What else should I be? All apologies. What else could I say? Everyone is gay. What else could I write? I don’t have the right. What else should I be? All Apologies.
In the sun In the sun I feel as one In the sun In the sun Married! Buried!
I wish I was like you Easily amused Find my nest of salt Everything is my fault I’ll take all the blame aqua seafoam shame Sunburn with freezer burn Choking on the ashes of her enemy
In the sun In the sun I feel as one In the sun In the sun Married, Married, Married! Buried! Yeah, yeah, yeah, yeah,
Timur Selçuk ile ilgili geçen bir bahiste aklıma Pireli Şarkı geldi. Bazı konuların, tanımların ve durumların yıllar boyu hiç değişmemesi ilginç mi, hüzün verici mi ayırd edemiyor insan.
Sevindirici olmadığı kesin…
Benim için bu şarkıyı paylaşan Oğulcan Selçuk Akbulut’a da ayrıca teşekkür. Şarkı bende yok, ben de o sayfadan paylaşıyorum. Yüklemek isterseniz, yeriniz orası :)
Pireli Şarkı
Bu ne acaip bilmece! Ne gündüz biter, ne gece. Kime söyleriz derdimizi; Ne hekim anlar, ne hoca.
Kimi işinde gücünde, Kiminin donu yok kıçında Ağız var, burun var, kulak var; Ama hepsi başka biçimde.
Bu düzen böyle mi gidecek? Pireler filleri yutacak; Yedi nüfuslu haneye Üç buçuk tayın yetecek?
Karışık bir iş vesselâm. Deli dolu yazar kalem. Yazdığı da ne? Bir sürü ipe sapa gelmez kelâm.
Kimi peygambere inanır; Kimi saat köstek donanır; Kimi kâtip olur, yazı yazar; Kimi sokaklarda dilenir.
Kimi kılıç takar böğrüne; Kimi uyar dünya seyrine: Kan hesabına geceleri, Gündüzleri baba hayrına.
Bu düzen böyle mi gidecek? Pireler filleri yutacak; Yedi nüfuslu haneye Üç buçuk tayın yetecek?
Karışık bir iş vesselâm. Deli dolu yazar kalem. Yazdığı da ne? Bir sürü ipe sapa gelmez kelâm.
IPTV temelde internet üstünden zenginleştirilmiş video yayın hizmeti. Televizyon ekranından aldığınız hizmetleri çok daha farklı hizmetlerle bezeyerek daha faydalı hale getiriyor. Elbette aynı zamanda internetin popüler yüzünü de ekrana taşıyarak işi katmerliyor. Ayrıntılarına bir ara gireriz.
İşim ve ilgim gereği IPTV konusuyla yıllardır haşır neşirim. Herhalde dünyada bununla ilgili çözüm geliştiren her firmanın demo merkezine gittim, teknolojilerini inceledim, sektörel fuarları gezdim.
Radikal gazetesindeyken DTV Holding’de üç ortaklı bir grubun ön strateji ve fizibilitelerini çıkardım. Maliyetler milyar dolara vurunca o iş uyumaya bırakıldı. Seneler sonra aktif olarak DTV Holding’de Yeni Nesil Hizmetler Direktörü olarak bizzat bu işlerle sorumlu hale gelince yine yeltendim ama işler çok daha karışmıştı.
Bütün bu süreçte önümüzdeki engel altyapı yatırım maliyeti ve gelir paylaşım modeliydi. Altyapı operatörleri aslan payını istiyor, yeni altyapının astarı yüzünden pahalıya geliyor; en kötüsü fizibiliteler uzun yıllar zarar projeksiyonu yapıyordu. İçerik sahibi tarafında bu pek göze alınan bir şey değil elbette. Altyapının sahibi önünde sonunda o yatırımı çıkaracak nasıl olsa.
Ama bütün bu çekişmeler sonuçta alternatifleri doğuruyor.
Bu alanda çalışanlardan biri de Sony. Önce Bravia serisinde yaptıklarını izleyelim:
Burada gördüğümüz tam donanımlı bir IPTV platformu değil ama sadece Bravia Z serisi televizyonunuz ile alabildiğiniz hizmetler anlamında düşündürücü. Kullanıcıların birçoğu buna bile razı. Üstelik hiçbir yeni altyapı yatırımı, gelir modeli kurgusu da gerektirmiyor.
Bir başka örneğe de bakalım:
Medya içeriği üretenlerin takip etmesi gereken bir alan olduğu kesin.
Janis Joplin ve Porsche'si. Tanrı onun dualarını kabul etti.
Oh Lord, won’t you buy me a Mercedes Benz ? My friends all drive Porsches, I must make amends. Worked hard all my lifetime, no help from my friends, So Lord, won’t you buy me a Mercedes Benz ?
Oh Lord, won’t you buy me a color TV ? Dialing For Dollars is trying to find me. I wait for delivery each day until three, So oh Lord, won’t you buy me a color TV ?
Oh Lord, won’t you buy me a night on the town ? I’m counting on you, Lord, please don’t let me down. Prove that you love me and buy the next round, Oh Lord, won’t you buy me a night on the town ?
Oh Lord, won’t you buy me a Mercedes Benz ? My friends all drive Porsches, I must make amends, Worked hard all my lifetime, no help from my friends, So oh Lord, won’t you buy me a Mercedes Benz ?
Bülent Ecevit’in 1940 yılında yazdığı ‘Robot’ adlı bir şiir. Can Dündar’ın da değindiği gibi, dönem daha robotların bilimkurgu malzemesi olduğu dönem. Üstelik Ecevit henüz 15 yaşında.
İlginç…
ROBOT
Ellerim dallar gibi açılır bazen Allah’a. Ki Allah’tır veren bu güçsüz ellerimi benim. Senin ellerinden güçlü ellerim ki ben verdim, Onlar kapalıdır Allah’a. Bir parça demirden ibaretsin Allah’a göre. Sana verdiğim bir ömürdür, Ki yaşamadan sürüyorsun sen onu. Sana bu ömrü verenler senden çabuk ölür. Çeliğin çürümesi kadar uzaktır bir robotun sonu. Allah, Allah olduğu için yarattı beni. Ben Allah olamıyorum ne kadar yaratsam. Ve tapmıyor bana benim yarattığım adam, Beni yaratana ben nasıl tapıyorsam…
Memleketimizin enteresanlıklardan yana ne bereketli olduğu malum. Horoz Mustafa’yı düşünelim mesela:
Ülke olarak fenomen haline getirdiğimiz Örovizyon ise öyle bir konu ki sosyal mecralardaki dalgaları bile iskeleleri yıkıp geçiyor. Gerçek yaşamın da ondan geri kalır yanı yok aslında. İşte Hadise’den sonraki ana hadise: Tülay Bolat!
Garip bir de huyum var; tuvalette, banyoda, yatakta, yemekte ne olursa olsun radyo çalsın istiyorum. Talk radio düşkünlüğümden genelde tercihim haber kanalları, TRT-1 (süper bence) ve Açık Radyo oluyor. Ev halkının zevkleri farklı olduğundan en azından kahvaltıda müzik kanallarını açıyorum.
Bu şarkı sözleri ne de felaket hale gelmiş böyle? Sonra oturdum düşündüm en hoşuma giden şarkı sözleri nedir diye, hepsinden önce Sezen Aksu‘nun şu şarkısı aklıma geldi (ki sevmem Sezen Aksu). Koyu olarak işaretlediğim laf cambazlığı adına benim dikkatimi çekenler. (ağır ağır okumak gerekiyor velakin):