You wanna fuck with me? Okay. You wanna play rough? Okay. Say hello to my little friend!

Adın yazılacak mücevher taşa

Posted: October 29th, 2008 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , | 4 Comments »
Adın yazılacak mücevher taşa

Cumhuriyeti biz böyle kazandık

28 Ekim Salı akşamı nicedir yapmayı planladığımız ama nedense bir türlü başlatamadığımız MYK eğlencesinin ilki olacaktı. Akşam 20:00 gibi ofiste bir yandan son kurgu ve upload işlemlerini tamamlıyor bir yandan da muhabbet çeviriyorduk.

Murat ile Emre sağolsun Cumhuriyet Bayramı bölümü için öyle bir şarkı seçmiş ki elim ayağım birbirine girdi. Sonra oturduk ne koymalıyız fon müziği olarak aranmaya başladık. O sırada sağolsun Mustafa filminden idmanlı olan Burak ‘kafa‘ Bayburtlu YouTube troll operasyonuyla yayındaki marşı buldu.

Dinlerken de bütün çocukluğumu, törenleri ve okuduğum kitapları hatırladım. Biz bugün ekonomik kriz, terör, sansür ile boğuşup dururken daha 85 yıl önceki olayları bile nasıl da göz ardı ediyoruz. Bu devlet nasıl belalı günlerde, nasıl yokluk içinde ve ne umutlarla kuruldu. Nasıl da unutuyoruz günlük telaşlar içinde.

Ben milliyetçi, ulusalcı falan değilim. Ama bu toprakları ve üstünde kurulu ülkeyi, insanlarının büyük bir kısmını seviyorum. Varlığı beni mutlu ediyor. Nankörlük de etmeden üstelik.

O marşı o günleri ve yaşananları hayal etmeye çalışarak okumak gerek:

İZMİR MARŞI

İzmir’in dağlarında çiçekler açar
Altın güneş orda sırmalar saçar
Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

İzmir dağlarına bomba koydular
Türk’ün sancağını öne koydular
Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana

İzmir’in dağlarında oturdum kaldım
Şehit olanları deftere yazdım
Öksüz yavruları bağrıma bastım
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım feda olsun güzel vatana

Peygamber kucağı şehitler yeri
Çalındı borular haydi ileri
Bozuldu çadırlar kalmayın geri
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

Türk oğluyum ben ölmek isterim
Toprak diken olsa yatağım yerim
Allah’ından utansın dönenler geri
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

Kaynak: VikiKaynak

Lafı geçmişken sevmediğim bir ticari kurnazlıkla Cumhuriyet Bayramı’nda gösterime giren Mustafa filmine dair bir kesitekleyeyim:

Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun…

NOT: Bizim bu marşı bulup eklemek için kullandığımız YouTube, aynı marşın kahramanına hakaret içeren videolardan dolayı Türkiye’de engelliydi. Bunu da yeri olmasa bile düşüncelerinize sunuyorum. Bizi bu hallere düşürenlerin hakkı neyse onu bulsunlar.


Yemeksepeti’ne dair birkaç ayrıntı

Posted: October 29th, 2008 | Author: | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , | 2 Comments »

Sansüre karşı ne yapabiliriz diye Nevzat’ın ev sahipliğinde ofisinde buluştuğumuzu yazmıştım. Ayak üstü muhabbet sırasında aldığım (ve Nevzat’ın yazabilirsin dediği) bazı ayrıntıları paylaşmak isterim:

  • Yemeksepeti‘nin günlük sipariş sayısı 14 bine yaklaşmış durumda. Bu cümleden yola çıkarak hemen ortada “her siparişten 1 lira kazansan…” tarzı muhabbet dönmeye başladı. Türk refleksi :) Amma da yiyormuşuz dedim içimden.
  • Çağrı merkezinde 23 kişi çalışıyor. Aksayan siparişler, şikayetler veya tebrikler için.
  • Siparişin doğru dürüst gelmesi için kimi üyeler webdeki formu doldururken not kısmına “Nevzat da yanımızda, ona göre” diyormuş!
  • Şu an kullandıkları villanın yanını da kiralamışlar. İşler büyüyor demek ki. Daha da büyüsün, 40 kişiye daha iş ve biz şehirlilere evde / işte aç kalmama imkanı doğsun. (Nevzatların eski tek oda ofisini hatırlıyorum da şimdi bakınca için için gururlanmadan edemiyorum)
  • Bahçede bir langırt masası var. Biz toplantıya girerken oynuyordu birileri, 3 saat sonra hava kararmışken çıktığımızda hala oynuyorlardı. Siparişler aksıyorsa sorumlulardan biri o langırt masası olabilir.
  • Nevzat’ın iddiasına göre rakiplerin ayakta durma şansı yok. 6 ay ile 1 yıl arasında her açılan kapanıyormuş. Doğru mu, değil mi karşılaştıracak bilgim yok doğrusu. Olabilir…
  • Arda Kutsal, Burak Büyükdemir ve Hasan Yalçınkaya ile birlikte toplantıdan çıkarken bahçeden öyle bir köpek saldırısı başladı ki ben böyle bir şey görmedim. Biri pitbull olmak üzere iki HAYVAN mümkün olsa tel örgüleri aşıp bizi parçalayacaklardı. Ne yaptık biz bunlara anlamadım. Hasan hemen kaskını takıp motora binerek uzaklaştı :) Eğer onlar Nevzat’ınsa nasıl bir olay onlara muhtaç bırakmış dükkanı öğrenmek isterim.

Bu arada bir ayrıntıyı da unutmayalım. Yemeksepeti kartvizit olarak kendi konusuyla da ilintili olarak o meşhur Mabel sakızını kullanıyor. Şu an bu satırları okuyan kaç kişi hatırlıyor bilemem. Ben hala bulduğum pastanelerde bolca alıyorum.

Sakızın dış kaplamasının önünü isim ve illüstrasyon için, arkasınıysa adres ve iletişim bilgileri için kullanmışlar.

Yemeksepetine dair birkaç ayrıntı

Bence harika bir fikir. Benden başka kişiler de böyle düşünmüş olacak ki ödül almışlar birkaç tane. Ama işin ilginci toplantılarda masaya getirince çoğu insan anlamıyormuş. Kimi masada bırakıp gidiyormuş hatta! Yaratıcılık da zor zenaat.


Sansürü tarihe gömmek için toplandık

Posted: October 29th, 2008 | Author: | Filed under: Memleket Halleri, Web Dünyası | Tags: , | 33 Comments »

Haber verdiğim gibi dün akşamüstü iki buçuk saatten fazla süren bir toplantıda, Türkiye internetine emek veren 21 kişiden oluşan bir grupla Nevzat’ın (yemeksepeti) ofisinde toplandık. Amacımız blogspot sansürüyle artık gemi azıya alan ve isyan ettiren uygulamadan nasıl kurtulacağımıza dair fikir yürütmek ve bir eylem planı oluşturmaktı. (toplantının akışını bozmamak için fotoğrafları başta çektim. Biraz geyik muhabbeti ve yeme-içme toplantısı gibi görünmesi ondandır. Hiç de öyle olmadı. Hatta bence gayet de verimli geçti)

Sansürü tarihe gömmek için toplandık

Aralarında avukat Gökhan Ahi ve Başak Purut, Alemşah Öztürk, Burak Büyükdemir, Arda Kutsal, Füsun Sarp Nebil, Savaş Şakar, Erdem Yurdanur, Çağlar Erol, Hadi Özışık, Nevzat Aydın, Hasan Yalçınkaya, Orkun Tekin, Burak Büyükdemir, Erdem Yurdanur gibi farklı alanlardan kişiler bulunan geniş bir katılmcı grubuyla mevcut durumu ve ne yapılabileceğini tartıştık.

Çok uzun bir süre ve çok fazla konu başlığı üstünde konuştuğumuz için kabaca özetlemeye çalışayım:

Read the rest of this entry »


FriendFeed’in ‘en’leri

Posted: October 28th, 2008 | Author: | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , | 3 Comments »

FriendFeedin enleriTürkiye’nin en fazla kullanan ülkeler arasında yer aldığı FriendFeed sitesini ben de aktif olarak kullananlardan biriyim. Konunun özeti, herkesin takip ettiği şeyi başkalarıyla paylaşması. Bu sayede siz de ilgili olduğunuz kişi ve arkadaşlarınızın nelerle ilgilendiğini, internette ne yaptığını takip edebiliyorsunuz (benim ettiklerim).

Uyuşturucu gibi bir şey. 5 sene önce anlatsak ‘teşhircilik’ denecek bir şey bugün ‘sosyalleşme’ oldu :)

Yazmadan önce Arda’nın da yazdığını fark ettim ama ben yeni keşfettim, yazayım dedim. FFholic isimli (çok zor / yanlış bir alan adına sahip) bir site var. Arda Kutsal’ın da ortağı olduğu uluslararası bir girişim. Takip sitesinin takip sitesi diyebiliriz. FriendFeed’in sunmadığı bazı hizmetleri sunarak tamamlıyorlar. İnceleyerek daha iyi anlayabilirsiniz.

Orada ilginç listeler var. Mesela Türkiye’deki FF camiası hakkında bilgi edinmek için şu linkleri kullanabilirsiniz:

Bu listeler son 24 saati içeriyor. Daha uzun ölçekli var mı bilmiyorum / bulamadım ama fikir veriyor. (Siz baktığınızda durum değişmiş olabilir ama benim en yanlış anlaşılan başlığım şu an en tartışılanlar arasında ilk sıraya yerleşmiş. Kader işte…)

FriendFeed dedim durdum, bu kadar link verdim ama Türkiye’den toplasanız 1000 üyesi vardır, yoktur. Ama en ‘kaymak’ 1000 kişi olacak ki bu kadar lafı geçiyor.

İki toplantı arası girilen blog başlıklarımdan biri daha…


İstanbul’da otomobil sahibi olmak

Posted: October 28th, 2008 | Author: | Filed under: Memleket Halleri | Tags: , , , , , , , , , , , | 6 Comments »

Birkaç yıldır otomobilin bu şehirde nimet mi külfet mi olduğuna dair ciddi sorgulamalar içindeyim. Her Pazartesi 10:00′da MYK’da genel bir ekip toplantımız var. Bu sabah 08:45′te çıktığım yolda, 19 km mesafeyi alıp ofise vardığımda saat 10:15′i gösteriyordu.

Otomobil sahibi olmanın nimetlerini herkes sıralayabilir. Ben (nedense) pek bahsedilmeyen ama sahip olan herkisin ortak paydası olan külfetlerinden bahsetmek istiyorum bu sefer de (züppelik olarak algılamayın lütfen):

  • Vergi: Alırken ödenenden bahsetmiyorum. O zaten mantık dışı. Ama sahip olma maliyetinde ödenen vergi cidden düşündürücü. Hele hele benim gibi yüksek motorlu bir araç kullanıyorsanız (2500cc) kara kara düşündürücü oluyor.
  • Trafik Muayenesi: Yaptırması da dert, parası da cabası.
  • Egzost muayenesi: (nasıl yazayım diye epey düşündüm) Bu meseleye verilen önemi ceza oranıyla açıklamak mümkün değil. Uyduruktan da bir prosedürü var, o ayrı.
  • Otopark gideri: Hiç düşünülmez ama her sene ciddi bir miktar da buna gidiyor. Örneğin ben sadece ofisin oraya park edebilmek için ayda 175 YTL para veriyorum. Evimde otopark var ama yakında taşınacağım yerdeki otopark aylığı 300 YTL’den BAŞLIYOR! Sağda solda gittiğim yerde ödediklerimi saymıyorum.
  • Yakıt gideri: Bir şey söylemeye gerek var mı?
  • Bakım, tamirat, vs: Aracınızın markasına, modeline göre değişir ama araba dediğin durduğu yerde bile illa masraf çıkarıyor.
  • Kaza: Sürprizdir, gelir ve can acıtır. Cana da gelse dert, mala da.
  • Sigorta: Zorunlusu ayrı, kaskosu ayrı. Hele birincisi adı üstünde zorunlu…
  • Cezalar: İlla ki çıkar.

Bunlar ilk etapta aklıma gelenler. Daha da vardır elbette. Ama şimdi bütün bunlara ‘yeter’ desem ve her yere taksiyle gitsem aklıma gelen avantajlar:

Read the rest of this entry »


En tutucu grup: bilgisayar kullanıcıları

Posted: October 27th, 2008 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , , , , , , , , | 4 Comments »

En tutucu grup: bilgisayar kullanıcılarıBen meraklı bir adamım. Bebekliğim de böyleymiş söylendiği kadarıyla; çocukluğum ve yetişkinliğim de benim bildiğim kadarıyla öyle. Meraklılık çok genel bir huy ama her şeye merak duyanlardan da değildim. Hatta içimde aksi ve muhalif bir taraf genellikle hep popülere ve genel merak alanlarına uzak tuttu beni.

Bu nadir olana tutku da beraberinde yalnızlığı getirdi. Çoğunluğun izlemediği filmler, okumadığı kitaplar, ilgilenmediği hobiler gibi listeler çerçevesinin içinde elde kala kala yalnızlık kalıyor. Üstelik bu alt grubun hepsi muhalif olduğu için kendi aralarında da kaynaşamaz.

Örneğin Yeşilköy Havacılık Müzesi içinde toplanan maketçi heyetinin birbirinden boyama ve yapıştırma tekniklerini nasıl gizlediklerini dün gibi hatırlatım (hala da toplanırlar keşke bir gidip görseniz). Size komik gelebilir ama bir de gidip orada seyredin; sanki Coca Cola formülü.

Read the rest of this entry »


Şekip Can Gökalp’ten iki link

Posted: October 27th, 2008 | Author: | Filed under: Web Dünyası | No Comments »

Kısa bir süre önce tanıştığım, güzel işler yapan ama benim kısa gözlemim sonucunda erken zamanda yanlış tarafa kanalize olan (ben o yaşta ve o özgürlükte olsam kolları sıvayıp kendi işimi yapardım mesela) Şekip Can Gökalp‘ten iki link vermek istiyorum. (Hiç tanımayanlar için siyahkahve, ortakantin, mixxt, okumasitesi ve expodea gibi projelerde değişen oranda katkıları var)

  • Bir internet projesinin adımları. Ne yapmalı, ne yapmamalı? (televidyon)
  • Son anda gidemediğim Berlin Web2.0 Expo ile ilgili derleme (webrazzi)

Tavsiye ederim.


Sansürün acısı sonradan çıkar

Posted: October 27th, 2008 | Author: | Filed under: Memleket Halleri, Web Dünyası | Tags: , , , , | 9 Comments »

İnternette sansürle ilgili Çin’in meşhur filtre çalışmalarını başlattığı yıllardan bu yana yazılar yazıyorum. O süreci iyi biliyorum. Buralara nasıl gelindiğini de… Ortadoğu’daki girişimleri de neredeyse gün be gün takip ettim Türkiye’deki süreci de ister istemez seyrediyorum. Bu konuda Meclis’teki çalışma grubu toplantılarına kadar gözlemlemişliğim vardır.

Bunları böbürlenmek için anlatıyor değilim elbette; bunu yapana madalya vermiyorlar. Öte yandan bir gazetecinin işi nedir başka?

Ama bu konuda çok yazmış etmiş biri olarak artık lafı tükettiğim için dozu kendi marjım içinde en üst noktaya getirerek kapatmak istiyorum. Çünkü artık yazacak bir şeyim kalmadı. Ne buraya, ne oraya, ne de başka bir yere. Buyrun size gazetedeki köşe yazım.

Daha ötesinde ne denir bilemedim.


Sinevidyon@Televidyon ve stop-motion denemeleri

Posted: October 24th, 2008 | Author: | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , | 4 Comments »

Özgür Poyrazoğlu ile zamanında danışmanlığını yaptığım Tikle‘den tanışıyoruz. O dönem Tikle’ye bağlı Yeni Renk şirketinin başındaydı. Sonra kurduğu SodaMedya ile kendi yolunda ilerlemeye başladı. Beraberinde sinema.com gibi önemli bir adresi ve veri kaynağını da alarak…

Senelerce görüşmediğimiz Özgür ile Webrazzi’nin TechCrunch Meetup etkinliğinde karşılaştık. (hatta videoda önlü arkalı oturduğumuz görünüyor) Laf lafı açtı ve televidyona geldi. Ben deli gibi sinema programı istiyordum, onlar da meğer yapmak istiyormuş. Konuştuk, heveslendik, sonra unuttuk gitti…

Read the rest of this entry »


Kanım aktı damla damla

Posted: October 24th, 2008 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , | 7 Comments »

Bugün MYK’daki idari işlerimizin patronu Murat (Ayyüz) ile birlikte CNR Expo’da düzenlendiğini duyduğum Promotürk adlı yaratıcılıktan zerre kadar nasibini almamış isme sahip promosyon fuarına gidelim dedik. Amaç Yahoyt ve Televidyon için kahve kupası, kalem, t-shirt gibi logolu ürünler yaptırabileceğimiz birilerini bulmaktı.

Ben yoldayken Murat telefon açtı ve “berbat bir fuar, hiç gelme” dedi. Ben de olay mahaline çok yakın olduğumdan dolayı alayım, ofise birlikte geçeriz dedim. Tam kapının önünde Kızılay’ın kan bağışı aracını gördüm. Döküntü bir minibüs… Bundan daha müsait bir zaman olamazdı.

Ben bir olayın içinde olurum da komedi eksik kalır mı?

Read the rest of this entry »