylaşmak ve haklarımızdan fedakarlık yapmamız gerekiyor. Kimi zamansa farkında bile olmadan hakkımızda pek çok bilgi toplanıyor.
  • Bu konuya en güncel ve çarpıcı örneklerden biri de CIA adlı bir mobil uygulama. Önce tanıtım videosuna bakalım.

  • Bu şekilde izlerken ilginç; hatta daha da ötesi faydalı görülen bu uygulamanın özüne bakalım: sizi arayan numaralar rehberinizde yer almasa dahi kendine ait merkezi veritabanından sorgulayarak ekranınıza kimliğini rehberde kayıtlıymış gibi getiriyor. Şirket bu numara bilgilerinin bir kısmını halka açık rehberlerden topluyor. Ama esas kaynağı bizzat kullanıcılarının kendisi! Yükleyip çalıştırdığınız anda sizin telefon rehberinizi de kendi veritabanına çekerek herkesin kullanımına açıyor. Böylece her yeni kullanıcıyla biraz daha büyüyen küresel ve korkutucu bir rehbere sahip oluyor. Bu yazılımı yüklemenizi kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ama illa denemek isterseniz (kontakt listenizi kaptırmamak için) rehberi boş bir telefona yükleyin, sonra arkadaşlarınızın sizi aramasını isteyin. Büyük oranda isimlerinin ekranınızda belirdiğini göreceksiniz. Tek sorunu rehberinize ‘Annem’, ‘Halam’ gibi kaydettiğiniz kişilerin de merkezi veritabanına aynı isimle eklenmesi (ve ekranınızda bu şekilde çıkması). Eminim bunları aşacak bir yöntem de bulurlar. Özetle siz numaranızı kimseyle paylaşmasanız dahi rehberinde kayıtlı olduğunuz biri bu (ve bunun gibi başka bir)  uygulamayı yüklediğinde numaranız kamu malı haline geliyor. Sitesindeki bilgiye göre şu anda 1 milyar 300 milyon kişinin bilgilerine sahipler. Buyrun size yeni nesil, devasa bir dert.
  • Kapıda bekleyen yeni dertlerden biriyse geçen sene tanıtılan Google’ın meşhur gözlüğü Google Glass. Henüz bir avuç insanın kullanımındaki bu seksi cihaz standart görünümlü bir gözlüğü gerçek dünya ile aramıza o meşhur Terminatör gözü gibi internetten beslenen bir ara katman ekliyor.

Continue Reading →

Continue Reading · 8

Bluetooth ile katlanan müzik keyfi

Bir itiraf: ben müzik dinlemeyi pek de seven biri değil(d)im. Hani şu arkada müzik çalmazsa yapamayanlar; hatta bizzat müzik dinlemek için çaba gösterenler vardır. İşte ben onlardan değilim. Meğer sebebi doğru dürüst bir ses sistemim olmamasıymış. Geç de olsa anladım.

Pikap satın alma maceramı burada aktarmıştım. Kısa sürede hoşuma gidenlerden (ve bulabildiklerimden) küçük ama güzel bir plak arşivim oldu. Yeni, güzel hoparlörlerimle şahlanan plak sesi kalitesi müzik dinleme keyfimi yeniden alevlendirdi. Ama malum, internet hepimizin arşivinden ÇOK daha fazlasını barındırıyor.

İnternet erişim hızımın artmasıyla beraber ‘indirme / çekme’ denen tutkumu çoktan terk ettim. Bir ara dinlerim, okurum, izlerim diye çöplüğe çevirdiğim; bir daha bakmayacağım gün gibi ortadayken disklerimi doldurduğum her şeyi seneler önce uçurdum. Bugün bir şey seyredeceksem de, dinleyeceksem de internetten ‘akıtıyorum’ (stream terimine bu çeviri daha anlamlı olmuyor mu?). Çok daha kolayıma geliyor.

kulakk

Dizi izlemem. Pek film takip ettiğim de söylenemez. Ama aklıma gelen çoğu yerli yabancı filmi HD kalitesinde Youtube’da bulabiliyorum. Benim esas hastalığım belgeseller (çok yakında Youtube belgesel playlistimi açacağım). Müzik konusundaki açlığımı yerli hizmetlere ek olarak VPN sayesinde kullanabildiğim çoğunluğu ABD ve Avrupa kökenli Pandora, Spotify gibi hizmetlerden gideriyorum..

Continue Reading →

Continue Reading · 21

İnternet kullanıcısının can simidi: VPN

Türkiye’de internete yönelik düzenleme çalışmaları malum. Youtube’a erişimin engellenmesiyle ayyuka çıkan mesele şimdi duruldu gibi geliyor çoğumuza ama yazıyı yazdığım şu an bile 29 bin 366 site erişime engelliydi. Elbette bu resmi rakam değil; bu konu hakkında zabıt tutmaya gönüllü grubun tespit edebildiği (yoksa rakamın 1 milyonu geçtiğini iddia edenler bile var). Devletimizin ilgili kurumu vatandaşın bu konuya yönelik bilgi edinme taleplerini kabul etmiyor. Çünkü bunlar devletlerin sansür ligindeki küresel sıralamasını da etkiliyor (kol kırılsın, yen içinde kalsın).

Devlet sansürü işin bir boyutu. Popülerliği yüzünden de revaçta. Ama tek boyut bu değil. Siteler de pekala sansür uygulayabiliyor. Örneğin Facebook’un hoşuna gitmeyen bir konuya dair linkleri Facebook’ta paylaşmanız mümkün değil. Tarihe geçen pek çok örnek var. İnsanları, fikirleri birleştiren dünyanın en büyük sosyal ağı Facebook’taki varlığımız, sesimiz, soluğumuz iki dudak cenderesinde. Sosyal medya halkın sesini duyuruyordu, herkese söz hakkı vermişti falan…

Devlet engeli, sitenin kendi engeli derken bir de kanuni engeller var. Yani telif haklarına bağlı kısıtlar. İnternet öncesi medya mecralarının kontrol edilebilir yapısından kalma düzenlemeler yani. Hatırlarsanız DVD’lerde bölge kodu diye bir şey vardı. Türkiye olarak 2 numaralı bölgede yer aldığımız bu denklem aynı zamanda film stüdyolarının dünyaya bakışını yansıtıyor:

Siyasi, coğrafi harita olur da ticari harita olmaz mı? Buyrun.

Siyasi, coğrafi harita olur da ticari harita olmaz mı? Buyrun.

Bu haritanın anlatmak istediği şu: biz yaptığımız filmleri dağıtıp pazarlarken bir öncelik sırasına sahibiz. Bu yüzden her bölgedeki filmseverlerin bizim istediğimiz zaman ve sırada yapımlarımızı izlemesi gerekir (çünkü biz fiyatları da bölgelere göre değiştiririz!). Dolayısıyla bir filmin sinemalara girmesi ve sonradan DVD raflarında yerini alma sırasında önce (Kuzey Amerika olarak bilinen) ABD ve Kanada, sonra Avrupa, Ortadoğu ve Japonya, ardından Uzak Asya, falan filan…

(Benim istediğim gibi yaparsan) tamamen özgürsün

DVD oynatıcılar satın alınırken bölge koduna sahipti. Yani 1. bölgeye ait bir ülkeden aldığınız oynatıcıyla 3. bölgeye ait DVD’leri izleyemezdiniz. Bazılarında sadece 2 ya da 3 kere bölge kodu değiştirme hakkı vardı. Sonra sonuncu seçime kitleniyordu. DVD’nin popüler döneminde bu garip düzenlemeye kullanıcılar “yürü git lan” diyerek basit tuş kombinasyonlarıyla kilitleri aştı.

Continue Reading →

Continue Reading · 36

10 adımda mutlak başarının sırrı

İnsanoğlunun en büyük çelişkilerinden biri, olmak istediğine yönelik nefreti.

Herkesin popüler olma peşinde koştuğu sosyal medyada aradan sıyrılanlara karşı, daha çok para kazanabilmek için hayatından pek çok şeyi feda ederken zengin olmuşlara karşı ya da bir sınavda başarılı olmak için çabalarken en başarılı olana karşı nefreti ancak böyle açıklayabiliyoruz.

Her şeyin ötesinde başarılı olan emsallerimizi sevmediğimiz de ortada. Başarı her insanın kendi meşrebince Nirvana’sı. Ama başarılı olanları bekleyen tek şey geniş bir haset yumağı. Bir gün bununla ilgili laflarken aramızdan birisi “zirvedekiler yalnızlığa mahkumdur” gibisinden bir şey demişti. Çok da haksız sayılmaz.

suuuccc

Her Perşembe akşamı İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Next Akademi kapsamında yüksek lisans dersim var. Kampüsü; yani Santralİstanbul‘u çok sevdiğimden elimden geldiğince erken gitmeye çalışıyorum. Oranın havasını solumak hoşuma gidiyor. Üstelik her hafta, bir vesiyle birileriyle tanışıyorum. Beni internetten takip eden, yazılarımı okuyan birileri gelip sohbet ediyor. Dün de tam okulun bahçesinde motorumu park ederken  bir öğrenci yaklaştı. Ayaküstü sohbete koyulduk. Merhabanın ardından arka arkaya soruları sıralamaya başladı. Hayatta kimi örnek aldığım, kimi başarılı bulduğum, egomu nasıl yendiğim, başarıya nasıl ulaştığım gibi bir dizi ecel sorusu.

Öylece kalakaldım.

Continue Reading →

Continue Reading · 23

Çilelerin en büyüğü: dans

Ben dansı çoğu akranım gibi Türk filmlerinden gördüm. Sosyetik partilerin, gece davetlerinin vazgeçilmeziydi. Herkesin bildiği bir maharetti. Öyle sorgusuz ve keyifle icra edilirdi ki yüksek sosyeteyi ‘dans etmezse ölecek’ adlı bir salgın hastalığın pençesine düştüğünü sanabilirdiniz. Mümkün olan her fırsatta herkes arsız kahkahalar eşliğinde dans ederdi.

Alternatifiyse yine biraz kalburüstü kitlenin pırasa boyutunda sardığı cigarayı şarap ve viskiyle (ama asla rakı değil) harmanladığı dejenere ortamlardı. Herkes yine durduk yere güler, kızlar rock’n roll eşliğinde mini eteklerini savurtarak kameraya donlarını göstermeye çalışır, danstan yorulanlar da mekanın kıyısında köşesinde sevişirdi.

Dans ve dans edenler pek çok gibi kafamda mecburen böyle kodlanmıştı.

Bu yüzden olacak dans edilen ortamlarında kendimi hep o filmlerdeki şaşkın, tıfıl, taşralı delikanlılar gibi hissettim. Dans benim işim değildi. Her an biri çıkıp “Ahahahaa! Şu vahşi öküze de bakın!” diyecekmiş gibi gelirdi. Dolayısıyla en garantisi bir kenarda Kadir İnanır ya da Cüneyt Arkın misali poz kesmekti. En fazla ritme uygun birkaç sallanma hepsi bu. Saatlerce kazık gibi bir köşede dur; sakın ha kendini müziğe kaptırma! Delikanlı ol!

Ama garip bir şekilde dans edilen her ortamda biz çoğunluktaydık. Herkesin gönlünce dans ettiği bir ortama denk gelemedim hiç. Gerçi gönülnce dans etmek de ayrı bir tehlike. İpin ucunu kaçırınca olacakları kestirmek de kolay değil. Ne acı örneklere şahidiz.

Continue Reading →

Continue Reading · 6

Türkiye Posterleri

Bugün adına internet dediğimiz şey içinde sosyal medya, sohbet hizmetleri gibi bir sürü farklı protokol ve alt ağları barındırıyor. Bu kadar popülerleşmesinin sebebiyse World Wide Web. Ya da daha popüler ismiyle WWW. Hani şu adreslerin başında (bazen) gördüğümüz (ki ne gereği var artık!).

Gördüğünüz kesit bir galaksiye ait değil. İnternetteki adreslerin birbiriyle ilişkisini görselleştirince ortaya çıkan sonuç. (Tıklayarak tam halini görebilirsiniz)

Gördüğünüz kesit bir galaksiye ait değil. İnternetteki adreslerin birbiriyle ilişkisini görselleştirince ortaya çıkan sonuç. (Tıklayarak tam halini görebilirsiniz -11 MB-)

(Sir) Tim Berners-Lee, bugün Büyük Hadron Deneyi ile varlığımızın sırrını keşfetmeye çalışan CERN‘de mühendisken dünyanın dört bir yanından toplanmış meslektaşlarının apayrı sistemlerde birbirinden kopuk, verimsiz çalışma ortamlarını ve sonucundaki ‘bilim israfını’ görünce WWW sistemini icat etti (Berners-Lee’nin kişisel sayfasına girerseniz hala webin ilk yıllarının izlerini taşıyan formunu görebilirsiniz).

Webin bu yazıya dair önem taşıyan ayrıntısı ise link verebilme özelliği. Hani herkesin başkasından kapmak için yanıp tutuştuğu ama vermekten çekindiği. Belgeler arasında link veremiyor olsaydık bugün internetin şimdikine kıyasla hiçbir anlamı olmayacaktı. Dijital ortamlar link verebildiğimiz için bizi bu kadar heyecanlandırıyor. Her sayfada birkaç tıkla başka başka dünyalara açılıyor, sonsuzluk içinde saniyenin bilmem kaçında birinde apayrı alemlere geçiş yapabiliyoruz (bu yazıda bile şu satıra kadar 9 link bulunuyor).

Şimdi gelelim bunları aklıma getiren vesileye.

Her link bir keşfin ilk adımıdır

‘Bir ara bakarım’ diye içini kısayol ve PDF’lerle doldurduğum bir klasörüm var. Onun içindeki günlük kazı çalışmamda bir derlemeye denk geldim. Brand is You etkinliği için hazırlanan Türkiye Nasıl Dünya Markası Olur isimli bir e-kitapçık. Benim de yer almam istenmiş ama zamansızlıktan yazamamıştım.

Karıştırmaya başladım…

Continue Reading →

Continue Reading · 1

Küçük alanlarda yaşama sanatı

Nüfus ve şehirleşme konusuna konferanslarımda sıkça değinmek zorunda kalıyorum. Bu yazıda bahsetmemin nedeniyse onlardan biraz farklı olacak. Önce birkaç rakamla mevcut duruma bakalım:

  • Bulgulara dayalı tahminlere göre tarım çağını yaşadığımız M.Ö. 8000 yılında dünya nüfusu 5 milyon kadardı.
  • M.S. 1 yılındaysa (farklı araştırmalara göre) 300 ile 600 milyon aralığında bir nüfus olduğu anlaşılıyor. Yani yıllık nüfus artışı yaklaşık %0,05 olarak gerçekleşmiş.
  • Kayıtlara göre 1800 yılında 1 milyar kişiyi geride bırakmışız.
  • 130 yıl sonra; yani 1930′da 2 milyarı görmüşüz.
  • Neredeyse 30 yıl sonra; yani 1959′da 3 milyar olmuşuz.
  • 15 yıl sonra; 1974′te 4 milyara ulaşmışız.
  • 13 yıl sonra; 1987′de 5 milyarı geçmişiz.
  • 2011 yılında 7 milyarı geçtik.

Nüfusun nasıl büyük bir hızla arttığı ortada. Buna refah, yaşam koşulları ve sağlık şartlarının yükselişi, ortalama ömürün artışını da eklemek gerek ama doğum oranı da hızla artıyor. Örneğin bu yazıyı yazarken yılbaşından itibaren 38 milyon kişi doğmuş, 17 milyona yakın kişi vefat etmişti.

Bu veriler ışığında baktığımızda 2025 yılında 8 milyar, 2045 yılındaysa 9 milyar olacağız!

aa27iq98jq3mi-u8AWQYfXHcw-hd

Bir başka veri de şehirleşmeye yönelik. Birçok farklı sebeplerden ötürü nüfus hemen her bölgede hızla şehirlerde toplanıyor. Bu da şehir kavramına yepyeni tanımlar getiriyor. Bugün yaşadığınız şehrin kalabalığından, trafiğinden, itiş-kakışından dert yanıyorsanız biraz daha dişinizi sıkıp 2025′i bekleyin. Bugünlerinizi mumla arayacaksınız. Bu trendin kültürden suç oranlarına, sağlıktan yaşam koşullarına kadar pek çok etkisini göreceğiz. Hayatımızda pek çok şey radikal bir şekilde değişmek zorunda kalacak. Bunlardan biri de yaşam alanlarımız olacak.

Continue Reading →

Continue Reading · 12

Kadın Programları Fokus Grubu

Devletin en çetinceviz kurumlarından biriyle devam eden bir mahkeme süreci yüzünden günüm kayınca planlarım şaştı. Katılamadığım toplantımın boşluğu bahanem oldu. Uzun zamandır doğru dürüst bakamadığım televizyonu açıp kanallar arasında turlamaya başladım. Hiç de yabancı olmadığım, kanıksadığım ve neredeyse denk geldiğimde sevindiğim bildik yapımlar önümden aktı geçti. Kızına tecavüz etmiş babalar, oğluna işkence etmiş analar, kolundaki altınlarla uyuşturucu alabilmek için anneannesinin bileğini kesen torunlar, fakirlikten ‘satıldığı’ kocanın zulmünden kaçıp daha beter bir grubun eline düşerek heba olan kadınlar…

“Neler var bak halimize şükredelim” kafası. Boş yere isyan etmeyelim Allah’ın gücüne gider.

Continue Reading →

Continue Reading · 6

Yazılarımı link vererek / kaynak göstererek kullanabilirsiniz.