Me, I want what's coming to me. The world, chico, and everything in it.

Vecihi ile bir yol hikayesi

Posted: May 2nd, 2012 | Author: | Filed under: Seyahat | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , | 17 Comments »

Bilen bilir uzun zaman motor aradım. Daha doğrusu beyaz bir Vespa GT peşinde koştum (aslında hayalim krem bir GTV idi ama ondan Türkiye’de sadece bir tane gördüm ve sahibini ikna edemedim ;). O modelin aradığım rengi çok az ithal edilmişti ve kullanan da satmıyordu. Sabrım senelere yenik düştü ve sonunda 27 Mayıs 2011 Cuma günü 60. yıl özel serisi yeşil bir Vespa GTV aldım. İsmini de öyküsünü hep buruklukla okuduğum, bazı yanlarını kendime benzettiğim ve birçok sunumumda bahsini geçirdiğim Vecihi Hürkuş anısına Vecihi koydum.

Vecihi kesinlikle hayatımdaki en güzel şeylerden biri. Geçirdiğim kazaya ve bende bıraktığı sakatlığa rağmen kış boyu üstüne binebilmek için gün saydım ve sürdüğüm her an biraz daha keyif alıyorum (ilk kazam değildi gerçi). Sağ kolumu hala tam olarak kullanamadığım için Vecihi ile ilişkimiz hala biraz mesafeli. Hala her binişimde kazam gözümün önüne geliyor, kendimi ve Vecihi’yi yerde yatarken görüyorum. Ama keyfi, endişesini bastırıyor her zaman.

‘Uzak’ derken?

Motorla en sık yaptığım şey Boğaziçi güzergahında dolanmak. Bazen Karadeniz’e kadar sürdüğüm oluyor. Tesadüfen denk geldiğim bir blog yazısı bende Vecihi daha da uzaklara gitme isteği uyandırdı. Vespa tutkunu bir baba-oğul İstanbul’dan 94 ve 99 model iki Vespa PX ile yola çıkıp Yunanistan üstünden feribot ile İtalya’ya varmış ve Doğu sahilinin en keyifli rotasını baştan aşağı kat edip dönmüştü. (Bir gün oğlum ve kızımla aynı turu yapmak kısmet olur mu acaba?)

Uzaklara gitmenin bir sınırı yok. Vespa ile bile çıta çok yükselmiş durumda. Ve motor ile seyahat başka şeye benzemiyor. İki teker üstünde, küçücük bagaj ve minimum eşyayla, rüzgara karşı güneş veya yağmur altında seyahat etmek sanıldığı kadar kolay  değil. Üstelik bir arıza halinde derdinizden anlayan bir usta ya da yedek parça bulmak da mucize.

İlk niyetim Avrupa yakasında bir yerlere gitmekti. Çatalca, Çanakkale, Edirne ya da Çorlu nispeten makul geliyordu. Hatta Çanakkale için şöyle bir rota bile çıkarmıştım:

Read the rest of this entry »


Münih’te bir gece ve vesile oldukları

Posted: December 19th, 2011 | Author: | Filed under: Seyahat | Tags: , , , , , | 2 Comments »

UYARI: Otellere merakınız yoksa boşuna okumayın!

Anadolu’nun misafirperver ve hizmete düşkün olduğunu sanıyorsanız Asya’yı; özellikle Uzakdoğu’yu görmemişsiniz demektir. Bana bazen fazlasıyla yapay ve rahatsız edici gelse de Uzakdoğu’nun insanı ölecek hale getiren misafirperverliği ve hizmet kültürü her tanışanın dikkatini çekmiştir.

Sadece 1 gece kalacağım Münih’te daha önceki seferler hep son dakika aksilikleri yüzünden hiç kalma fırsatı bulamadığım Mandarin zincirine ait bir otelde kalma fırsatı buldum.

Mandarin hakkında şu ana kadar tek bildiğim açıklaması zor derecede pahalı olduğuydu. Örneğin bu yazıyı yazarken kaldığım oda Deluxe Room olarak geçiyor. Devamında suitler geliyor. Suit odalarda fiyat ‘gecelik’ (hafta içi üstelik) 3 bin 200 avroya kadar çıkıyor. Otelde bir gece kalmak için 8 bin lira vermek neyin kafası bilemiyorum ama demek ki böyle bir müşteri grubu da var ve böyle bir şey istiyorlar. Olabilir.

Münihte bir gece ve vesile oldukları

Bu banyoda yıkanmanın bir bedeli olmalı, değil mi?

Özetle genel anlamda Mandarin algısı aynen Kempinski gibi pahalı bir kategori.

Mandarin’in öyküsü

Esas bahsetmek istediğim kısım da bu.

Read the rest of this entry »


Londra mekanlarım

Posted: October 9th, 2010 | Author: | Filed under: Seyahat | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 16 Comments »

İngiltere’nin başkenti Londra, hem işim gereği en sık ziyaret ettiğim şehirlerden hem de her kişisel fırsatta Barcelona ve New York ile birlikte aklıma gelen ilk seçeneklerden.

Londra hayatınızı adamanız gereken şehirlerden. Aynen İstanbul, New York, Tokyo, Los Angeles, Paris gibi. Yaşayıp yaşayıp tüketemeyeceğiniz, sindiremeyeceğiniz türden. (Hayli keyifli, renkli, hayran bırakıcı olsa da örneğin San Fransisco, Amsterdam, Prag, Madrid ve Barcelona altından kalkabileceğiniz örneklerdendir)

Londra’ya dönersek aslında nereden başlamak gerektiğini bulmak bile mesele.

300′den fazla lisanın konuşulduğu bu şehirde İngilizce sadece bir avuç kalmış gerçek İngilizlerin anadili. Babil Kulesi’nde tanrıların gazabına uğramışların can simidinden öte bir işlevi yok. Hatta İngilizce’nin en garip hallerinin gözlenebileceği yer olarak da düşünülebilir. Mesela:

14 milyon nüfusuyla Avrupa Birliği’nin en kalabalık şehri unvanını taşıyan Londra, 40′tan fazla üniversite, 5 uluslararası havaalanı (bunlardan biri olan Heathrow gezegenin en işlek havaalanı), dünyanın en gelişmiş metro sistemlerinden biriyle sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyor. Her ne kadar metrosuyla ünlü olsa da şehrin 24 saat çalışan meşhur kırmızı otobüslerinin 700 hat üstünde 8 bin araçla hizmet verdiğini ve sadece haftaiçi taşıdığı insan sayısının 6 milyonu geçtiğini de unutmayalım.

Ülkenin gelirinin yüzde 20′si bu şehrin vergilerinden geliyor. Avrupa’nın en büyük şirketlerinin 100′ünün genel merkezi burada. Yine AB’nin en yüksek gelir düzeyine sahip şehri.

Kentin kendi derdi, kalabalığı yetmez gibi bir de her sene ziyarete gelen 15 milyon turistin yükünü taşıyor (Paris’ten sonra dünyada en çok ziyaret edilen şehir Londra).

Müzelerini, müzikallerini, tiyatrolarını, publarını konu olan yüzlerce kitap olduğundan detaylara girmeyeceğim. Ama biraz kendi elimin altında not olarak bulunması, daha çok da sizin görme fırsatınız olursa beğeneceğinizi düşündüğüm yerleri paylaşma adına birkaç mekan / tüyo vermek isterim.

Read the rest of this entry »


Barcelona mekanlarım

Posted: March 31st, 2010 | Author: | Filed under: Seyahat | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 9 Comments »

Hem iş hem de seyahat vesilesiyle en sık ziyaret ettiğim ülkelerden biri İspanya. Gezdiğim şehirleri arasında en sevdiğimi en sık ziyaret ediyor olmam da cabası.

Barcelona mekanlarım

Resme tıklayarak Barcelona'ya çepeçevre bakabilirsiniz.

Barcelona (yoksa Barselona mı demek gerek?), 45 milyonluk İspanya’nın Akdeniz’e bakan Kuzeydoğu bölgesinde, 1 milyon 600 bin nüfusuyla bir Türk’ün algısında ‘küçük’ ölçekli kalsa da ülkenin nüfus açısından ikinci büyük şehri.

Read the rest of this entry »