The only thing in this world that gives orders... is balls.

Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!

Posted: November 19th, 2010 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , , , , , | 14 Comments »

Kadın-erkek ilişkilerine yönelik ahkam kesecek kadar bilgi ve tecrübem yok. İlişkiler için birçoklarının gösterdiği çaba da gözümde büyür. Bana göre bir şey olacaksa olur, olmayacaksa olmaz. Üstüne düşüp çabalamanın doğal olmayan bir şeyi tetiklediğini düşünmüşümdür hep (her konuda).

Bunların kimilerinde yaşa göre değişen halleri de var. Örneğin çocukluk, gençlik döneminde (genellikle) paranız yoktur. Olan da ailenizin size uygun gördüğüyle sınırlıdır. Dolayısıyla kendinizi gösterme şekliniz boyunuz, saçınız, sakalınız, bacak boyunuz, memeleriniz, kalçalarınız, ayakkabınız, penis boyunuz üstünedir.

Yaşla değişen kaynaklar

Yaş ilerledikçe bunların eskisi kadar önemi kalmaz. Zira statüyü gösterecek, kendini belli edecek başka şeyler çıkar. Oturduğun semt, yaşadığın ev, çalıştığın şirket, cebindeki para, elindeki telefon, altındaki araba, bilgin, görgün, tecrübelerin, çevredeki algın…

Ama ne olursa olsun kadın-erkek ilişkilerinde değişmeyen şeyler de var.

En temel konulara genellikle kılıflar uydurup soyutlaştırmasak apaçık göreceğiz. Örneğin bir bakışta vurulmayı tesadüfi bir şey sanarız. Oysa tamamen biyolojik, kimyasal ve matematiksel bir süreçtir. Öngörülebilir, kurgulanabilir. Yüksek dozda heyecan ve çoşku bu olayın gerçekleşeceği en doğal ortamıdır.

Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!

Bakış açısı...

Kadın ve erkeğin farklarını yalın bir bilimsel yaklaşımla incelerken kahkaha attıracak kadar eğlenceli bir dille anlatan Türkçe’ye çevrilmiş bir kitap da var: Spermler Erkekten, Yumurtalar Kadından. Aylin Yalçınkaya’nın çevirisiyle Türkçeleşen bu kitabın orijinali It’s not you, it’s biology.

Kitap kadın ve erkeğin cinsellik ve ilişkiler konusunda neden farklı düşündüğünü inceliyor. Erkeğin bahanesi her daim etrafa saçabilecek on milyonlarca spermin hayalarında pinekleyip durması. Kadın ise koca bir ay boyunca türlü çeşit sancılara vesile olan 1 adet yumurtaya sahiptir. Yani tek bir şansı vardır.

Bu yüzden erkek hoyrattır, kadın seçicidir. Erkek bir ay boyunca yüzlerce kadını dölleyebilir, kadın ise sadece bir erkekten hamile kalabilir.

Bu yaklaşım erkeği damızlık bir hayvan, kadınıysa doğum makinesi gibi gösterse bile temelde bütün ilişkileri yöneten bir içgüdüyü tetikliyor.

Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!Adını hatırlamadığım kadın ve erkeğin eş-sevgili seçimlerini ele alan bir belgeselde rastlamıştım. Yaşı kaç olursa olsun kadının her erkeğe ‘benim çocuğum bundan mı olacak?’ öngörüsüyle baktığını anlatıyordu.

Kadınların erkek seçim kriterlerinde diş, tırnak, el, kalça gibi erkeklerin tuhaf bulduğu ayrıntılar olması boşuna değil. Çünkü bunlar (aynen kurbanlık hayvan seçiminde olduğu gibi) sağlık işaretleri. Bu ayrıntılar genlerin düzgünlüğüne yönelik ipuçları veriyor. Dolayısıyla doğuracağı çocukların mümkün olan en iyi halde yaşama başlamasını garanti ediyor.

Doğada dişileri dölleme adına erkeklerin birbiriyle gırtlak gırtlağa gelmesi, en iyi kadını en güçlünün seçmesi boşa değil yani.

Güç, hırs, kuvvet, liderlik gibi duygusal kavramlarsa baba figürü olarak nasıl duracağına işaret ediyor. Ve elbette onlar da önemli.

Araştırmaların tamamı ister tek gecelik ilişki, ister flört isterse evlilik amaçlı bir ilişki olsun her kadının bu kriterlere farkında bile olmadan dikkat ettiğini ortaya koyuyor.

Eğlenelim mi, evlenelim mi?

Erkeklerinse iki hali var. Bu da son dönemlerde iyice karikatürize edilen ‘evlenilecek kadın-eğlenilencek kadın’ ekseninde gidip geliyor.

Erkek eğleneceği kadında genellikle dar, sıkı kalçalar, orta boy göğüsler, vamp bir hava, sekse yatkınlık gibi şeyler bekliyor.

Evleneceği kadındaysa öncelikle daha geniş basen-kalçalı olanlara yöneliyor. Çünkü genişlik kolay doğum-doğurganlık gibi nispeten doğru anatomiyi temsil ediyor bilinçaltında. Hiçbir biyolojik karşılığı olmasa da çocuğunu emzireceğini düşünerek daha büyük göğüs de tercih sebebi.

Liste böyle uzayıp gidiyor.

Ama kadın evlenecek de olsa, eğlenecek de olsa kriterleri değişmiyor.

Bunun için penis orta yerde salınırken, vajina ve klitoris dehlizlerde saklanıyor.

Erkeğin kadına kıyasla sadakat olarak nitelendirilen kavramda daha zayıf olmasının sebeplerinden biri de bu. Kadın evi, bereketi, çocuklara kol kanat germeyi temsil ediyor. Erkekse zaten eve ekmek getirme derdinden dolayı hep ormanda avda. Dışarda… Her daim hazır, aklı bir karış havada. Her orgazmında on milyonlarca sperm saçıyor. Kadınsa binbir çileyle üretip tükettiği bir adet yumurtaya mahkum.

Kadınların erkekleri peşinden bu kadar koşturması, uğraştırması boşuna değil anlayacağınız.

Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!

Etrafımda birçok sorunlu ilişki yaşayan arkadaşlarım var. Birçoğu da (nedense) bana akıl danışıyor. Ben de gözümün gördüğünü aklımın erdiğince söylemeye çalışıyorum. Hiçbir faydası da olmuyor. Olmasını beklemeleri de hata zaten. Bu konuda isim yapmış niceleri varken hem…

Haddim olmayarak hem kendi yaşamımdan hem de gözlemlediklerimden sıkıntıların kökenini şöyle özetleyebilirim:

  • Değiştirmeye çalışmak: Kadınlar da erkekler de kafalarında ideal eşler yaratıyor ve sürekli onun peşinden koşuyor. Karşısına çıkan her potansiyel eşi o kalıba sokup deniyor. Girmezse traşlıyor ya da parça ekliyor.
  • Değiştirememek: İnsan karakteri değişime dirençli. Ne de olsa yıllar süren ufak tefek şeylerin tortusundan söz ediyoruz. Hele de bir ilişki için yaşanan değişimin kısa süreli olacağı kesin çünkü ilişkilerin heyecan dozu ve emek verme şevki de zamanla sönüyor. Ardından gerçek karakterler, huylar yeniden bütün haşmetiyle ortaya çıkıyor.

Etrafımda fikir isteyen, sorun yaşayan herkese tek bir şey öneriyorum: insanları olduğu gibi kabullenmek.

Ama nedense bize rehberlik etmesi gereken kaynaklar hep bambaşka şeyler söylüyor. İşim gereği her ay birçok kadın ve erkek dergisi okuyorum. Hepsinde karşı cinsi fethetmek için işe yarayacak ‘numaralar, hileler’ sıralanıyor.

Suat Yağmuroğlu’nun meşhur ‘Garantili Kız Tavlama Sanatı’ kitabından bazı konu başlıkları daha aydınlatıcı olur belki:

  • Yalan söyleyin.
  • İltifat edip armağanlar verin.
  • Sabırlı olun.
  • Üsteleyin.
  • Size güvenmesini sağlayın.
  • Kıskanmayın.
  • Kıskandırın.
  • İnkar edin.

İlişkilerin tanışma ve ilk dönemleri hep sahtedir. Ama HER ZAMAN ipuçları verir. Dans etmekten hoşlanmayan bir adam ilk teklifinizde bunu kabul edebilir ama dansından ya da yorumlarından bundan aslında hoşlanmadığını mutlaka belirtir. Kıyafetlerine karışılmasından hoşlanmayan bir kadın bir süre sizin ‘nazik’ teklif, rica; hatta uyarılarınıza uyabilir ama bunun acısı bir gün çıkacaktır.

“Bütün erkekler öküz!”

Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!Bunun sonunda dans edemediği için öküz damgası yeyip laf sokuşturulan bir adamla istediği kıyafetleri giyinemediği için sinir olan bir kadın bu ve benzeri şeylerin acısını hayal bile edilemeyecek başka şeylerden çıkacaktır. ‘Eften püften sebeplerden ayrıldılar’ lafını duyduğunuzda altında hep böyle şeyler arayın bence.

Oysa herkesi olduğu gibi kabul etsek ne olur?

Yani evet o adam belki dans edemiyordur, burnu kemerlidir, sizi iyi bir evde yaşatamıyordur ama belki çok güzel yemek yapan, şefkatli ve eğlenceli biridir? O kadın hayallerinizdeki vücuda sahip olmayabilir ama belki size hayatınız boyunca destek olacak, güven verecek biridir?

Ya da olduğu gibi kabul edemediğimiz kişileri en baştan reddetsek ne olur?

Çocuk doğurmak istemeyen bir kadın kabul edilemezse illa fikrini değiştirmek için çabalamak neden? Kendi ideallerinize yönelik bencillikten mi yoksa onun fikrine saygısızlıktan mı?

Ya da hayatın ve getirdiklerinin her zaman bizim istediğimiz şekilde olamayabileceğini düşünerek mevcutla mutlu olmaya çalışmak çok mu zor?

Hayatın ne kadar kısa, yaşanan günlerin ne kadar mucizevi olduğunu öyle kolay unutuyoruz ki kendimize ve sevdiklerimize böyle zehir edebiliyoruz.

Toparlamak gerekirse; benim tavsiyem insanları olduğu gibi kabul etmeye çalışmanız olacak. Edemiyorsanız uğraşmayın. Uzun vadede asla işe yaramaz, başka sorunları tetikler.

Ve unutmayın: hayalinizdeki eşi asla bulamayacaksınız. Onun için hayallerinizi bulduğunuz eş üstüne inşa etmeyi deneyin.

İlgili olabilecek diğer yazılar

  • 01/07/2010 -- Kadın nazından usananların limanı
    Sağlıklı bir insan için hayalindeki eşi bulmak ömür boyu süren bir arayış olabilir. Kadını, erkeği de çok farketmez. Aradaki tek fark, erkeklerin tarihin derinliklerinden gelen avantajıyla bunu daha u...
  • 02/03/2012 -- Ne seninle, ne sensiz
    Ademoğlu kızgın fırın, Havva kızı mercimek. Her şey bu kadar basit mi? Hem evet, hem hayır....
  • 03/21/2011 -- Kadın çantası
    Bir kadın aç, susuz kalabilir ama çantasız asla! Peki nedir bunun sırrı? Hep birlikte izliyoruz....
  • 12/20/2010 -- Kadınlar ne ister?
    Orta yaş yeni hayatın keşfedildiği ve ne kadar az zaman kaldığının farkedildiği ilginç, tamahkar bir dönem....
  • 03/15/2010 -- Zamanı ölçmenin şekli ve bedeli
    Tek görevleri dünyada adaletli olarak dağıtılan tek şeyi; yani zamanı bize göstermek olan saatlerin yüz binlerce dolarlık fiyata ulaşmasının açıklaması ne olabilir? Zamanı olanlara, zamana dair birkaç...
  • 01/23/2010 -- Kadınlar… Öküzden sonra gelen.
    Kadınlar, bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz......

Facebook Yorumları

14 Comments on “Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!”

  1. 1Mert said at 19:31 on November 19th, 2010:

    ağbi son bölümü KAPANIŞI SÜPER YABMIŞSIN.ELİNE SAĞLIK SÜPER YAZI EMEĞE SAYGI..!!

    Beyler tartı nerede ??!! ++reeppp

  2. 2şimdioldu said at 20:58 on November 19th, 2010:

    Kişi kendini bilmek gibi irfan olmazmış :) Şimdi oldu …

  3. 334cyl84 said at 21:38 on November 19th, 2010:

    ^Hayatın ne kadar kısa, yaşanan günlerin ne kadar mucizevi olduğunu ne kadar kolay unutuyoruz ki hayatı kendimize ve sevdiklerimize böyle zehir edebiliyoruz.^süper cümle.

    Herkesi herşeyi olduğu gibi kabullenebilmek en önemli erdem bir birey için fakat önemli olan Gerçekten olduğumuz gibi ve hissettiğimiz gibi davranabilmek o zaman gerçekten doğal olunabilir sanırım…Ve elbette dogallıktan uzak herşey itici ve zorlamadır.

    yorum yazmayı hiç sevmem ama buna yazmak istedim zira bilimsel temellere oturtulmuş nükteli bir yazı .Hatta en üst başlıktan tüme varım yaparsak (money=women)capitalist bakış açısına göre fazla duygusal olmuş:)

    ps:duygularla yaşamıyorum ki romantik olayım…:)

  4. 434cyl84 said at 22:28 on November 19th, 2010:

    Serdar Bey;headerınıza gönderme yaptım fakat düşününce capitalism lafı biraz ağır kaçmış galiba;pardon:)
    (gerçi,param var gücüm var şeklinde karşınıza çıkıp evlenme teklif etmiş birilerinin olma ihtimali oldukça düşük olduğu için hissedilen şeyin ne olduğunu idrak edebilminiz oldukça güç capital düzene karşı:) galiba erkekler empati konusunda biraz geriden geliyorlar.fakat tabi ki parasız bir erkek de kendini güçsüz hissedebilir.)ama aşık olabilmek için paranın şart olduğunu düşünmüyorum…
    ps:capitalist yerine pek de romantik olmayan yaklaşım diyelim…:)

  5. 5yorumcu said at 14:40 on November 20th, 2010:

    yıllardan beri ilişkileri bitip bana sevgilisi hakkında şöyleydi böyleydi Allah belasını versin diye yakaran arkadaşlarıma anlatmaya çalıştım ama bunu bir türlü anlatamadığım konuyu öyle bir ele almışsınki abi bir konu ancak bu kadar güzel anlatılabilir.Beraber oldukları zamanın boşa geçirilmiş günler olduklarını düşenenlere onlara onun öyle olmadığını son cümlelerinden biriyle haykırıyorum “yaşanan günlerin ne kadar mucizevi olduğunu ne kadar kolay unutuyoruz ki hayatı kendimize ve sevdiklerimize böyle zehir edebiliyoruz”

  6. 6asi_kardelen said at 15:24 on November 20th, 2010:

    her ne kadar yazıya bir çok söylemim olsada resimler harika….

    ama kısa ve net olarak romansı aşkların kapitalizmdeki çelişkisidir…günümüzün kadın ve erkek ilişkileri…

  7. 7freelancer03 said at 23:51 on November 20th, 2010:

    hayalinizdeki eşi asla bulamayacaksınız. çok dogru. çünkü insanoğlunun istekleri bitmezzzzz. yok efenim güzel olsun, boyu uzun olsun yada 1.50 den kısa olmasın, tırnakları kısa olsun vs. :))

  8. 8Ayşe Şimşek said at 02:38 on November 22nd, 2010:

    Serdar Bey yazınızınızın ‘kimse değişmez, bu nedenle insanları olduğu gibi kabul edelim’ ana fikrine sonuna kadar katılmaktayım. ayrıca dediğiniz gibi ilişkiler konusunda herkes birbirine akıl danışıyor fakat kimse de bildiğinden şaşmıyor. Fakat bazı kısımlarına ciddi itirazım var. öncelikle erkeklerin aldatma bahanesi olarak spermlerini saçacak yer araması dolayısıyla önüne gelenle beraber olması, buna mukabilse kadınların 1 ay boyunca sadece tek 1 yumurtaya sahip olmalarından dolayı çok daha seçici davrandıkları saptaması. bu aslında sıkça savunulan bir önerme, erkeklerin aldatmasını meşrulaştıran, sağlam bir biyolojik veri olarak önümüze konuyor. bense erkekelrin bu nedenle çok eşliliği seçmesinin çok gerilerde kaldığını, aldatmalarının asıl nedeninin arkalarındaki çok sağlam toplumsal destek olduğunu savunuyorum. erkeklerin artık hiç de spermlerini saçmaya meraklı olmadıklarını tam tersi planlanmamış 1 hamilelikten ödlerinin patladığını gözlemliyoruz. hatta işi hamile kalan kadını “spemlerimi çaldı” iddiasıyla suçlamaya kadar vardırmaktadırlar. bırakın pek çok kadına tohum saçmayı, kendi eşlerinden olan çocuklarına bile sahip çıkmamamaktadırlar. eşlerinden boşandıklarında, çocuklarından da boşandıklarını sanıp, doğum günlerinde çocuklarını arama zahmetine bile girmeyen türlerinin varlığından bizzat haberdarım. çok eski çağlarda bebek ölüm oranı çok yüksekken, yaşamda kalma ihtimali çok düşükken bu önerme geçerli olabilir ancak. bu önerme doğada hala geçerli olabilir malum pek çok hayvanın soyu tehdit altında fakat insanlık için çok eskilerde kaldı. bizim filmlerde işlenen çocuğu olmayan erkeklerin kısır olduğunu kabul etmemesi, bu nedenle 2. bir kadınla evlendirilmesinin nedeni bunun toplum tarafından çok ayıp kabul edilip, bu erkeklerin’dölsüz’ gibi sıfatlarla anılması da bence bu erkeklerin sahip olduğu ‘soyumu sürdüreyim’ endişesinden çok maruz kaldıkları toplumsal baskıya işaret etmektedir. erkelerin aldatmasının toplum desteğiyle olduğunun çok sağlam kanıtları var ama bunu hala biyolojik gerekçelerle açıklamaya çalışmak , biyoloji biliminin erkeklere desteğinden başka bir şey değil. aynı biyoloji bilimi nedense kadın vücudunun sayısal olarak cinsel ilişki kapasitesi bakımından erkekten çok üstün olduğunu es geçmektedir efenim. genelevde çalışan 1 kadın, günde ortalama kaç erkekle beraber olur, sayısal veriye sahip değilim ama malum olduğu üzere 1 erkeğin asla yakalamayacağı ortalamayı yakalar. fakat bu mesleği yapan kadınlara ne dendiğini, bunun en yaygın küfürlerden biri olarak kullanıldığını da biliyoruz. hatta bütün küfürlerin kadınlık ve eş cinsellikle ilgili küfürler olduğunu da. en gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere çok sayıda erkekle cinsel beraberlik yaşayan kadın ‘ fahişelik’ suçlamasıyla çok rahat karşılaşabilirken, dünyada mağdurunun suçlandığı tek suçun tecavüz olduğunu bilirken, aldatmayı biyolojik gerekçelerle açıklamak durumu sadece ucuzlatmaktır. bana çok sayıda kadınla yatmış erkek için üretilmiş bir küfür bulunursa, biyolojik gerekçeleri de dikkate alabileceğime inanırım ancak.
    hörmetler efenim.

  9. 9Bence değil said at 01:46 on November 23rd, 2010:

    Öncelikle bu güzel yazı için teşekkürler. Ama anlaşılan bazı arkadaşlar hala bazı kalıplarda tıkılıp kalmış ve yazının bütünü anlamaktansa yazıda bahsi bile geçmeyen “aldatma” konusuna takılıp kalmış.

    Erkeklerin aldatmasını kolaylaştıran toplumsal baskı, kadınların hemcinslerinin oluşturduğu bir olgudur. Bilakis kadınların aldatmasının önündeki en büyük engel de yine hemcinslerinin toplumsal baskısı ve algısıdır.

    Bir arkadaşım bana bir gün Dünya’yı kadınların yöneteceğini söylemişti. Kadınlar birbirlerini bu kadar çekemezken, bu kadar birbirlerini kıskanırken biribirileri arasında hiyerarşik bir düzen kurmalarını imkansız gibi görüyorum.

    Keza bu mümkün olsaydı, bugün hala Amazon kadınlarından bahsediyor olacaktık.

  10. 10emine said at 14:32 on November 26th, 2010:

    “hayalinizdeki eşi asla bulamayacaksınız. Onun yerine bulduğunuz eşler üstüne hayaller inşa edin.”
    Çok güzel bir söz,gayet gerçekçi.

  11. 11anonim said at 21:54 on November 26th, 2010:

    burada sadece erkekler ve kadinlar arasindaki “universal” olarak gordugunuz farklar uzerine yorum yapiyorum.
    yazdiklariniz zaten genel insan kitlesinin, cok da arastirmayan, okumayan, elestrisel dusunmeyen kitlenin inandigi ideolojidir. o yuzden aslinda bunlarin uzerine kitap yazilmasina bile gerek yok. zaten varsayilan “doga”dir bu. asil onemli olan bu basit ikilemleri gecip (bkz: erkek hoyrattır, kadın seçicidir. Erkek bir ay boyunca yüzlerce kadını dölleyebilir, kadın ise sadece bir erkekten hamile kalabilir) bu varsayilan kavramlari sorgulamak, incelemek, sadece inanmayip elestrisel gozle bakmak degil midir esas olan? yillar boyu bu konular uzerine kafa patlatan filosoflari gidip biraz okusak? “gender” denilen ve turkceye de garip bir sekilde “toplumsal cinsiyet” denilen kavrami anlamaya calissak? asil zor ve onemli olan bu degil midir?

  12. 12chat said at 15:10 on December 2nd, 2010:

    herkezin fikrikendine bendende kiza yuz aptala söz vermeye gelmez bırak be dostum aşk için yanmaya değmez giden sevgilidir aldırma gitsin gençlik birdaha geri gelmez

  13. 13‘Erkek bakımı’ denen şey | M. Serdar Kuzuloğlu said at 19:40 on January 16th, 2012:

    [...] Erkeğin kadının çanta zevkini fark etmesi evlenme sonrasına denk gelebilir.Yazının amacı erkek-kadın farkları değil elbet. Bakımdan bahsedeceğiz. Yavaştan başlayalım.Kadınların hayatları boyunca [...]

  14. 14Ne seninle, ne sensiz | M. Serdar Kuzuloğlu said at 16:53 on February 3rd, 2012:

    [...] ve zamana rağmen hala birbiriyle ahengi yakalayamamış olmamızı? Eski bir yazımda üstünden kabaca geçmiştim ama sorunun özünü farklılıkları yok sayma ve baskın çıkma çabasına bağlıyorum.Kimi [...]


Leave a Reply