The only thing in this world that gives orders... is balls.

Bir ‘başarı hikayesi’ olarak ben?

Posted: January 22nd, 2012 | Author: | Filed under: Kişisel, Video / Ses | Tags: , , , , , | 6 Comments »

BloombergHT’de Yaprak Özer’in Başarı Hikayeleri programına birkaç defa denk gelmiştim.

Böyle programlardan hep korkmuşumdur. Seyirciyken hep büyük bir başarı öyküsünün sırrına ulaşmak istersin; konukken de sürekli bir başarı anlatma stresine düşersin.

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...

Sunumlarıma denk gelenler bilir; başarıya karşı genel kanıdan biraz farklı bir duruşum var. Çok kısa özetlemek gerekirse:

  • Bir şeyi ‘başarmak’ için çalışmaya inanmıyorum. Çalışırsan başarı ‘gelebilir’. Ama çalışma sebebin başarmak olursa aradaki pek çok detayı kaçırırsın.
  • Bıkmadan, hevesle ve severek çalışmanın başarıya ulaştırmayacağı bir işe denk gelmedim.
  • Başarının liderlikten çok alt kademelerde daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Liderlere atfedilen başarıyı hep abartılı buldum.
  • Özellikle eğitim ve kariyere yönelik başarı klişelerinin içi boş unvanları anlamlı kılma çabası olduğunu düşünüyorum.
  • Hayatta başarmaktan daha önemli şeyler olduğunu savunuyorum. Örneğin sağlık ve mutluluk gibi. Dünyada hiçbir şey başarmamış nice mutlu insanlar var. Bir de çok şey başarmış mutsuzlar. Tercih hakkım olursa ilkinden yana kullanırım.

Çok yansıtmak istediğim bir özelliğim olmasa da ben bir işkoliğim. Kendi yaptığım işleri en iyi şekilde yapabilmek benim için her şeyden daha önemli. Bir şey başarmış mıyımdır bilmem; bana gelinceye kadar kimler var. Ama en azından sevdiğim işleri yapıyor ve yaptıkça daha çok seviyorum. Benim için bu fazlasıyla yeterli.

İşte bu karışık kafayla Yaprak Özer beni ‘Başarı Hikayeleri’ adlı programına konuk edince tedirgin olmadım desem yeridir.

Programın yayınından sonra beni şaşırtacak kadar çok mesaj ve eposta gelince internetteki linklerden rastladığım programın video ve çözümünü buradan da paylaşmak istedim.

İzleyeceklerinizin özeti son cümlemde saklı. Eklemiş olayım:

“Başarı patron, CEO olmak değil; yaptığın işi dünyada en iyi yapan insan olma ümidi taşımaktır.”

İzleyemeyip izlemek ya da tekrar seyretmek isteyenler için.

Read the rest of this entry »


İyileşirken dinlediklerim

Posted: September 9th, 2011 | Author: | Filed under: Genel, Kişisel, Video / Ses | Tags: , , , , , , , , | 8 Comments »

Müzikle istediğim ilişkiyi bir türlü kuramadım. Birçok müzik aletini çalabiliyorum. Nota biliyorum. Bir süre hayatımı izbe mekanlarda, üç kuruşa, sarhoşları eğlendirmek için çalıp söyleyerek kazandım. Dinleyici olarak geniş bir yelpazem var ama asla bir konuda derinleşemedim.

Etrafımda müzik konusunda uzman bellediklerim gibi “falancanın bilmemne albümündeki sound, filancanın şu albümündekine ne kadar benziyor” tarzı ahkamlar kesemedim. Çok da dert etmedim açıkçası.

Şarkı-türkü adına neler dinlediğim büyük oranda ortada zaten. Ama beni kulaklıkla görüyorsanız şarkı dinliyor olma ihtimalim en fazla yüzde 1. Ya bir podcast ya da audio book (sesli kitap) dinliyorumdur.

Bizim gibi okumayı sevmeyen ama bir gazete açıldığında hemen 20 kafanın içine daldığı, trafiğin saatleri yediği, insanların kendi ya da toplu taşıma araçlarında saatlerini tükettiği bir ülkede sesli kitaplar neden bir pazar oluşturamadı anlayabilmiş değilim. Her gün sabah işe gidip akşam dönerken birer saat sesli kitap dinleyerek her hafta bir kitabı bitirebilirdik oysa? Üstelik dünyanın en seçkin seslendirme sanatçılarının ağzından. 5 saatten uzun süren sesli kitap yok denecek kadar az.

Read the rest of this entry »


İyileşirken izlediklerim

Posted: September 9th, 2011 | Author: | Filed under: Genel, Video / Ses | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 13 Comments »

Bir ayını dolduran motor kazamın ardından girdiğim ev hapsindeki kısıtlı hayatta okumaya, izlemeye, dinlemeye ve öğrenmeye fırsat bulduğum şeyleri paylaşmaya devam ediyorum.

Dinlediklerimi ve okuduklarımı paylaşmıştım, şimdi sıra izlediklerimde…

 

Zeitgeist: Moving Forward

2007 yılında hayatımıza giren Zeitgeist belgeselleri kulağınıza çalınmış olmalı. ABD’li yönetmen Peter Joseph imzalı dizi İsa peygamber ve hristiyanlığa alternatif bakış açısıyla başlayan ‘The Greatest Story Ever Told’, 11 Eylül saldırılarına benzer açıyla bakan ‘All the World’s a Stage’ ve dünyayı her hareketiyle etkileyen ABD ekonomisinin yanlış temeller ve inançlar üstüne kurulu olduğunu savunan ‘Don’t Mind the Men Behind the Curtain’ ile alışılmadık bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ardından Addendum geldi. Mevcut anlamda paraya dayalı sistemin çökmeye mahkum olduğunu savunurken direnişte yapılabilecekleri ve alternatif yaşam teorilerini paylaşıyordu.

Serinin son bölümü uzun zaman önce çektiğim, ancak izleyebildiğim ‘Moving Forward’.

Yeri gelmişken; Zeitgeist belgeselleri kar amacı gütmeyen belgeseller. Aslında Moving Forward’ın başlarında da bahsi geçen ABD’li Fütürist Jaque Fresco‘nun sürdürülebilir, çevreci, kaynak tabanlı ekonomik sistemini temsil eden Venüs Projesi‘ni kitlelere tanıtma amacı taşıyor (Fresco her ne kadar aksini iddia etse de ben Venüs Projesi’nin Marksist sosyalizmden hayli beslendiğini düşünüyorum). Dolayısıyla bu serileri internetteki sitesinden sipariş edebileceğiniz gibi (Türkçe altyazı da var), internette birçok kaynaktan yasal ve ücretsiz olarak indirip izleyebilirsiniz de.

60 ülkede, 30 dilde gösterime giren 161 dakikalık Zeitgeist: Moving Forward, şimdiye kadarki iki bölümde etrafında dolanılan Venüs Projesi’ne detaylı bir giriş yapıyor. İnsan doğasının temellerinden başlayıp neden bugünkü açmaza geldiğimize ve Venüs Projesiyle nasıl kurtulacağımıza bakıyor.

Paylaşım tabanlı ekonomi ve sürdürülebilir şehirler fikri kulağa gerçekten hoş geliyor ama küresel bir erkin kaynakları ihtiyaç doğrultusunda coğrafyalar arası dağıtımı ve yeni mimari yaklaşımlar fikri (kusura bakmayın ama) benim için fazlasıyla ütopik. Küçük ölçeklerde belki denenebilir ama küresel tabana oturmadan başarma şansı yok. Küresel kabul ise imkansız.

Bence Zeitgeist serisi Venüs Projesi dışında içerdiği somut bilgilerle bile yeterince kıymetli. Onlar için bile izlenmeyi fazlasıyla hak ediyor.

Hatta buyrun Youtube’daki resmi kanalından online olarak izleyin merak ettiyseniz:

 

 

Read the rest of this entry »


1998′den bir belgesel ve hatırlattıkları

Posted: February 2nd, 2011 | Author: | Filed under: Donanım, Video / Ses, Web Dünyası, Yazılım | Tags: , , , , , , , | 7 Comments »

Sitesini ve yaptıklarını yıllardır imrenerek takip ettiğim ABD’li Teknoloji Yazarı Robert Cringely, PBS’te harika işler çıkarmaya devam ediyor.

Robert X. Cringely

Geçen bir arkadaşa onun imzasını taşıyan ve benim de en sevdiğim teknoloji belgesellerinden biri olan 1996 yapımı Triumph of the Nerds belgeselini tavsiye ettim. Beğendiğini görünce 1998′de çektiği 3 bölümlük devamını; ‘Nerds 2.0.01‘i verdim.

Sonra düşündüm de bugün kendini internet çalışanı, web girişimcisi, gibi payelerle taçlandıranların kaçı acaba iş yaptıkları bu sektörün önünü ardını biliyor? Eminim özellikle genç nesil için bu oran çok düşüktür. Oysa bu heyecan verici dünyanın ne heveslerle ortaya çıktığını ve nasıl bugünlere geldiğini, neden bu kadar hızla geliştiğini anlamak geleceği okumak için şart.

Read the rest of this entry »


Çaresizliğin yarattığı çözümler

Posted: December 6th, 2010 | Author: | Filed under: Genel, Video / Ses | Tags: , , , | 7 Comments »

Yaşlı baba öldükten sonra 3 oğluna sahip olduğu 17 deveyi miras bırakır.

Paylaşım için şöyle bir yöntem belirlemiştir: ilk oğluna develerin yarısını, ikinci oğluna üçte birini, üçüncü oğlunaysa dokuzda birini bırakır. Ancak çocuklar bunu hayata geçirmeye çalışınca duvara toslar. 17 sayısı ne ikiye, ne üçe, ne de dokuza bölünmektedir. Bir türlü paylaşımı gerçekleştiremezler.

Sonunda köyün yaşlı, bilge teyzesine giderler. Bilge uzun süre düşündükten sonra “size yardımcı olamam ama isterseniz benim devemi alabilirsiniz” der. Böylece 18 develeri olur.

İlk çocuk develerin yarısını; yani 9 tanesini alır. İkinci oğlan üçte birini; yani 6 tanesini, üçüncü oğlansa aynen vasiyetteki gibi dokuzda birini yani 2 tanesini alır. Ancak toplamda 17 deve bölüşülmüş, 1 tane geride kalmıştır.

Onu da yaşlı bilge teyzeye geri verirler…

Bu Ortadoğu öyküsünü bana öğretense Amerikalı yazar William Ury oldu.

Çözümsüz kaldığınızda anlarda aklınıza gelmesi ümidiyle…


Dünyayı satan adam

Posted: May 21st, 2010 | Author: | Filed under: Video / Ses | Tags: , , , , , | 3 Comments »

Ben müzikle fazla ilgili biri değilim. Etrafımda konuyla igili o kadar uzman kişiler var ki, anlıyorum, ilgiliyim demeye bile korkuyorum. Ama severim. Öyküsü olan şarkıları biraz daha fazla severim.

Çok uzun zamandır kimbilir tam olarak hangi sebeple beni derinden etkileyen bir şarkı var: The Man Who Sold the World. Yani Dünyayı Satan Adam. İlk olarak David Bowie tarafından seslendirilmiş; daha yakın dönemse Nirvana’nın MTV için gerçekleştirdiği Unplugged konserinden Kurt Cobain’in yorumuyla tanıdı. Arada onlarca farklı grup tarafından da yorumlandığını bilmekte fayda var.

İsterseniz bir yandan dinlerken okumaya devam edelim:

Bowie’nin 1970 Kasım’ında piyasaya çıkan aynı ismi taşıyan üçüncü albümünde yer alan bu şarkının sözleri içinde ilginç metaforlar saklar:

We passed upon the stair, we spoke in was and when
Although I wasn’t there, he said I was his friend
Which came as a surprise, I spoke into his eyes
I thought you died alone, a long long time ago

Oh no, not me
We never lost control
You’re face to face
With The Man Who Sold The World

I laughed and shook his hand, and made my way back home
I searched for a foreign land, for years and years I roamed
I gazed a gazeless stare, we walked a million hills
I must have died alone, a long long time ago

Who knows? Not me
I never lost control
You’re face to face
With the Man who Sold the World

Who knows? not me
We never lost control
You’re face to face
With the Man who Sold the World

Tercüme etmeyeceğim çünkü aynı tadı verebileceğimden emin değilim. Konusu kabaca kendisinin bilmediği bir yüzüyle karşılaşan adamın karmaşık duygularından ibaret. (Hugh Mearns’in ‘The Psychoed‘ adlı şiirinden de bir bölüm içerir)

Bowie bu şarkıda aslında kendi şöhret yolculuğunu, asıl kendine yabancılaşmasını ve hayranlarıyla olan ilişkisindeki tuhaflıkları da vurgular.

Metaforları inceleyen kimileriyse şarkıda anlatılanın İsa peygamberin öyküsüne bir başka bakış olduğunu iddia eder. Şarkıda öldüğü sanılan ancak ölmeyip kontrolü Şeytan’a karşı hep elinde tutanın Tanrı’nın oğlu İsa olduğu da bir taraftan mantıklıdır. Kimileri içinse karşılaşılan ‘Dünyayı Satan Adam’ Şeytan’ın ta kendisidir. Bir başka bakış açısı bu kişinin Adem (peygamber) olduğunu savunur. İddialar böyle sürer gider.

David Bowie’nin bu albümün kapağında bir kadın elbisesi giymesi de dikkat çekicidir.

İlginç ayrıntılardan bir diğeriyse şarkının 1993′te Nirvana tarafından yeniden yorumlanmasının (Cobain’in “Bu bir Bowie şarkısıdır” diye anons etmesine rağmen) milyonların şarkıyı Nirvana ile özdeşleştirmesidir. Hatta o dönemde Bowie’nin bir konserinde bu şarkıyı seslendirmesinin ardından hayranlarınnı yanına gelip “Nirvana’nın şarkısını söylemeniz çok hoş” demesi onu deli etmiş ve “siktirin ulan” gibisinden bir tepki vermesine yol açmıştır.

O zaman bir kere de Bowie’den canlı izleyelim mi?

Lafı geçmişken Nirvana yorumu da gerçekten güzeldir. Onu da izleyelim hadi.

Youtube ile sorun yaşıyorsanız bir de Grooveshark ekleyelim:

I must have died alone, a long long time ago…


İstemem, eksik olsun!

Posted: April 3rd, 2010 | Author: | Filed under: Video / Ses | Tags: , , , , , , , | 7 Comments »

Takıntı derecesinde tutkunu olduğum iki ses var Türkiye’de: Ergun Uçucu ve Rüştü Asyalı

Asyalı, Keloğlan oynadığından beri belleklere öyle kazındı ama hepsinden önce müthiş bir ses, müthiş bir oyuncudur. Ergun Uçucu’ya da mutlaka aşinasınızdır (ve umarım bir tiyatro oyununda izleme şansına sahip olmuşsunuzdur). Bence dünyanın en ilginç ses rengi, melodisi ve vurgulama tarzı ondadır. Hele ki Adile Naşit öncesi Uykudan Önce çağını hatırlıyorsanız, Uçucu’yu bilmiyor olma ihtimaliniz yok gibi.

Onu kitlelerle esas buluşturan yapım muhtemelen Ertem Eğilmez’in Namuslu filmidir. Hadi biraz hatırlatmış olayım (05:10‘de başlıyor sahnesi):

Twitter’da bu iki isimden dem vururken aklıma Asyalı’nın sesiyle can verdiği en etkileyici eserlerden biri geldi. Edmond Rostand‘ın meşhur Cyrano De Bergerac oyunundaki tiraddan bahsediyorum bilenlerin çoktan tahmin ettiği üzere:

Ne yapmak gerek peki?

Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
İstemem!

Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
Taklalar mı atmalıyım?
İstemem! Eksik olsun!

Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!

Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
“Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
İstemem!
İstemem! Eksik olsun!

Korkmak, tükenmek, bitmek…
Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
İstemem! Eksik olsun!
İstemem! Eksik olsun!

Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek…
Tek başına…
Özgür olmak…
Dünyaya kendi gözlerinle bakmak…
Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak…
Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak…
Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
İsteyince Ay’a bile gidebilmek.
Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.

Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?

Kelimeler ne güçlü şeyler, değil mi? İnsanın hayatının akışını bile değiştirebiliyor.


Hardcore soft porn

Posted: March 9th, 2010 | Author: | Filed under: Video / Ses | Tags: , , | 3 Comments »

Psychic spies from China
Try to steal your mind’s elation
Little girls from Sweden
Dream of silver screen quotations
And if you want these kind of dreams
It’s Californication

It’s the edge of the world
And all of western civilization
The sun may rise in the East
At least it settles in the final location
It’s understood that Hollywood
sells Californication

Pay your surgeon very well
To break the spell of aging
Celebrity skin is this your chin
Or is that war your waging

First born unicorn
Hard core soft porn
Dream of Californication
Dream of Californication

Marry me girl be my fairy to the world
Be my very own constellation
A teenage bride with a baby inside
Getting high on information
And buy me a star on the boulevard
It’s Californication

Space may be the final frontier
But it’s made in a Hollywood basement
Cobain can you hear the spheres
Singing songs off station to station
And Alderaan’s not far away
It’s Californication

Born and raised by those who praise
Control of population everybody’s been there and
I don’t mean on vacation

Destruction leads to a very rough road
But it also breeds creation
And earthquakes are to a girl’s guitar
They’re just another good vibration
And tidal waves couldn’t save the world
From Californication

Pay your surgeon very well
To break the spell of aging
Sicker than the rest
There is no test
But this is what you’re craving

Red Hot Chili Peppers / Californication

(Böyle satırlar yazan zihinlerin frekansına girebilme ümidiyle geçti seneler… Usanmadım, çilemi doldurmaya devam ediyorum. Dünya, dünyayı böyle gören gözler yüzünden hala çekilebilir bir yer.)


All Apologies

Posted: January 2nd, 2010 | Author: | Filed under: Video / Ses | Tags: , , | No Comments »

What else should I be?
All apologies.
What else could I say?
Everyone is gay.
What else could I write?
I don’t have the right.
What else should I be?
All Apologies.

In the sun
In the sun I feel as one
In the sun
In the sun
Married!
Buried!

I wish I was like you
Easily amused
Find my nest of salt
Everything is my fault
I’ll take all the blame
aqua seafoam shame
Sunburn with freezer burn
Choking on the ashes of her enemy

In the sun
In the sun I feel as one
In the sun
In the sun
Married, Married, Married!
Buried!
Yeah, yeah, yeah, yeah,

All in all is all we are

(Nirvana)


Termal kamera affetmez

Posted: December 30th, 2009 | Author: | Filed under: Video / Ses | Tags: , | 3 Comments »

Ozondu, sera gazıydı diye bağırıp duralım daha. Hep Sezyum mu yükleyecek böyle şeyleri?

[local /wp-content/uploads/2009/12/thermal.wmv nolink]