Me, I want what's coming to me. The world, chico, and everything in it.

Videolu görgü rehberleri

Posted: March 19th, 2012 | Author: | Filed under: Genel, Memleket Halleri | Tags: , , , , | 7 Comments »

Blogumu elimden geldiği kadar bilinen ilgi alanlarım dışındaki konulara ayırmaya çalışsam da nalıncı keseri misali yine mesele dönüp dolaşıp internete bulaşıyor. Bu yazı onlardan biri olmayacak.

2009 yılında aklıma gelen bir projeden yola çıkarak bana da başlama gücü versin diye şehirde yaşama adabına dair bir yazı yazmıştım. Çıkış noktam şuydu: çoğumuzun şikayet ettiği şehir yaşamına dair dertlerin neredeyse tamamı aslında bizim kurallara uymuyor değil, kuralları bilmiyor oluşumuzdan kaynaklanıyor.

Videolu görgü rehberleri

Kalabalık belirli bir oranı geçtiğinde önceliği asla kültür ve saygıya veremezsiniz.

Ben Anadolu’da doğup büyümüş ve Erzurum’da üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’a göç edip evlenmiş bir ailenin iki çocuğundan biriyim. Anne ve babamın bana aktardığı genel kültür ve şehir yaşamını nereden öğrendikleri bilmiyorum (gerçi onlar da Anadolu şehirlerinde büyümüşlerdi). Ama şehir hayatına uyum sağlamakta zorluk çektiğimizi, yadırgandığımızı da hiç hatırlamıyorum.

Örneğin babamın büyüdüğü kasaba bugün çok daha muhafazakar ve renksiz. Oysa babamdan çok renkli anılar dinleyerek büyüdüm.

Sebebi bu mudur bilmem ama annemle babamın senaryosunun tekrarında bugünkü sonuç çoğunlukla farklı oluyor.

Read the rest of this entry »


Tarih, temsili demokrasi, halk iradesi ve boykot

Posted: December 22nd, 2011 | Author: | Filed under: Genel, Memleket Halleri | Tags: , , , , , , , | 8 Comments »

Siyasi konularda konuşmayı / tartışmayı oldum olası faydasız bulmuşumdur. Benim için siyaset ‘okunur’. Okunur ve fikir alınır, kafada süzülüp bir sonuca varılır. Üstelik şart da değil bir sonuca varmak. Konuşmak hep işin yüzeyselliğinde bırakır insanı. Yorucudur, zordur.

Siyaseti konuşmaya başlamak, kendi fikrinin haklılığını ispata çabalamaya götürüyor. Bu kısır döngüden çıkmak mümkün değil.

Neredeyse herkes en doğru görüşe kendisinin sahip olduğundan emin; yetmez gibi dünyanın geri kalanı da aynı öyle olsun ve olmayan da azalarak yok olsun istiyor.

Bu eksenden yola çıkınca ‘Ermeni soykırımı‘ tamlaması öyle bir şey ki nasıl kullandığınız bile önem taşıyor. Başına ‘sözde‘ eklemezseniz haliniz duman (bir ara bu kalıbı kullanmayan BBC Türkçe servisi topun ağzındaydı). Kafalar yine de karışık. Böyle şeylerin ‘özde’si, ‘sözde’si nasıl olur bilmiyorum.

Tarih, temsili demokrasi, halk iradesi ve boykot

İnsanlığın kollektif vicdanını ne temizleyebilir? (Buchenwald Toplama Kampı / 1945)

Bu konu hakkında burada bir şeyler yazacak kadar bilgi sahibi olduğumu sanmıyorum. Bilgi sahibi olduğunu iddia edenleri dinleyip, kaynakları tarayıp bir karar vermeye çalışıyorum. (Türkiye bakış açısıyla genel hatlar için şu belgeyi tavsiye ederim). Belge-bilgi konusunda da kıt bir konu değil bu. Türk yetkililer sürekli “arşivleri açalım” diyor ama ben internete aktarılmış bir şey bulamadım bunca arayışıma rağmen. “Arşivleri açtık” deseler belki epey insanın gazını da almış olacaklar.

Çok da zor olmasa gerek.

Etrafta hararetle bu konuyu konuşanların tam olarak olayı bilip bilmediğini çözemiyorum. Bazıları meseleyi bile anlamamış gibiler. Ama herkesten çok lafları var ağızlarında. Döküp saçıyorlar.

Read the rest of this entry »


Otomobilli hayat, oh ne rahat!

Posted: December 22nd, 2011 | Author: | Filed under: Kişisel, Memleket Halleri | Tags: , , , , , , | 8 Comments »

Ben Yeşilköy çocuğuyum. Çocukluğum sokaklarında geçti. Şimdi halk pazarı olan İtalyan mezarlığına bitişik parkında top koşturdum, bisiklete binmeyi sokaklarında öğrendim, her karışında tekerlek izlerim vardır. İlkokulu ve lisenin bir kısmını orada okudum. Hayatımın en güzel günleri orada geçti.

Yeşilköy sadece iki giriş ve çıkış olan, kendi içine kapalı, küçük, sakin bir semtti. Şimdiki Polat Otel’in yerindeki Hasır Büfe piyasa yerimizdi. Yaz okullarına Yeşilyurt Spor Kulübü’nde gittim. Karakoluna düştüm, ilk sigara kaçamaklarını o zamanlar yeni doldurulan sahilinde yaşadım, ilk kız arkadaşlarımla oralarda öpüştüm.

Ve daha bir sürü şey…

Otomobilli hayat, oh ne rahat!
Evimiz bu köşke bitişikti. Tosun Paşa dahil pek çok Türk filmi çekilirken seyrederdik (o zamanlar dış cephesi beyaz değil, siyahtı). Bahçesinde futbol oynadığımız bu yapının bir diğer özelliği meşhur Ayastefanos Anlaşması’nın imzalandığı yer olmasıdır.

Seneler sonra evlenip çoluk çocuğa karışınca şehir merkezine taşınmamız gerekti. Hedef olarak Nişantaşı‘nı belirdi. Eşimin ofisi oradaydı ve aklına yatmıştı.

Read the rest of this entry »


Her şey gayet normal

Posted: November 24th, 2011 | Author: | Filed under: Memleket Halleri | Tags: , | 2 Comments »

Padişah vergiyi arttırmaya karar verip ferman salmış. Ardından Vezir’e sormuş “halk ne alemdedir?” diye.

Vezir biraz canlarının sıkıldığını söylemiş. “Tamam” demiş Padişah, “gelecek ay biraz daha arttırın!”.

Gelecek ay aynı soruyu tekrarlamış. Oflayıp puflamaya başladıkları cevabını almış malum soruya. “Biraz daha!” diye buyurmuş, öyle de olmuş. Öğrenmiş ki Vezir’den iyice söyleniyorlar.

Her şey gayet normal

“Biraz daha!”

Vezir utana sıkıla halkın kendisine hakaret; hatta küfür ettiğini çıtlatmış. Bir sonraki turda isyanlar başlamış. “Tamam. Biraz daha!” demiş Padişah. Ertesi gün çağırmış “Nedir durum Vezir?” demiş. “Gülüp, dans ediyorlar Sultanım” demiş.

“O zaman yeter, bundan sonrası tehlikeli” demiş Padişah.

Son günlerin gündemine bakınca hep bu hikaye aklıma geliyor.

Bir de bu şarkı…

(Şarkı: Bülent Ortaçgil / Normal)


Sansür ayıbına dair #22agustos

Posted: May 3rd, 2011 | Author: | Filed under: Memleket Halleri, Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , , | 71 Comments »

Sansür hakkında çok yazdım (gazete / blog), çok konuştum, etkinliklere katıldım hatta sokaklara çıktım yürüdüm. Etrafımda pek çok insan da benim gibi elindeki imkanlar çerçevesinde bu ‘insanlık ayıbına’ karşı elindeki imkanlar çerçevesinde karşı çıktı.
Fikirlerim aşağı yukarı belli. İsteyen yukardaki arşiv linkinden bakar okur. Yılgınlığım, yorgunluğumu da buradan fısıldamış olayım. Ama benim de meşrebimce ve gücümün yettiği kadar ucundan tuttuğum bu çabalar işe yaradı mı yaramadı mı gerçekten bilmiyorum. Çünkü milat noktasından bugüne bakınca sanki çok önceden konulmuş bir hedef karınca sabrıyla, yavaş yavaş, bütün mantıksızlığına ve karşı çıkışa rağmen hayata geçiyor gibi. Kaynayan kazan içindeki kurbağa gibi hissediyorum kendimi (umarım bunca umutsuz değildir durum yine de).

Sansür konusunda şunları aklımızda tutalım:

Read the rest of this entry »


Unutuluyoruz ey halkım, vurma bizi

Posted: December 12th, 2010 | Author: | Filed under: Memleket Halleri | Tags: , , , , , , | 9 Comments »

MYK Medya‘yı yönettiğim dönemde babası bir suikast sonucu öldürülen bir kızla, babasının anısına düzenlenen bir projeyi hayata geçirdim. Bugün bana bunu hatırlatansa TRT Haber’de kendi programımın tekrarından sonra ekrana gelen Nuriye Akman – Özge Mumcu söyleşisi oldu.

Unutuluyoruz ey halkım, vurma bizi

Ben fikirlerinden dolayı insanların öldürülmesini makul görenlerden değilim. Görenler olduğunu biliyorum. Hatta hiç ummadığım insanlarda bile kırıntılarını gördüm. Hayatını fikir toplamaya, biriktirmeye adamış biri olarak bunu anlayabilmem mümkün ama kabul edebilmem değil.

Özge Mumcu, Uğur Mumcu‘nun kızı. İki çocuğundan biri.

Bütün kitaplarını okuduğum bu adam otomobiline yerleştirilen bombayla parça parça dağılırken ben Las Vegas’ta macera dolu bir tatildeydim. Beş kuruşsuz geçen günlerimden birinde 25 centlik slot makinasında oynamak için ayırdığım toplam 5 dolarımla o dönemler Türkiye’ye yeni giren, çok popüler (ve pahalı) olan Levi’s 501 parasını çıkartmaya çalışıyordum. Outlet mağazasında 32 dolardı ve o kadar para kazanmam gerekiyordu. Üstelik kumarın hiçbir türünden anlamıyordum ve oynamayı sevmiyordum.

Read the rest of this entry »


Google’a Türkiye’den bir rakip daha!

Posted: November 18th, 2010 | Author: | Filed under: Medya, Memleket Halleri, Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , | 27 Comments »

Daha önce de bahsetmişimdir belki; 1995′te Posta gazetesini kurmak için toplanmış bir ekiptik. Her gazetede adet miydi hatırlamıyorum ama hedeflediğimiz profilin öncelik listesinde olmamasına rağmen Posta’da haftalık bir Bilim-Teknik sayfası vardı.

Çok eski bir zamandan bahsetmesem de o dönem bilgisayar sahipliği bugünküyle kıyas götürmezdi. Cep telefonundan interneti bırakın SMS atmak bile marifetten sayılıyordu. İnternet terimi en az Scrum kadar yabancıydı insanlara. O dönem takıldığımız IRC kanalında ‘Zurna’ nickli bir arkadaşın kendi adına açtığı kanalda laflar dururduk. “Oğlum herkes kanalda” dediğimiz zaman ‘herkes’ kavramının karşılığı 15 kişiydi…

Read the rest of this entry »


Londra hatıralarıyla bir İstanbul turu

Posted: September 18th, 2010 | Author: | Filed under: Memleket Halleri | Tags: , , , , , , , , , , , | 12 Comments »

Londra dünyada en sevdiğim şehirler arasında (merak edenler için listemin kalanı: Barcelona, New York, San Fransisco, Tokyo ve Amsterdam). Bir iki günlük de olsa ziyaret edebilmek adına her fırsatı değerlendirdiğim bir yer. Bu hafta bir basın etkinliği için 4 günü Londra’da geçirme fırsatını elbette kaçıramazdım.

Read the rest of this entry »


Şehir planlaması denen mesele

Posted: August 7th, 2010 | Author: | Filed under: Memleket Halleri | Tags: , , , , , | 12 Comments »

Tumblr, Posterous gibi mikro blog servislerini seviyorum. Çok içerik aktaramasam da takip etmesi en zevkli, en süzme içeriklerle dolu bloglara buralarda rastlıyorum. İlgilenirseniz benim de Tavan Arası, Z Raporu, Alışveriş Listesi, Eski Defterler gibi birkaç mikro-blogum var.

Şehir planlaması denen mesele

Dünyanın en çok kaldırım yenileyen, buna rağmen hepsi birbirinden beter halde olan ülkesiyiz.

Bir süredir kaldırımların fotoğraflarla hallerini belgeleyen bir mikro-blog üstünde niyetliyim.

Belki aynı anda 2 çocuk sahibi olup elde arabalarla yolları arşınlamak zorunda kaldıktan sonra farkettiğim bir ayrıntı olabilir ama Türkiye’de ciddi bir kaldırım sorunu olduğu tartışılmaz. Hani kaldırımlar felaket de yollara mı özeniyoruz derseniz elbette facia orada da devam ediyor ama kaldırım şehir unsurları açısından çok daha fazla kullanılan ve daha fonksiyonel bir bileşen.

Ben Yeşilköy çocuğuyum. Evimiz meşhur 1878 Ayastefanos anlaşmasının imzalandığı (ve sizlerin muhtemelen Tosun Paşa, vs gibi birçok Türk filminden aşina olduğunuz) köşkün hemen arkasındaydı.

Yeşilköy İstanbul’un en kendine has semtlerinden biridir. Havaalanına yakınlığı nedeniyle 4-5 kattan yüksek binanın olmadığı, geniş sokaklar, bol ağaç ve bahçeden oluşan, köşklerle, villalarla dolu bir sahil mahallesi…

Bisiklete binmeyi, yüzmeyi, balık tutmayı, ağaç aşılamayı, tohum ekmeyi, ağaç tırmanmayı; kısacası sokağa dair hemen her şeyi ben o semtte öğrendim.

Son iki buçuk yıldır da Nişantaşı’ndayım. Gelmemek için çok direndim. Yeşilköy ile taban tabana zıt, gürültülü, kalabalık, yeşillikten uzak, bitişik nizam evler, toz, toprak… Nişantaşı’nda bana cazip gelen hiçbir şey yoktu başta. Ama şimdi başka bir yerde oturabilir miyim bilemiyorum. Şehir merkezinde yaşamak cidden ayrı bir şeymiş.

Gel gelelim kaldırımsızlık konusunda Maslak ile yarışabilecek belki ilk semt yine Nişantaşı. Daracık kaldırımların şekilsizliği bir yana biraz genişlediği yerde ya dükkanlar tarafından masa atılarak işgal edilmiş ya araya bir seyyar satıcı yerleşmiş, ya bir esnaf kuka koymuş ya da belediye kimse bir şey koymasın diye kendi saksı dikmiş…

Şehir planlaması denen mesele

Sim City oyunundan bir kare.

1985′te Commodore için piyasaya çıktığından beri şehir yönetim simülasyonu Sim City oynarım. Her bölümünü de oynamışımdır. Dolayısıyla (aslında) bir şehir nasıl kurulur, nasıl organize edilir, nasıl yönetilir, bütçe nasıl kullanılır, vatandaş neyden hoşlanır, vs gibi konularda Türkiye’deki birçok Vali ve Belediye Başkanı’ndan daha çok bilgim(iz) var.

Ama bizdeki uygulamalara, sıfırdan yeni kurulan yerleşim bölgelerindeki gariplikleri bile görünce insan her belediye başkanı adayına böyle simülatörlerde belirli bir baraj puanı getirilsin istiyor.

Read the rest of this entry »


Çocuk dünyasına dair

Posted: January 29th, 2010 | Author: | Filed under: Memleket Halleri | Tags: , , | 4 Comments »

Popüler konuları çok tazeyken yazmayı çok tercih etmiyorum ama son günlerde hakkında epey konuşulan şu video bana Rıfat Ilgaz’ın bir şiirini hatırlattı.

Önce videoyu izleyelim:

Ve bana hatırlattığı şiir:

ÇOCUKLARIM

Sizi yoklama defterinden öğrenmedim
Haylaz çocuklarım
Sınıfın en devamsızını
Bir sinema dönüşü tanıdım
Koltuğunda satılmamış gazeteler
Dumanlı bir salonda
Kendime göre karşılarken akşamı
Nane şekeri uzattı en tembeliniz
Götürmek istedi küfesinde
Elimdeki ıspanak demetini
En dalgını sınıfın
Çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun
Palto ayakkabı yüzünden
Kiminiz limon satar Balıkpazarı’nda
Kiminiz Tahtakale’de çaycılık eder
Biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı
Tereyağındaki vitamini
Kalorisini taze yumurtanın
Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta
Çevresini ölçtük dünyanın
Hesapladık yıldızların uzaklığını
Orta Asya’dan konuştuk
Laf kıtlığında
Birlikte neler düşünmedik
Burnumuzun dibindekini görmeden
Bulutlara mı karışmadık
Güz rüzgarlarında dokulmuş
Hasta yapraklara mı üzülmedik
Serçelere mi acımadık kış günlerinde
Kendimizi unutarak

Kendi sesinden de dinleyelim mi?

Tertemiz çocukların pırıl pırıl yaşamları. Çok karmaşık, iç burkan konular. Çocuk dünyasını büyük kafasıyla yorumlamak da ayrıca tehlikeli.