Me, I want what's coming to me. The world, chico, and everything in it.

Sosyal medya detoksuna başlarken

Posted: April 30th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Kişisel, Web Dünyası | Tags: , , , , , | 23 Comments »

Bir gün Teknosohbet çekiminden sonra Timur odamdan çıkıp ofisin içinde kayboldu. Ne zaman düşündü, ne etti, sormaya fırsatım olmadı ama benim sosyal medyadan uzaklaşmamı kafasına takmış ve bunun üstüne bir proje geliştirmiş. O kaybolma sırasında da stüdyoya girip olayı yaymak için bir program çekmiş.

O da kesmemiş olacak bir devam bölümü daha çekti, bloga yazdı, Yahoyt’a haber etti.

Daha bana söylemediği birçok plan da cabası…

1-10 Mayıs 2010 aralığını kapsayan bu meydan okumanın şartları şöyle:

Neler yapamayacağım:

  • Hiç bir sosyal ağda tek bir harf veya gülümseme işareti dahil hiç bir eylemde bulunamayacağım. (Twitter, FriendFeed, Gtalk, buzz, messenger, vs..)
  • Hiçbir sosyal ağ uygulaması açmayacağım. Pasif izleyici olarak dahi katılmayacağım. (Kağıt çıktı bile yok)
  • Hiç bir sitede yorum yapmayacağım. MYK Medya çalışanları ve birinci dereceden akrabalar dahil hiç kimse ile chat yapamayacağım.
  • Video konferanslara katılamayacağım.

Nelere izin var:

  • Televidyon’da yer alan herhangi bir programa katılabilirim.
  • Basın toplantılarında sosyalleşebilirim.
  • Canlı seminer veya toplantılara katılabilirim.

Sizin için ‘eh canım, ne var yani?’ olabilir ama benim için durum farklı. Size sosyal medya kullanımıma dair objektif bir fikir vereceğini düşündüğüm iki ekran görüntüsünü paylaşmak istiyorum (resimlerin büyük hallerine üstlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz):

Read the rest of this entry »


Google’da çalışmak ister miydiniz?

Posted: March 16th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , | 26 Comments »

Bir yazılım mühendisi olsun olmasın Google’da çalışmak fikri mutlaka bir heyecan yaratır. Herkes dünyayı bu derecede etkileyen, değiştiren ve dönüştüren bütünün bir parçası olmak ister. Elbette ‘içi seni, dışı beni yakar’ misali her firmanın dışarıdan görünen yüzünün ötesinde bir de iç dünyası vardır.

Google ofisinden bir kesit.

Çoğunlukla sıkıcıdır, birbirine benzer. Ama yansıtılan farklıdır. Örneğin şirket videolarında herkes eğlenir. Oysa gerçek her zaman o kadar eğlenceli olmayabilir. İşler ve ekipler büyüdükçe sistemler devreye girer. Sistemler de genellikle hareket alanını kısıtlar ve yaratıcı beyinler için ters etki yapar. (Başbakanın tabiriyle: ters mıknatıslanma)

Önce bir bakalım (resmi ağızdan) Google’da mühendis olmak nasıl bir şeymiş?

Read the rest of this entry »


Sosyal medyaya dair dünyadan görüşler

Posted: March 16th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , | 9 Comments »

Sosyal medyaya dair bu blogda da kalem oynatmışlığım var . BBC de bu konuya ilgi duyan kurumlar arasında. Hatta yakın zamanda sosyal mecraları öncelikli haber kaynağı olarak ilan etmişti.

Söz uçar, yazı kalırmış ama internet sayesinde değişenlerden biri de bu oldu sanırım. Benim de aralarında bulunduğum bir grup sosyal medya gözlemcisi / katılımcısını kapsayan, Faik Uyanık imzalı bence çok önemli bir bilgi kaynağı çıktı ortaya.

Read the rest of this entry »


Yaşamın en doğal formu: anonimlik

Posted: February 13th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , | 32 Comments »

Öncelikle bu yazının sebebinin internette üyesi olduğum paylaşım (ve bir şekilde tartışma) platformlarından birinde uzun zamandır aklımda olan bir konuyu yazmamın ardından ortaya çıkan fikirler olduğunu belirtmem gerek. Öncelikle oradaki kısa metni buraya da aynen kopyalayayım:

Kendi kimliğimle dile getiremediğim fikirleri takma isimlerle seslendirmek bana enerji kaybı gibi geliyor. Benim için sözler, fikirler, düşünen ve dillendirenle özdeş. Ona göre değer kazanıyor ya da kaybediyor. Lakap olayı her ne kadar internetin adabında olsa da bana hep kaçak güreş, yalancı pehlivanlık gibi geliyor. Ben böyleyim, evvveeet! Tehlikeli fikirleri varsa bunun adına yanmayı göze almalı insan. Gerekirse ezilmeyi, itilip kakılmayı, dışlanmayı… (Tartışacaksanız yazdıklarımı sakince bir okuyun. Ve bunu bir troll olarak algılamayın lütfen)
İnternetin bilinçaltımızı, toplumsal yaşamın iş, aile, çevre ve benzeri bütün baskılarından dolayı derinlere gömdüğümüz kimliklerimizi yaşayabilmek, kimi zaman da dışa vurabilmek, benzerlerimizi bularak genel baskıların bize yapıştırdığı yaftalardan arınıp normalleşmek adına benzersiz fırsat sağladığı kesin.
Bu halin genel tanımı olan ‘anonim olma’ kavramını Türk Dil Kurumu sözlüğü şöyle tanımlıyor:
Adı sanı bilinmeyen. (Örnek “Ah bir anonim olmak, kalabalık içine karışıp kaybolmak tadına kavuşabilseydik.”- F. R. Atay.)
Çok ortaklı.
Edebiyatta:  Yazanı, yapanı, söyleyeni bilinmeyen, laedri.
Read the rest of this entry »

Türk web girişimcisinin açmazı

Posted: January 25th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , , | 27 Comments »

Geçtiğimiz hafta Türk Hava Yolları’nın Berlin’de ilk ayağını gerçekleştirdiği SocialTrippin’ etkinliğine davetliydim. O konu hakkında ayrıca bir derleme yazacağım. Fakat merak edenler için şöyle özetleyeyim; amaç Türk ve yabancı sosyal mecra kullanıcılarını bir araya getirip fikir alışverişinde bulunmak, sosyal mecranın öncü isimlerinden tecrübe ve tespitleri paylaşmaktı.

Singapur’dan ABD’ye kadar geniş bir coğrafyadan konukları ağırladı bu etkinlik. Yemek sırasında yan yana oturduğum Alman dijital pazarlama uzmanı ve yatırım danışmanı Andre Alpar ile internet sektöründen lafladık. Ki kendisi Türkiye’deki kimi alım-satımlarda da rol almış; Türk web girişimcilerinin birkaçıyla şahsen tanışmış bir isim.

En çok merak ettiğim konu Alman kullanıcıların popüler yabancı (daha çok ABD kökenli ve İngilizce) girişimlere olan ilgisiydi. Bizde malum, Facebook, LinkedIN, FriendFeed, Twitter gibi ağlar bir anda patlıyor ve kimse bunların yerlileriyle ilgilenmediği gibi, es kaza daha önce açılan benzer yerli örnekler bir anda yerle bir oluyor. Birisi bunların benzerini yapar yapmaz binbir türlü yaftayla aşağılanıyor, eleştiriliyor.

Alpar bana durumun Almanya’da tam tersi işlediğini söyledi. ABD ya da Britanya’da popülerleşmeye başlayan bir girişimin en geç bir iki hafta içinde 4-5 tane benzeri Almanca site yaratılıyor ve biri mutlaka Alman pazarında hakimiyeti ele geçiriyormuş. Almanya’da Alman örneği bulunan hiçbir girişimde ABD’li örnekler pazar lideri değilmiş örneğin. Sonra tutan bu girişimler mutlaka birkaç yatırımcı tarafından destekleniyor ve yola devam ediliyormuş.

Türkiye’deki sorunun özü de bu.

Bizde klonlama diye tabir edilen yöntem nedense yerden yere vuruluyor. Yerli ya da yabancı web yatırımcısı (teoride var, pratikte) yok. Başarılı bir yabancı modeli klonlayacak yerli girişimci de yatırımcı olmayınca paralı yabancı rakiplerle baş edemiyor. Kullanıcılar ise her zaman yerli seçenekler yerine yabancı olan alternatiflere meylediyor. Kişi sayısı çok, ticaret hacmi küçük, reklam pazarı yok (gibi)…

Girişimcilik zor, internet girişimciliği çok daha zor…


İş başka, arkadaşlık başka

Posted: December 4th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , | 25 Comments »

Son günlerde Türkiye’de yeşeren yeni iş dallarından biri de sosyal medya pazarlaması. Facebook’ta sayfa aç, twitter, flickr, friendfeed gibi birkaç popüler sitede profil yarat, bir blog aç, içine birkaç ilgili yazı gir; eş dost biri iki blogda link verdir, alıntı yaptır, Google’a (bazen de Facebook’a) bütçe ayırıp trafik topla… Firmanın bütçesine göre bir iki eşantiyon hediye dağıt, sonunda da raporlama yap.

social_media_marketing_campaign

Yani aslında herkesin, her firmanın pekala kendi başına da yapabileceği (ve yapması gereken) ama bilmeyen için karmaşık gibi görünebilecek bir hizmet. Elbette burada tecrübe ve yol yordam bilme meselesini asla küçümsüyor değilim. Bazen fikrim sorulan konularda verdiğim bir cümlelik tavsiyelerin arkasında başıma gelen ve aylarca uğraştıran dertlerin sonucu oluyor. Dinleyen içinse bir cümlelik tavsiye… Yani kolay iş diye bir şey yoktur. Ama her öğrenilen iş de kolaylaşır.

Neyse; zaten konumuz bu değil.

Bu kapsamda verilen hizmetlerde 3 konu kafamı kurcalıyor:

Read the rest of this entry »


Paylaşım vergisi olur mu?

Posted: September 13th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , | 34 Comments »

Türkiye’de kitap okuma konusuna ne kadar ilgisiz olduğumuz malum. Yine de biraz rakam vereyim, aklınızda biraz daha şekillensin:

Bu çocuk bizden değil!

Bu çocuk bizden değil!

  • Türkiye’de 100 kişiden sadece 4,5 kişi kitap okuyor.
  • Japonya’da bir kişiye 25, Fransa’da 7 kitap düşüyor. Türkiye’de 12 bin kişiye 1 kitap düşüyor.
  • Brezilya’da yılda 13 bin kitap basılıyor, bizde 7 bin.
  • Azerbaycan’da kitaplar 100′er binlik dilimlerle baskı yapıyor. Bizdeki baskılar 1.000′erlik dilimlerin. Yani 5. baskı dediğimiz kitap aslında 5 bin basmış oluyor. Orhan Pamuk, Murathan Mungan gibi istisnalar var elbet. Onların baskı adetleri 10′ar binlik.
  • Norveçliler yılda kitaba 137 dolar veriyor. Güney Koreliler ise 45 dolar. Biz 0,45 dolar…
  • Nüfusun sadece yüzde 4′ü dergi okuyor.
  • Satın almasa da nüfusun yüzde 22′si bir şekilde gazete okuyor.
  • Televizyon izleyen nüfus oranı yüzde 94.
  • Öğretmenler arasında kitap okuma alışkanlığı olanların oranı yüzde 33.
  • İnsanlara ihtiyaçları sorulduğunda kitap 235. sırada yer alıyor.
  • Kadınlarımız günde ortalmaa 4,5 saat televizyon izliyor.
  • Genel anlamda eğitim düzeyinin düşük olduğu gruplarda televizyon izleme oranı ve süresi artıyor.
  • MESAM verilerine göre Türkiye’de müziğin yüzde 70′i korsan.
  • 5 yıl önce albümler için 60 milyon bandrol alınırken bu rakam bu sene 6 milyona ulaşamadı.
  • Türkçe hizmet veren ve kapatılan korsan müzik dağıtım site sayısı 160 bine ulaştı.
  • Müzik sektörünün iddia ettiği yıllık zarar 468 milyon dolar.
  • Korsan DVD ve VCD kullanımı müziğin de üstünde bir oranda devam ediyor.

Özetleyecek olursak kitap zaten okumuyoruz, gazete bulursak okuyoruz. Bolca televizyon izliyor, radyo dinliyoruz. Ama şarkı ve filmlere para vermiyoruz. Yapabiliyorsak internetten bedavaya çekiyoruz ya da ucuza korsan alıyoruz.

Peki bu tablo değişebilir mi? Şöyle bir düşünelim.

Read the rest of this entry »


Facebook FriendFeed’i satın aldı

Posted: August 11th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , | 24 Comments »

Facebook herkesin malumu, anlatmaya gerek yok. FriendFeed ise bir şekilde, çaktırmadan Türk web camiasının eli kalem tutan, üreten kesiminin yoğunlukla kullandığı bir sosyal paylaşım ortamı. Duymamış, bilmiyor olabilirsiniz. Ben de bir parçasıyım.

Geçtiğimiz gün Facebook birçok özelliğini çaktırmadan alıp kendi sistemine eklediği ve çok daha başarılı sonuçlar aldığı FriendFeed’i satın aldı. Her iki taraf için de iyi oldu. FriendFeed böyle tek başına hiçbir baltaya sap olamayacaktı. Küçük olsun, benim olsun hissiyatıyla sahipleniliyordu. Ancak küçük kalanların boğulduğu web sularında ömrü fazla olmayacaktı.

Facebook ise FriendFeed heyetiyle biraz daha kıvraklık, doğrudan etkileşim ve biraz daha sosyalleşme refleksi kazanacaktır. Zaten sonuçta her iki site de ayrı marka olarak -şimdilik- hayatına devam edecek.

Bunların hiçbiri umrumda değil. Sonuçta bir site. İnternet onlarla var olmadı, onlarla yok olmaz. Benim asıl ilgimi çeken şu iki kare. Bunları FriendFeed’in kurucuları satın almayı resmiyete döken anlaşmayı imzaladıktan sonra çekmişler.

Mekana, kıyafetlere, ruh haline dikkat ediyor musunuz? Doğallık, rahatlık, sıradanlık…

Böyle bir birleşme bizim gibi kültürlerde olsaydı bir de?

Dünyanın en büyük satın almalarından biri olarak tarihe geçen Google-YouTube birleşmesini de unutmayalım. Bir gün o öyküyü yazmak istiyorum. Bir gün… TGI Friday’s restoranında bağlanan milyar dolarlık bir anlaşma.

Youtube sitesinin kurucularının ilk tepkisini aşağıdaki videodan izleyebililrsiniz.


İnternet girişimcilerine dost tavsiyeleri

Posted: August 8th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , | 90 Comments »

Girişimcilik Türkiye’nin yabancı olduğu kavramlardan değil. Hatta bir dönem Anadolu Kaplanları kalıbıyla yoğun olarak harlanan bir konu. Anadolu Kaplanları sanayi ve üretim ağırlıklıydı. Atölyeler, fabrikalar kurdular; yüzlerce, binlerce işçi istihdam ettiler; ürettiler, ihraç ettiler. Memleketin o dönem en çok ihtiyaç duyduğu şeyleri: tesisleri, istihdamı ve dövizi yarattılar.

Fabrika

Web tarafında ise özellikle ABD’de daha sakalları bile çıkmadan milyonlarca doları cebe indirenlerin heyecanıyla farklı bir girişimci modeli gelişti. Genç, internetle yaşayan, boşlukları zamanında gören, hızlı hareket eden ve gecesini gündüzünü bu yolda geçiren bir kitle…

Dünyanın en yoğun genç nüfusuna sahip ülkelerden biri olarak bu dalgadan etkilenmememiz düşünülemezdi. Biraz rakamlara bakalım:

Read the rest of this entry »


IPTV sektörün keyfini beklemez

Posted: June 14th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Donanım, Video / Ses, Web Dünyası | Tags: , , , , , , | 16 Comments »

IPTV temelde internet üstünden zenginleştirilmiş video yayın hizmeti. Televizyon ekranından aldığınız hizmetleri çok daha farklı hizmetlerle bezeyerek daha faydalı hale getiriyor. Elbette aynı zamanda internetin popüler yüzünü de ekrana taşıyarak işi katmerliyor. Ayrıntılarına bir ara gireriz.

İşim ve ilgim gereği IPTV konusuyla yıllardır haşır neşirim. Herhalde dünyada bununla ilgili çözüm geliştiren her firmanın demo merkezine gittim, teknolojilerini inceledim, sektörel fuarları gezdim.

Radikal gazetesindeyken DTV Holding’de üç ortaklı bir grubun ön strateji ve fizibilitelerini çıkardım. Maliyetler milyar dolara vurunca o iş uyumaya bırakıldı. Seneler sonra aktif olarak DTV Holding’de Yeni Nesil Hizmetler Direktörü olarak bizzat bu işlerle sorumlu hale gelince yine yeltendim ama işler çok daha karışmıştı.

Bütün bu süreçte önümüzdeki engel altyapı yatırım maliyeti ve gelir paylaşım modeliydi. Altyapı operatörleri aslan payını istiyor, yeni altyapının astarı yüzünden pahalıya geliyor; en kötüsü fizibiliteler uzun yıllar zarar projeksiyonu yapıyordu. İçerik sahibi tarafında bu pek göze alınan bir şey değil elbette. Altyapının sahibi önünde sonunda o yatırımı çıkaracak nasıl olsa.

Ama bütün bu çekişmeler sonuçta alternatifleri doğuruyor.

Bu alanda çalışanlardan biri de Sony. Önce Bravia serisinde yaptıklarını izleyelim:

Burada gördüğümüz tam donanımlı bir IPTV platformu değil ama sadece Bravia Z serisi televizyonunuz ile alabildiğiniz hizmetler anlamında düşündürücü. Kullanıcıların birçoğu buna bile razı. Üstelik hiçbir yeni altyapı yatırımı, gelir modeli kurgusu da gerektirmiyor.

Bir başka örneğe de bakalım:

Medya içeriği üretenlerin takip etmesi gereken bir alan olduğu kesin.