Elektronik cihazlarla iyice bütünleşmeye başlayan yaşamımızda sahip olduğumuz her ürün her geçen gün daha kıymetli hale geliyor (2001 yılında acı bir örneğini yaşadım; bilirim).
Bu manzaranın ardından başlayan çileli günleri ancak yaşayan bilir.
Eskiden yanımızda taşıdığımız en mahrem şey cüzdanımızdı. Birkaç kare fotoğraf, birkaç not ve belki kayıtlı birkaç telefon numarası. Oysa bugün cep telefonumuz içinde neler taşıdığımızı düşünün. Bir akıllı cep telefonu sizin hakkınızda herkesten çok daha fazla bilgiye sahip. Kaybı da eşdeğer oranda dert. (hala akıllı telefonlarına şifre koymayanlara şaşıyorum)
Kayıpları durumunda yaşanacak dertler bir yana, kimi yollarla geri getirmek de mümkün. İşte size birkaç tavsiye:
Cloud; ya da Türkiye’de kullandığımız ismiyle ‘bulut bilişim’ yükselen trendlerden.
Doksanlı yıllarda Sun’ın İcra Kurulu Başkanı Scott McNealy’nin ısrarla savunduğu (gerçi dereden çok sular aktı ama) ‘Network is the computer‘ (ağ, bilgisayardır) kavramı ezeli rakibi Microsoft’taki halefi Bill Gates tarafından alay konusu edilip duruyordu.
Sun, yeteri kadar hızlı bir internet altyapısıyla bilgisayar platformlarının önemsiz hale geleceğini iddia ediyordu. Java gibi bir yapı üstünde çalışan sistemler her şeyi internet üstünde çalıştıracaktı. Aynen şu anki Gmail, Youtube, Google Docs gibi hizmetlerde olduğu gibi.
Normal düzenimde okumaya hala vakit ayırabiliyorum. İşimdeki başarım okuyabildiğim şeylere bağlı. Ama film izleme konusunda giderek düşen bir performansa sahibim. Hem ilgimi çeken şeyler bulamıyorum hem de zaman ayıramıyorum.
Evde geçirdiğim zorunlu istirahat boyunca yıllardır içimi kemiren bu gidişatı değiştirmeyi başardım. Hala günde en az 1 belgesel, 1 film izliyorum. Bu sırada kurduğum (daha doğrusu elden geçirdiğim) bir düzeneği paylaşmanın işinize yarayabileceğini düşündüm.
Film ve belgesellere erişmek için üç tane seçeneğim var. Evimin yakınındaki 2 dev D&R mağazası, Beşiktaş’ta 2 liraya korsan film satan pasaj dükkanları (blu-ray bile var) ve bittorrent. Evde bile zor kımıldarken ilk iki seçeneği elemek zorunda kaldım.
Yapmak istediğim şuydu: cep telefonu ya da tabletimden çekeceğim filmi seçmek, bunu masaüstü bilgisayarıma yollayarak çekmeye başlamak ve bitince televizyon, telefon ya da tabletten izlemek. (Wall-e karakterlerine dönmeme ramak kalmış anlayacağınız!)
Muhtemelen açıldığı dönemden beri LinkedIN’e üyeyim. Sosyal medyanın patlamasından çok önce; 2003 yılında kurulmuş, iş dünyasının profesyonellerine yönelik bir ağ.
Çalışanlara yönelik olarak iş çevresini genişletmek için hizmet verirken iş arayanlar içinse kendini gösterme, ilanlara bakma; işverenler için personel avlama, iş ilanı verme gibi işlevler üstlenebiliyor. Firmalar kendi sayfalarını oluşturup tanıtımlarını yapabiliyor, isteyen herkes açtığı gruplarla belirli ilgi alanına sahip olanları toparlayabiliyor.
Liste böyle uzar gider.
Uzar gider diyorum ama şahsen çok zaman da ne işe yaradığını sorguladığım bir yapı. Üstelik yakın zamana kadar teknolojik olarak da bir kabustu. Hala çok iyi olduğunu söyleyemem.
Bu yazıyı yazarken baktım, 952 kişiyle bağlantım varmış. Bunların yüzde 99′u beni listesine ekleyenlerden oluşuyor. Bazen birilerini ekleyeyim diyorum ama görüyorum ki zaten ekleşmişiz ;) Şöyle de bir karnem var sitedeki ilgili sayfaya göre.
Ne işe yaradığını anlayamadım bu site çoğu zaman insanların gelip yaka kartlarını astığı bir portmantoya benziyor gözümde. Yani herkes orada, herkes birbirine bağlı ama o kadar. Bir etkileşim, fayda sağlama gibi konular hep ikinci planda, hep derinlerde, hep münferit…
Ama bir yandan da çevremde bu site üstünden iş bulan, müşteri ayarlayan insan sayısı artıyor. Demek ki bazı meslek gruplarına yönelik daha avantajlı bir yapıya sahip. Ve web sitesine kırk yılda bir girdiğim LinkedIN’in mobil uygulamasını kullandığım bütün telefonlara bir sebepten yükledim.
Sitesini ve yaptıklarını yıllardır imrenerek takip ettiğim ABD’li Teknoloji Yazarı Robert Cringely, PBS’te harika işler çıkarmaya devam ediyor.
Robert X. Cringely
Geçen bir arkadaşa onun imzasını taşıyan ve benim de en sevdiğim teknoloji belgesellerinden biri olan 1996 yapımı Triumph of the Nerds belgeselini tavsiye ettim. Beğendiğini görünce 1998′de çektiği 3 bölümlük devamını; ‘Nerds 2.0.01‘i verdim.
Sonra düşündüm de bugün kendini internet çalışanı, web girişimcisi, gibi payelerle taçlandıranların kaçı acaba iş yaptıkları bu sektörün önünü ardını biliyor? Eminim özellikle genç nesil için bu oran çok düşüktür. Oysa bu heyecan verici dünyanın ne heveslerle ortaya çıktığını ve nasıl bugünlere geldiğini, neden bu kadar hızla geliştiğini anlamak geleceği okumak için şart.
Bir şeyi uzun süre kullanmanın getirdiği sıradanlaşma hissini bilirsiniz.
Bugün bir arkadaşıma bir şeyler gösterirken kullandığım arama kısayolları epey ilgisini çekince bırakın daha önce kullanmış olmayı, böyle bir şeyin varlığından dahi haberi olmadığını öğrendim. Ve benzeri herkes için faydası olur diye buradan paylaşmak istedim.
Sosyal medyanın en çok kullanılan olmasa da en popüler hizmeti Twitter’ı görselleştirmeye yönelik pek çok hizmet var. Mention Map de bunlara iyi ve taze örneklerden biri
İlginizi çektiyse detaylı halini inceleyebilir, kendi haritanızı da çıkarabilirsiniz.
Uzunca süredir Turkcell abonesiyim. Daha da uzun zamandır internet kullanıyorum. Çok uzun bir zamandır da cep telefonundan internete bağlanarak pek çok şey yapıyorum. Ama nedense bu seneye kadar Blackberry (bundan sonra BB diyeceğim) meselesini çözemedim.
Blackberry'nin kara tablosu
Önceleri cihazları kötüydü. Hem de bayağı kötüydü. Diğer bütün markalar tasarımda arayışlar içindeyken BB takoz gibi şeyler üretti. Üstelik pahalıydı. Sunduğu tek ayrıcalıksa e-postalara rahat erişimdi ama ben neredeyse bütün telefonlarımla aynı rahatlıkta e-postalarıma zaten erişiyordum. BB bana hep internet hesabını telefona kuramayacak kadar teknik bilgiden yoksun ama e-postalarını okumadan edemeyecek kadar internetle (ya da e-postayla) haşır neşir yöneticilerin harcı gibi göründü.
Beni bilen bilir, Flash TV‘ye karşı enteresan bir saplantım var. Bunu tarif etmek güç. Konuya yabancı biri için saçma sapan bile gelebilir. Ama biz az değiliz. Üstelik bunu teşhir etmekten de çekinmiyoruz.
Bu WordPress Widget’ini de bunun için yazdım. Hayatımda yazdığım ilk widget. Daha çok geliştireceğim (cidden). Özellikle tasarım konusunda çalışacağım. Random resimler, sloganlar ve diyaloglar da yer alacak.
Bunu bir başlangıç olarak kabul edin ve güncellemeleri kollamayı unutmayın!
NOT-1: Beni bunu yapmaya tetikleyen şey Harun Demirbaş’ın FriendFeed yazısı oldu. O böyle bir şeye vesile olduğu için, bense işi gücü bırakıp bunla uğraştığım için şüphesiz Allah katında ayrı bir yere ulaştık. Hamd olsun.
NOT-2: Widget nasıl yüklenir bilmiyorsanız özetle şöyle:
Dosyayı yukarıdaki linkten çekin.
WordPress yönetim panelinde Plugins menüsünde Add new başlığına tıklayın.
Eğer sayfanızda çıkmadıysa yine yönetim ekranındaki Appereance menüsündeki Widgets bölümüne girip Flash TV Forever başlığının yanındaki ‘add’ linkine tıklayın.
İnternet şu andan itibareren daha bir farklı. Beyazlar daha beyaz, renkliler daha canlı.
Blogumu takip edenler sanıyorum bütün adres defteri ve takvim bilgilerimi internette tuttuğumu öğrenmiştir. (Google apps for domain) Google’ın bu ücretsiz ve kusursuz hizmetiyle ilgili en büyük derdim de bilgisayarla bu bilgileri eşleştirmek; bu da malum. Okumayanlar için bu konuda şimdiye kadar yazdıklarım:
Geçen gece tam yatakta son bir e-posta, sosyal ağ kontrolü yapayım derken cep telefonumda (Blackberry Bold ve Nokia E71 arasında gidip geliyorum) Webrazzi’de bir haber gözüme ilişti. iPhone için Google senkronizasyonu başlamıştı!