You think you can take me? You need a fucking army if you gonna take me!

Hayatımı değiştiren şeyler

Posted: December 22nd, 2008 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , , | 6 Comments »

Bu başlığı mümkün olulrsa aklıma gelen şeylerle güncellemeye çalışacağım.

Ama ilk satırı yazdığım bugün o kadar şiire boğuldum ki önce şiirden başlayayım dedim.

Nazım Hikmet ile ben ilkokulda tanıştım. Nedense beni en çok etkileyen şiirlerinden biri ‘Dünyanın en tuhaf mahluku’ olmuştu. Belki çocuk aklımla gözümde canlandırıp, somutlaştırabildiğim içindi; bilemiyorum. Elimde sözlükle, her gördüğüme sora sora bellemiştim bu şiiri o küçük aklımla.

Aklıma her geldiğinde bu şiiri okudum. Bugünkü hayatımda etkisi olmadığını söylemem imkansız. Sizinle de paylaşmak istedim:

Eğer yukarıdaki videodan izleyemiyorsanız, sözleri de şöyle:

Dünyanın en tuhaf mahluku

Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama kabahatın çoğu senin,
canım kardeşim!

Nazım Hikmet’in hayatıma en çok sirayet eden bir diğer şiiriyse Salkım Söğüt. Dünyanın en iyi şiirlerini yazmasına rağmen Nazım Hikmet hiç iyi bir şiir ‘okuyucusu’ değildir. Yine de kendi sesinden dinlemek bir başka heyecanlandırıyor beni. Buyrun bakalım:

Salkımsöğüt

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bir kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!
Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!
Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!
Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat…
Atları rüzgâr…
Atları…
At…
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!
Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

1928

İlgili olabilecek diğer yazılar

  • 01/23/2010 -- Kadınlar… Öküzden sonra gelen.
    Kadınlar, bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz......
  • 12/22/2008 -- Ben içeri düştüğümden beri…
    Aslı 'mahpus'tur ya bırakalım bir yol; mapusun gerçekten mapus olduğu yıllarda, türlü çeşit sebepten ama bir o kadar da hiç yoktan dama girmişsin. Ailenden, şehrinden; hepsi bir yana hayattan koparılm...
  • 10/14/2010 -- Sana kara yazıldı sanma, insanın kaderi böyle
    Günlere bakarsın katı katı, üzerine çekersin perde. Yoldan geçenler var da her akşam gelenler nerde? Kara yazı yazıldı sanma insanın kaderi böyle......
  • 05/16/2010 -- Çocuklar bizim çocuklarımız değil
    Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin. ...
  • 05/14/2010 -- Küçük adam olmak
    Küçük, sessiz, farkedilmeyen olabilmek... Şeytanın en sevdiği günahın şehvetine rağmen......
  • 05/13/2010 -- Deniz Baykal’ın hatırlattığı bir detay
    Geçen haftasonu AKP'nin en namlı bakanlarından birinin oğluyla sohbet ediyordum. Dedi ki "Deniz Baykal ile Nesrin Baytok arasında yaşanan şey onları ve eşlerini ilgilendirir. Başka kimseye de bir şey ...
  • 04/03/2010 -- İstemem, eksik olsun!
    Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar. Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?...
  • 01/29/2010 -- Çocuk dünyasına dair
    Popüler konuları çok tazeyken yazmayı çok tercih etmiyorum ama son günlerde hakkında epey konuşulan şu video bana Rıfat Ilgaz'ın bir şiirini hatırlattı.Önce videoyu izleyelim:httpvh://www.yout...
  • 01/01/2010 -- Ahmed Arif için
    Bu topraklarda binbir türlü sebeple yakılmış milyonlarca kurşunun içinden otuz üç tanesinin öyküsü....
  • 06/17/2009 -- Dilin, anadilin, ana sütü gibi senin
    Şiiri severim. Hepsini değil ama. Romantik heveslerle hiç değil. Kelimelerin nasıl da kırbaca, ana kucağına ya da korkuya dönüşebildiğini gösterebildikleri için. Bir davası, kavgası, iddiası olan şiir...

Facebook Yorumları

6 Comments on “Hayatımı değiştiren şeyler”

  1. 1rss_ems said at 01:59 on December 22nd, 2008:

    Süper olmuş.Eline,yüreğine sağlık.

  2. 2barış said at 02:31 on December 22nd, 2008:

    güzel şeyler aktarmışsın, varol. sevdik bizde, devamı geleceğine de sevindik. ama her gün bu başlığı ziyaret mi edeceğiz yeni birşey var mı diye. RSS editlenenen gönderileri de yayıyor mu merak ettim şimdi.

  3. 3ayşegül yüksel said at 13:27 on December 22nd, 2008:

    SERDAR BEY:)) ŞİİR SİZE YAKIŞMIŞ.. 1 TANE BEBEK Lİ NAZIM ŞİİRİ BENDEN

    masanın örtüsü mavi basma
    üstünde yalansız, güleryüzlü,
    cesur kitaplarımız durur.
    esirlikten dönmüşüm anacığım,
    kendi memleketimde düşman kalesinden.
    gecenin saat biri,
    lambayı söndürmedik.
    yanımda karım yatar,
    karım beş aylık gebeliğinde.
    etim etine değende,
    elimi karnına koyanda
    bebek kıpır kıpır kıpırdar.
    dalda yaprak, suda balık,
    rahimde insan yavrusu,
    yavrum…
    yavrumun pembe yünden zıbını,
    anası ördü.
    bedeni benim karışımla bir karış,
    kolları şu kadarcık.
    yavrum…
    kız olursa
    tepeden tırnağa anasına benzesin istiyorum,
    oğlan olursa boyu posu bana.
    kız olursa ela ela baksın,
    oğlan olursa maviş maviş.
    yavrum…
    yavrum öldürülmesin istiyorum yirmi yaşında.
    oğlan olursa cephelerde,
    kız olursa sığınaklarda geceyarıları.
    yavrum…
    kız olsun, oğlan olsun,
    kaç yaşında olursa olsun,
    yavrum düşmesin istiyorum hapislere,
    güzelden, haklıdan,
    barıştan yana diye…
    fakat malum, kızım yahut oğlum,
    gecikirse suların ışıması dövüşeceksin.
    ve hatta
    yani haylice müşkül zanaatmış bizde bugün
    babalıktan zaanatı da.
    gecenin saat biri,
    lambayı söndürmedik.
    belki yarım saat sonra,
    belki sabaha karşı.
    yine basılabilir evim,
    beni alıp götürürler,
    kitaplarımızla beraber.
    yanımda birinci şubeninkiler
    dönüp bakarım,
    durur kapıda karım
    eşiğin üzerinde.
    uçar entarisi sabah rüzgarında.
    yükü ağır karnında,
    bebek kıpır kıpır kıpırdar.

  4. 4ayşegül yüksel said at 13:37 on December 22nd, 2008:

    bir de BERTOLT BRECHT ekleyeyim

    OKUMUŞ BİR İŞÇİ SORUYOR

    Yedi kapılı teb şehrini kuran kim?
    Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
    Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?

    Bir de babil varmış boyuna yıkılan,
    Kim yapmış babil’i her seferinde?
    Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
    Altında içinde yüzen limanın?

    Ne oldular dersin duvarcılar çin seddi bitince?

    Yüce roma’da zafer anıtı ne kadar çok?
    Kimlerdir acaba bu anıtları diken?

    Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
    Yok muydu saraylardan başka oturacak yer

    Dillere destan olmuş koca bizans’ta?
    Atlantid’de, o masallar diyarında bile,

    Boğulurken insanlar uluyan denizde bir gece yarısı,
    Bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.

    Hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz iskender?
    Tek başına mı aldıydı orayı?
    Nasıl yendiydi galyalıları sezar?
    Bir ahçı olsun yok muydu yanında onun?

    İspanyalı filip ağladı derler
    Batınca tekmil filosu
    Ondan başkası acaba ağlamadı mı?

    Yedi yıl savaşını ikinci frederik kazanmış ha?
    Yok muydu ondan başka kazanan?

    Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı.
    Ama pişiren kimler zafer aşını?
    Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam.
    Ama ödeyen kimler harcanan paraları?
    İşte bir sürü olay sana.

    ve bir sürü soru….

  5. 5Ana sütü gibi senin | M. Serdar Kuzuloğlu said at 02:26 on June 17th, 2009:

    [...] Şiiri severim. Hepsini değil ama. Romantik heveslerle hiç değil. Kelimelerin nasıl da kırbaca, ana kucağına ya da korkuya dönüşebildiğini gösterebildikleri için. Bir davası, kavgası, iddiası olan şiirleri severim. [...]

  6. 6Gökçe Atlı Arıoğul said at 22:22 on April 3rd, 2010:

    “Dünyanın en tuhaf mahluku” şiiri benim de ezberimdir ve kesinlikle bugune kadar okuduğum en muhteşem şiir.. Zeki ve Ahlaklı Türk Halkı’nın müthiş meziyetleri daha iyi nasıl yazılabilir ki..
    Genco Erkal yorumu ile daha da nefis olmuş: http://www.youtube.com/watch?v=paw9qrUw-k8


Leave a Reply