You wanna fuck with me? Okay. You wanna play rough? Okay. Say hello to my little friend!

Hep daha parlak bir hedef vardır

Posted: January 2nd, 2011 | Author: | Filed under: Kişisel | Tags: , , , , | 9 Comments »
Küçükken defalarca okuduğum kahverengi ciltli bir hikaye kitabım vardı. Her hikaye kitabı gibi eski çağlardan öykülerle doluydu. Prensler, prensesler, çiftçiler, köylüler… Hepsi de evvel zaman içinde.

İçindeki yüzden fazla hikayeden birini hiç unutamadım.

Çok ağrılı bir hastalık geçiren ve sancılarının son bulması için yalvaran kızın hikayesiydi.

Yalvarışlarına dayanamayarak ortaya bir peri (ya da melek) çıkıyor ve ona çıkrık veriyordu. Makaradaki bu ip küçük kızın hayatını temsil ediyordu. Acısını dindirmek için ipin ucunu çekip çıkrığı çevirmesi yeterliydi. İpi çektikçe zaman daha hızlı geçiyordu.

Küçük dertli kız sevinçle ipi  bir miktar çekiyor, zaman hızlıca akıp gidiyor ve ağrısı geçiyordu. Ancak bu ‘sihirli’ yetenek bir süre sonra alışkanlık halini alıyordu. Kız artık hoşlanmadığı en ufak şeyde dahi ipi çekiyordu. Hep mutlu anları yaşayan kız bir gün makarada çok az iplik kaldığını farkediyordu. Böylece daha gençlik dönemine bile giremeden ömrünü tüketmişti. Üstelik geri dönüşü de yoktu…

Bu hikayeden ‘her anın kıymetini bil’ ve ‘hayat sadece güzel anlardan ibaret olamaz’ gibi birçok sonuç çıkabilir.

Çocuk aklımla ben neler çıkarmıştım tam hatırlamıyorum. Ama eminim bunun da etkisi olan bir dizi ayrıntı sayesinde ‘güzel günler’e yönelik hayallerimde umudu hep korumayı ve şükretmeyi öğrendim.

Beyhude hayaller

2011′in ilk gününü geride bırakırken ben de hemen herkes gibi bir hafta önce de pekala koyabileceğim ve yapabileceğim bir dizi hedef koydum. Zamanın koca bir yanılgıdan ibaret olduğunu bile bile hem de. Eminim çok az bir kısmını yapabileceğim. Diyetler, seyahat planları, spor salonu sözleri, ödevlere / derslere asılma gibi uzayıp giden nice sözler dolanıyor zihinlerde kimbilir…

Oysa Pazartesi günü başlayacak olan yine o sıradan hayatımız ne yazık ki.

2011′i bilemem ama 2010 benim için epey çalkantılıydı. Nefes bile almaya zor zaman bulduğum günlerden usanıp yeni bir hayat kurma kararı maddi ve manevi olarak çok sancılı bir süreç oldu. Fakat tahmin ettiğimden çok daha kısa bir sürede yenidan yapılanmayı tamamladım. Eskisinden de iyiye döndü her şey. Birçok yeni insanla tanıştım. Yıl sonuna doğru başlayan televizyon serüvenim de hayatımda yeni bir sayfayı açtı. İlk televizyon projem değil ama hepsinden çok farklı şeylere gebe olduğunu hissediyorum.

Ama bu yazının amacı 2011 hedeflerime sizi bulaştırmak, şahit tutmak değil. Onun yerine bir puronun hayatımdaki anlamını paylaşacağım.

Hep daha parlak bir hedef vardırBilen bilir; puro içmeyi severim. 10 yılı aşkın bir zamandır hem içiyor, hem hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.

Tek derdi biraz eski Türk filmlerindeki tiplemelerin zihinlerde bıraktığı tortu, biraz da Türkiye’de türeyen yeni tutkunların gösteriş merakı yüzünden tepkili bakışlara sebep olması.

Huzur ve keyif almak için tüketilen bir nesneyi altüst eden bir durum olduğundan içebildiğim mekan ve zaman her geçen gün biraz daha kısıtlanıyor.

Bilmeyenler için; puronun sigaradan farklı olarak ‘çeşit deneme’ geleneği de var. Örneğin bir sigara tiryakisi kullandığı markayı mümkünse asla değiştirmez ancak puro tutkunu sürekli farklı tatlar keşfetmeye bakar. Kendi içinde onlarca farlı boy, kalınlık, tütün türü ve markaya bölünmüş puro dünyasında bir de  ’Edicion Limitada’ serisi vardır. O senenin en iyi tütünleri kısıtlı sayıda üretilen bu purolar için ayrılır.

2003 yılı standartlarıma göre çok pahalı olduğu için çok nadiren içebildiğim Cohiba marka puronun double corona edicion limitada serisinden kendime 1 tane almıştım. O dönem benim için o kadar kıymetliydi ki hemen içmek yerine özel bir şeyin şerefine saklamaya karar verdim.

Bu su hiç durmaz

O özel şey önce maaş zammı oldu. Beklediğimin üstünde bir zammın ardından yakacakken aklıma yeni bir hedef geldi. Ev sahibi olursam içecektim! Bir zaman sonra TOKİ’nin gazetecilere yönelik bir kampanyası sayesinde taksitle bir evim oldu. Tam şerefine yakacakken “içinde oturacağım bir evim olunca içeyim” dedim.

İçinde oturacağımız evi 4,5 sene aradık. Hayalimdeki 1940-1960 yılları arasında yapılmış, yüksek tavanlı, asansörlü ve en az 4 odalı evi bulana kadar neredeyse her hafta Taksim, Beyoğlu, Tünel, Galatasaray, Pangaltı, Maçka, Nişantaşı, Teşvikiye arşınlayıp durduk. Belki yüzlerce eve girdik çıktık. Sonunda bulduk ve mucizeler sonucu satın aldık.

Bunun sevinciyle kibriti çakarken “şimdi değil de içine gireceğimiz gün içeyim” dedim, yerine koydum. Tahliye, restorasyon derken eve girmemiz 2,5 sene sürdü . O sırada aklıma geldi; bu puroyu ev için harcamak saçmalıktı.

Asıl 10 senedir hayalini kurduğum baba olma meselesi şerefine yakmalıydım!

2008′de baba oldum. O iki küçük cana bakarken puro aklımdan uçup gitti…

Sonra kendi şirketimi kurma hayaline düştüm. Elbette ödülü o puroydu. Kurdum, büyüttüm, sattım, çıktım; puro yine kaldı.

Sene oldu 2011…

Purom hala humidorumun bir kenarında duruyor. Kimbilir hangi hedefi, güzel olayı bekliyor? Beklemekten pamuklandı, yer yer küflendi. Eminim içsem keyif de vermeyecek. Ama hala kutup yıldızım, deniz fenerim gibi…

Çıkrıktaki ipinin bitmesinden korkan kız misali o puro da benim hayattaki tek umudum sanki. Tüketince sevinecek yeni bir hedefim kalmayacakmış gibi…

10 senedir hak edemediğim ödülümle tanıştırayım sizi de; aşağıda soldan üçüncü.

Hep daha parlak bir hedef vardır

Humidorumdan bir kesit

Ama göreceksiniz; 2011′de o puroyu içeceğim! Bu seneye dair en net hedefim bu.

Yarım kalan işlerimin başka şeyler olmasını isterim.


Sosyal ağ yönetim ipuçları

Posted: December 24th, 2010 | Author: | Filed under: Kişisel, Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , , | 23 Comments »

Sosyal ağları işim gereği mi kullanıyorum yoksa işim haline mi getiriyorum emin değilim. Ama aktif olarak işime yarayan her parçasını kullanmaya çalıştığımı söyleyebilirim.

Takip eden kişi ve kurumlardan sıkça gelen bir soru televizyon programımın ardından patlama yaptı. Birçok kişi bütün bunları nasıl yönettiğimi soruyor. Tek tek anlatmaktan yorulunca mümkün olduğu kadar kısa, öz bir şekilde bloga aktarıp herkesle paylaşmak istedim.

Read the rest of this entry »


Twitter kullanıcılarına tavsiyeler

Posted: December 23rd, 2010 | Author: | Filed under: Kişisel, Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , , | 10 Comments »

Twitter kullanımını ‘beslenme’ ve ‘besleme’ olarak (input / output gibi) ikiye ayırırsak benim beslenme amacım bilgilenme, haberdar olmak temeline dayanıyor. Besleme amacımsa tamamen ruh halime, o an ilgilendiğim konuya göre değişiyor. Yani kimileri gibi ‘bir misyonum, imajım, tonum, duruşum olsun’ gibi hallerde değilim. Sonuçta bir kurum değil bireyim. Kendimi markalaştırma gibi bir hevesim de yok.

Twitter kullanıcılarına tavsiyeler

Ne var ki bu yazıyı yazdığım anda Twitter’da beni takip eden 20 binden fazla kişi var ve bu her ilgi, beklenti grubundan azımsanmayacak kadar alt küme oluşturmak için yeterli oluyor.

Kimi enteresan web siteleri keşfetmek, kimi sohbet etmek, kimi teknoloji tavsiyeleri almak, kimileriyse sadece benim kişisel hayatımı keşfetmek / izlemek için beni takip ediyor.

İnsanların genel beklentilerine göre bir tarz tutturmak mümkün. Ama o da beni olmadığım biri olmaya; ya da en azından olduğum birkaç halimi gizlemeye götürecek. Neysem öyle kalmayı tercih ederim.

Gel gelelim beklentileri de haksız buluyor değilim. Dolayısıyla kendi hesabımı yine aynı şekilde tutmak kaydıyla sadece belirli konularda bilgi sahibi olmak isteyenler için bazı alternatif hesaplar açtım. Bu hesaplar benim esas @mserdark hesabım içindeki konuların kategorilere ayrılmış halleri olacak. Karmaşadan, parazitten uzak, rafine postlar peşinde koşanlar için aklıma gelen en basit çözüm bu oldu.

  • @msk_tekno : Genel teknoloji haber ve gelişmeleri.
  • @msk_trend: Trendler, yeni akımlar.
  • @msk_web: Farklı, yenilikçi, dikkat çekici web siteleri.
  • @msk_video: İlginç, etkileyici, komik, sıradışı videolar.
  • @msk_guncel: Konu bağımsız, güncel gelişmeler.
  • @msk_firsat: Dönemsel fırsatlar, kampanyalar ve haberler.

Bir süredir kapalı devre denediğim bu hesaplardaki içerik ana hesabımdan besleniyor. Ancak ilerde sadece bu hesaplara yönelik özel postlar da gireceğim.

Üstünde emek vermeyi düşündüğüm bir diğer konuysa Twitter listeleri. Şimdilik herkesin kullanımına açtığım 4 liste var. Diğerlerini de içime sindikçe paylaşacağım.

Bu listelere abone olarak içerdikleri hesaplara tek tek abone olmaya gerek kalmadan tüm paylaşımları ve gelişmeleri kolayca takip edebilirsiniz. (Bu listelerde eksikler olduğunun farkındayım. Unuttuğum, eksik bıraktığım, eklemem gereken hesapları da yorumlarınızla ulaştırırsanız sevinir ve hemen eklerim)

Faydalı olması dileğiyle.

NOT: Elbette Twitter ve benzeri paylaşım ağlarının bir diğer mahareti de hashtag. Ben de sıkça kullanıyorum. Burada tercih etmeyişimin sebebi 140 karakter limitinden yemesi ve başkalarının da aynı hashtag’i kullanarak içeriği bozması riskidir.


Kadınlar ne ister?

Posted: December 20th, 2010 | Author: | Filed under: Genel, Kişisel | Tags: , , , , , , | 3 Comments »

Bugünkü halime bakınca inanması zor gelebililr ama çocukluğumun bir bölümü zayıflığın en ileri sınırında geçti. O kadar zayıftım ki kemiklerim kırılıyor ve aylarca iyileşmiyordu. Onu düzeltelim derken beni hayatımın kalan kısmında hep boynu bükük bırakacak bir hale getirenlere hakkımı çoktan helal ettim.

O yıllara dair aklımda esas kalan şey hastalıklardı. Dirençsiz vücudum sürekli hasta olurdu. Aklınıza gelen bütün hastalıkları geçirdim. Bütün aşıları oldum, ilaçları yuttum, iğneleri tattım. Kulak iltihabı nedeniyle uygulanan bir tedavi sırasında rahmetli anneannemin dehşetten bayılmanın eşiğine geldiğini hatırlıyorum (kulağımdan kanlar fışkırmaya başlamıştı).

Bu nedenle hastaneleri, doktorları sevmem. İlaç kullanmam (oysa iki kronik hastalığım var ve ilaç dışında hiçbir çözümü yok). Bir ton para verdiğim sağlık sigortam çoğu sene sıfır harcamayla yenilenir.

Geçen hafta Pazartesi günü Sosyal Medya‘nın 17. bölümünün çekiminden sonra yaklaşan gribin geleneksel sinyalleri peşpeşe geldi. Randevularımı iptal edip evde dinlenmeye çekildim. Hiçbir işe yaramadı. Ciddi bir sinüzit ve tansiyon atağıyla öyle bir hale geldim ki gözümü acil serviste açtım.

Bu dinlenme boyunca uzun zamandır elimin gitmediği 2 kitabı bitirdim (Steven Johnson / Where Good Ideas Come From ve Chris Guillebeau / The Art of Non-Conformity) ve 10′dan fazla film izledim.

Bunlardan biri de Jason Reitman’in Up in the Air‘di.

Filmde bir dönemki yaşamıma dair çok ayrıntı buldum. Ama bir sekans ayrıca dikkatimi çekti. Paylaşmak istedim (yani şu ana kadar okuduğunuz her şey bu kısacak alıntı içindi. Pişman değilsiniz umarım?).

Hayatı uçaklarda ve otellerde geçen (ve bundan fazlasıyla memnun olan) Ryan Bingham, bir otel barında kendisi gibi sürekli iş seyahatleri yapan Alex Goran ile tanışır. Tek gecelik niyetiyle başlayan ilişkileri zamanla kesiştikleri her şehirde buluştukları bir hal alır.

Kadınlar ne ister?

Ryan Bingham ve Alex Goran (George Clooney ve Vera Farmiga)

Bingham evliliğe, uzun süreli ilişkilere ve ev yaşamına inanmamaktadır. Goran’ın durumu net olmamakla birlikte kafasında bazı hayalleri vardır.

Bingham’ın yanına işi öğrenmesi için verilen genç Natalie Keener (Anna Kendrick) ise uğruna birçok fedakarlıkta bulunduğu erkek arkadaşının kendisini bir SMS ile terketmesiyle bunalıma girmiştir. Bu olayın bunalımında Keener, Bingham ve Goran’a nasıl bir eş hayal ettiklerini sorar.

Kadınlar ne ister?

Ryan geçiştirir. 34 yaşındaki Alex’in genç Natalie’ye cevabı ise kendine has detaylar içerir (*).

Dürüst olmak gerekirse 34 yaşına geldiğinde fiziksel beklentiler uçup gider. Gizlice senden daha uzun olması için dua edersin. Götün teki olmazsa iyi olur. Arkadaşlığından keyif alacak biri olsun, iyi bir aileden gelsin istersin. Oysa gençken bunları düşünmezsin bile.

Çocuk isteyen biri. Çocukları seven biri, isteyen biri. Çocuklarıyla oynayacak kadar sağlıklı biri olsa…

Lütfen benden daha çok para kazansın! Şimdi değilse bile ama inan bana bir gün bunu sen de anlayacaksın. Aksi felaketin davetçisidir.

Kafasında biraz saçı olsun diye umarsın. Ama bugünlerde olmazsa olmaz bir şey de değil.

Güzel bir gülüş… Evet; güzel bir gülüş. Güzel bir gülüş her şeyi çözebilir…

Benzer şeyleri sohbet ettiğim birçok kişiden dinlediğim için ilginç geldi. Orta yaş yeni hayatın keşfedildiği ve ne kadar az zaman kaldığının farkedildiği tamahkar ve kesinlikle ilginç bir dönem.

(*) Bu bölümü kendim çevirdim. Tam karşılığı olmayabilir ama derdini anlatıyor.


Dalai Lama’dan yaşam dersleri

Posted: December 20th, 2010 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , | 3 Comments »

Birçoklarının zihninde (Samurai’da olduğu gibi) isim sanılsa da Dalai Lama aslında Tibet Budizminin liderlik unvanı. Şu anki Dalai Lama 1935 doğumlu Jetsun Jamphel Ngawang Lobsang Yeshe Tenzin Gyatso (evet orijinal ismi aynen böyle). Bu unvanla göreve gelen 14. insan. İnanışa göre Dalai Lama öldükten sonra yeni bir bedende yeniden dünyaya gelen ‘aynı ruh’ (Re-enkarnasyon).

1969 yılında verdiği bir röportajda Gyatso kendisinin ‘son’ olduğunu söylemiş ve bu açıklaması epey tartışma yaratmıştı.

Tarihi köklerinden dolayı Dalai Lama aynı zamanda sürgündeki Tibet hükümetini de temsil ettiğinden Çin ile sonsuza dek sürecek gibi görünen bir kan davasına sahip.

Dalai Lamadan yaşam dersleri

14. Dalai Lama ve ABD Başkanı Barack Obama.

Aynen mevcut Papa 16. Benedict gibi son Dalai Lama teknolojiyle hayli içiçe. Bazen gülünç bulduğum mesajlar yazdığı bir Twitter hesabı bile var (her büyük insan gibi 0 kişiyi takip ediyor). Çin’e karşı yürüttükleri propaganda ve istihbarat savaşında teknolojik araçlarla hiç de yabana atılmayacak işlere imza atıyorlar.

Bütün bu dünyevi ve gündelik meselelerin ötesinde Dalai Lama derin bir Budizm öğretisinin de pınarı. Sevdiğim bir parçasını paylaşmak istedim.

Yaşamın 18 kuralı:

  1. Büyük aşk ve kazanımlar büyük risk almayı gerektirir.
  2. Bir konuda hata yapıp kaybedince aldığın dersi unutma.
  3. Üç ‘S’ kuralı:
    • Kendine saygı duy.
    • Başkalarına saygı duy.
    • Her hareketinin sorumluluğunu taşı.
  4. Bazen istediğin şeyin olmamasının bir şans olabileceğini unutma.
  5. Nasıl yıkacağını bilmek için önce kuralları iyice öğren.
  6. Küçük anlaşmazlıkların büyük dostlukları zedelemesine izin verme.
  7. Bir hata yaptığını anladığın anda düzeltmek için elinden geleni yap.
  8. Her gün biraz kendinle başbaşa kal.
  9. Değişime açık ol ama değerlerini kaybetme.
  10. Bazen susmanın en iyi cevap olduğunu unutma.
  11. Yaşlılığında hatıralarıyla keyif alacağın iyi ve onurlu bir yaşam sür.
  12. Yaşamının temeli, evindeki huzurdur.
  13. Sevdiklerinle anlaşmazlığa düşersen geçmiş defterleri açma. Sadece bulunduğun durumu dikkate al.
  14. Bilgilerini paylaş. Ölümsüzlüğe ulaşmanın yolu budur.
  15. Doğayı incitme.
  16. Her yıl daha önce görmediğin bir yere git.
  17. En iyi ilişki birbirinize duyduğunuz aşkın, duyduğunuz ihtiyaçtan fazla olduğu zamandır.
  18. Başarılarını, onları elde etmek için feda ettiklerine bakarak değerlendir.

Son madde bayağı vurucu, değil mi?

Faydalı olması dileğiyle.


Unutuluyoruz ey halkım, vurma bizi

Posted: December 12th, 2010 | Author: | Filed under: Memleket Halleri | Tags: , , , , , , | 9 Comments »

MYK Medya‘yı yönettiğim dönemde babası bir suikast sonucu öldürülen bir kızla, babasının anısına düzenlenen bir projeyi hayata geçirdim. Bugün bana bunu hatırlatansa TRT Haber’de kendi programımın tekrarından sonra ekrana gelen Nuriye Akman – Özge Mumcu söyleşisi oldu.

Unutuluyoruz ey halkım, vurma bizi

Ben fikirlerinden dolayı insanların öldürülmesini makul görenlerden değilim. Görenler olduğunu biliyorum. Hatta hiç ummadığım insanlarda bile kırıntılarını gördüm. Hayatını fikir toplamaya, biriktirmeye adamış biri olarak bunu anlayabilmem mümkün ama kabul edebilmem değil.

Özge Mumcu, Uğur Mumcu‘nun kızı. İki çocuğundan biri.

Bütün kitaplarını okuduğum bu adam otomobiline yerleştirilen bombayla parça parça dağılırken ben Las Vegas’ta macera dolu bir tatildeydim. Beş kuruşsuz geçen günlerimden birinde 25 centlik slot makinasında oynamak için ayırdığım toplam 5 dolarımla o dönemler Türkiye’ye yeni giren, çok popüler (ve pahalı) olan Levi’s 501 parasını çıkartmaya çalışıyordum. Outlet mağazasında 32 dolardı ve o kadar para kazanmam gerekiyordu. Üstelik kumarın hiçbir türünden anlamıyordum ve oynamayı sevmiyordum.

Read the rest of this entry »


Çaresizliğin yarattığı çözümler

Posted: December 6th, 2010 | Author: | Filed under: Genel, Video / Ses | Tags: , , , | 7 Comments »

Çaresizliğin yarattığı çözümler

Yaşlı baba öldükten sonra 3 oğluna sahip olduğu 17 deveyi miras bırakır.

Paylaşım için şöyle bir yöntem belirlemiştir: ilk oğluna develerin yarısını, ikinci oğluna üçte birini, üçüncü oğlunaysa dokuzda birini bırakır. Ancak çocuklar bunu hayata geçirmeye çalışınca duvara toslar. 17 sayısı ne ikiye, ne üçe, ne de dokuza bölünmektedir. Bir türlü paylaşımı gerçekleştiremezler.

Sonunda köyün yaşlı, bilge teyzesine giderler. Bilge uzun süre düşündükten sonra “size yardımcı olamam ama isterseniz benim devemi alabilirsiniz” der. Böylece 18 develeri olur.

İlk çocuk develerin yarısını; yani 9 tanesini alır. İkinci oğlan üçte birini; yani 6 tanesini, üçüncü oğlansa aynen vasiyetteki gibi dokuzda birini yani 2 tanesini alır. Ancak toplamda 17 deve bölüşülmüş, 1 tane geride kalmıştır.

Onu da yaşlı bilge teyzeye geri verirler…

Bu Ortadoğu öyküsünü bana öğretense Amerikalı yazar William Ury oldu.

Çözümsüz kaldığınızda anlarda aklınıza gelmesi ümidiyle…


Wikileaks ile çıplak gerçekler

Posted: December 6th, 2010 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , | 16 Comments »

Politik lisan yalanları gerçeğe uygun, cinayetleri saygın göstermek için tasarlanmıştır.

Son günlerin en çok konuşulan web sitesi Wikileaks‘in 12 Temmuz 2007 tarihinde yayınladığı Bağdat hava saldırısı başlıklı video görüntüleri George Orwell‘in 1984 adlı romanından alınan bu cümleyle açılıyor.

Devam etmeden önce izleyelim.

Ne oluyor diyenler için; seyrettikleriniz ABD Hava Kuvvetleri’nin Irak Savaşı sırasında Bağdat civarında şüphelendikleri bir grubu iki Apache helikopteriyle ‘avlaması’. Kullanılan silah 30 mm çapında top mermisi. Asıl kullanım alanı tank ve binalar. İnsanların parça parça, liğme liğme olması da bu yüzden.

Ölenlere gelince; ilk saldırıda hayatını kaybedenlerin ikisi Reuters haber ajansı çalışanı. Öldürülme nedeni kameranın silah sanılması. Diğer yedi kişi yerel halktan. Hiçbiri suçlu değil.

Askerlerin saldırısı sonrası içerde canlı olabileceğini düşünüp yardıma koşanlar da bu vahşet piyangosundan ikramiye kazanan diğerleri. Aracın içinde iki küçük çocuk var. Onlar yaralanmakla atlatıyorlar olayı…

Üçüncü saldırıda Hellfire denilen zırhlı binaları yok etmek için kullanılan silah devreye giriyor. Irak’ın taş-kerpiç binalarına.

Askerlerin havadan ölüm yağdırırken konuşmaları da tüyler ürpertici. Bir oyun gibi her şey. Oysa aşağıda can verenler insan…

Read the rest of this entry »


Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!

Posted: November 19th, 2010 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , , , , , | 14 Comments »

Kadın-erkek ilişkilerine yönelik ahkam kesecek kadar bilgi ve tecrübem yok. İlişkiler için birçoklarının gösterdiği çaba da gözümde büyür. Bana göre bir şey olacaksa olur, olmayacaksa olmaz. Üstüne düşüp çabalamanın doğal olmayan bir şeyi tetiklediğini düşünmüşümdür hep (her konuda).

Bunların kimilerinde yaşa göre değişen halleri de var. Örneğin çocukluk, gençlik döneminde (genellikle) paranız yoktur. Olan da ailenizin size uygun gördüğüyle sınırlıdır. Dolayısıyla kendinizi gösterme şekliniz boyunuz, saçınız, sakalınız, bacak boyunuz, memeleriniz, kalçalarınız, ayakkabınız, penis boyunuz üstünedir.

Yaşla değişen kaynaklar

Yaş ilerledikçe bunların eskisi kadar önemi kalmaz. Zira statüyü gösterecek, kendini belli edecek başka şeyler çıkar. Oturduğun semt, yaşadığın ev, çalıştığın şirket, cebindeki para, elindeki telefon, altındaki araba, bilgin, görgün, tecrübelerin, çevredeki algın…

Ama ne olursa olsun kadın-erkek ilişkilerinde değişmeyen şeyler de var.

En temel konulara genellikle kılıflar uydurup soyutlaştırmasak apaçık göreceğiz. Örneğin bir bakışta vurulmayı tesadüfi bir şey sanarız. Oysa tamamen biyolojik, kimyasal ve matematiksel bir süreçtir. Öngörülebilir, kurgulanabilir. Yüksek dozda heyecan ve çoşku bu olayın gerçekleşeceği en doğal ortamıdır.

Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!

Bakış açısı...

Kadın ve erkeğin farklarını yalın bir bilimsel yaklaşımla incelerken kahkaha attıracak kadar eğlenceli bir dille anlatan Türkçe’ye çevrilmiş bir kitap da var: Spermler Erkekten, Yumurtalar Kadından. Aylin Yalçınkaya’nın çevirisiyle Türkçeleşen bu kitabın orijinali It’s not you, it’s biology.

Kitap kadın ve erkeğin cinsellik ve ilişkiler konusunda neden farklı düşündüğünü inceliyor. Erkeğin bahanesi her daim etrafa saçabilecek on milyonlarca spermin hayalarında pinekleyip durması. Kadın ise koca bir ay boyunca türlü çeşit sancılara vesile olan 1 adet yumurtaya sahiptir. Yani tek bir şansı vardır.

Bu yüzden erkek hoyrattır, kadın seçicidir. Erkek bir ay boyunca yüzlerce kadını dölleyebilir, kadın ise sadece bir erkekten hamile kalabilir.

Read the rest of this entry »


Google’a Türkiye’den bir rakip daha!

Posted: November 18th, 2010 | Author: | Filed under: Medya, Memleket Halleri, Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , | 27 Comments »

Daha önce de bahsetmişimdir belki; 1995′te Posta gazetesini kurmak için toplanmış bir ekiptik. Her gazetede adet miydi hatırlamıyorum ama hedeflediğimiz profilin öncelik listesinde olmamasına rağmen Posta’da haftalık bir Bilim-Teknik sayfası vardı.

Çok eski bir zamandan bahsetmesem de o dönem bilgisayar sahipliği bugünküyle kıyas götürmezdi. Cep telefonundan interneti bırakın SMS atmak bile marifetten sayılıyordu. İnternet terimi en az Scrum kadar yabancıydı insanlara. O dönem takıldığımız IRC kanalında ‘Zurna’ nickli bir arkadaşın kendi adına açtığı kanalda laflar dururduk. “Oğlum herkes kanalda” dediğimiz zaman ‘herkes’ kavramının karşılığı 15 kişiydi…

Read the rest of this entry »