You wanna fuck with me? Okay. You wanna play rough? Okay. Say hello to my little friend!

Kadınlar ne ister?

Posted: December 20th, 2010 | Author: | Filed under: Genel, Kişisel | Tags: , , , , , , | 3 Comments »

Bugünkü halime bakınca inanması zor gelebililr ama çocukluğumun bir bölümü zayıflığın en ileri sınırında geçti. O kadar zayıftım ki kemiklerim kırılıyor ve aylarca iyileşmiyordu. Onu düzeltelim derken beni hayatımın kalan kısmında hep boynu bükük bırakacak bir hale getirenlere hakkımı çoktan helal ettim.

O yıllara dair aklımda esas kalan şey hastalıklardı. Dirençsiz vücudum sürekli hasta olurdu. Aklınıza gelen bütün hastalıkları geçirdim. Bütün aşıları oldum, ilaçları yuttum, iğneleri tattım. Kulak iltihabı nedeniyle uygulanan bir tedavi sırasında rahmetli anneannemin dehşetten bayılmanın eşiğine geldiğini hatırlıyorum (kulağımdan kanlar fışkırmaya başlamıştı).

Bu nedenle hastaneleri, doktorları sevmem. İlaç kullanmam (oysa iki kronik hastalığım var ve ilaç dışında hiçbir çözümü yok). Bir ton para verdiğim sağlık sigortam çoğu sene sıfır harcamayla yenilenir.

Geçen hafta Pazartesi günü Sosyal Medya‘nın 17. bölümünün çekiminden sonra yaklaşan gribin geleneksel sinyalleri peşpeşe geldi. Randevularımı iptal edip evde dinlenmeye çekildim. Hiçbir işe yaramadı. Ciddi bir sinüzit ve tansiyon atağıyla öyle bir hale geldim ki gözümü acil serviste açtım.

Bu dinlenme boyunca uzun zamandır elimin gitmediği 2 kitabı bitirdim (Steven Johnson / Where Good Ideas Come From ve Chris Guillebeau / The Art of Non-Conformity) ve 10′dan fazla film izledim.

Bunlardan biri de Jason Reitman’in Up in the Air‘di.

Filmde bir dönemki yaşamıma dair çok ayrıntı buldum. Ama bir sekans ayrıca dikkatimi çekti. Paylaşmak istedim (yani şu ana kadar okuduğunuz her şey bu kısacak alıntı içindi. Pişman değilsiniz umarım?).

Hayatı uçaklarda ve otellerde geçen (ve bundan fazlasıyla memnun olan) Ryan Bingham, bir otel barında kendisi gibi sürekli iş seyahatleri yapan Alex Goran ile tanışır. Tek gecelik niyetiyle başlayan ilişkileri zamanla kesiştikleri her şehirde buluştukları bir hal alır.

Kadınlar ne ister?

Ryan Bingham ve Alex Goran (George Clooney ve Vera Farmiga)

Bingham evliliğe, uzun süreli ilişkilere ve ev yaşamına inanmamaktadır. Goran’ın durumu net olmamakla birlikte kafasında bazı hayalleri vardır.

Bingham’ın yanına işi öğrenmesi için verilen genç Natalie Keener (Anna Kendrick) ise uğruna birçok fedakarlıkta bulunduğu erkek arkadaşının kendisini bir SMS ile terketmesiyle bunalıma girmiştir. Bu olayın bunalımında Keener, Bingham ve Goran’a nasıl bir eş hayal ettiklerini sorar.

Kadınlar ne ister?

Ryan geçiştirir. 34 yaşındaki Alex’in genç Natalie’ye cevabı ise kendine has detaylar içerir (*).

Dürüst olmak gerekirse 34 yaşına geldiğinde fiziksel beklentiler uçup gider. Gizlice senden daha uzun olması için dua edersin. Götün teki olmazsa iyi olur. Arkadaşlığından keyif alacak biri olsun, iyi bir aileden gelsin istersin. Oysa gençken bunları düşünmezsin bile.

Çocuk isteyen biri. Çocukları seven biri, isteyen biri. Çocuklarıyla oynayacak kadar sağlıklı biri olsa…

Lütfen benden daha çok para kazansın! Şimdi değilse bile ama inan bana bir gün bunu sen de anlayacaksın. Aksi felaketin davetçisidir.

Kafasında biraz saçı olsun diye umarsın. Ama bugünlerde olmazsa olmaz bir şey de değil.

Güzel bir gülüş… Evet; güzel bir gülüş. Güzel bir gülüş her şeyi çözebilir…

Benzer şeyleri sohbet ettiğim birçok kişiden dinlediğim için ilginç geldi. Orta yaş yeni hayatın keşfedildiği ve ne kadar az zaman kaldığının farkedildiği tamahkar ve kesinlikle ilginç bir dönem.

(*) Bu bölümü kendim çevirdim. Tam karşılığı olmayabilir ama derdini anlatıyor.

İlgili olabilecek diğer yazılar

  • 02/03/2012 -- Ne seninle, ne sensiz
    Ademoğlu kızgın fırın, Havva kızı mercimek. Her şey bu kadar basit mi? Hem evet, hem hayır....
  • 09/09/2011 -- İyileşirken izlediklerim
    Ev istirahati sırasında seyretme fırsatı bulduğum film ve belgesellerden bir seçki....
  • 07/20/2011 -- Stil mağduru, alışveriş gazisiyim
    Giyinmeyi ve giysi alışverişini bilmeyen bir erkeğin itirafname tutanağı....
  • 06/16/2011 -- Gerçekten istenen erkekler…
    Eskiden kadınlar neden evlenirdi biliyorsunuz, değil mi?...
  • 05/06/2011 -- Süpermarketteki kasiyer
    Dünyada iki tip öfkeli vardır. İkinci türle karşılaştığında unutamayacağın bir anıya sahip olabililrsin!...
  • 11/19/2010 -- Kadınlar hep çiçek, erkekler hep öküz!
    Doğanın temel yöntem ve kanunlarından uzaklaştıkça zorlaşan kadın-erkek ilişkilerine yönelik erkek cephesinden bir tutam tespit....
  • 04/29/2010 -- Kış dertlerinin yaz yansımaları
    Ankara'nın hatırası soğuk algınlığı, İstanbul'un merhabası su kesintisi oldu. Taksicininse bambaşka dertleri vardı......
  • 04/17/2010 -- Son bir öpücük
    Dertli bir evlilik, bir müstakbel çift, bir yasak aşk ve kesişimler... Sizi beni en çok etkileyen filmlerden biriyle tanıştırayım....
  • 01/07/2010 -- Kadın nazından usananların limanı
    Sağlıklı bir insan için hayalindeki eşi bulmak ömür boyu süren bir arayış olabilir. Kadını, erkeği de çok farketmez. Aradaki tek fark, erkeklerin tarihin derinliklerinden gelen avantajıyla bunu daha u...
  • 01/29/2009 -- Obezite
    Doktorlar yıllar önce bana eksojen obezite teşhisi koydu. Anlamını bilmiyorum. Obezitenin bir türevi olmalı..[caption id="attachment_619" align="alignright" width="150" caption="Eric Cartman / Sou...

Facebook Yorumları

3 Comments on “Kadınlar ne ister?”

  1. 1Arzu Breda said at 03:05 on December 20th, 2010:

    Sayın Kuzuloğlu;

    Önce size bir özür borcum var, onu ve nedenini söyleyerek başlayayım. Sizin, Unutuluyoruz ey halkım, vurma bizi başlıklı yazınıza yaptığım yorumda, soyadınızı dikkatsizce yanlış yazmışım. Bunun için sizden özür dilerim.

    Bunu belirttikten sonra benim asıl söylemek istediğime geleyim. Yazının konusu olan filmden söz edecek değilim. Bu filmi izlemedim. O nedenle herhangi bir görüş belirtmem yanlış olur.

    Benim söylemek istediğim sizin hastalığınız ile ilgili. Hastalığınızın ne olduğunu bilmiyorum, ancak bunu bilmem gerekmiyor, size söyleyeceklerim açısından.

    Size Ozon Terapisi yaptırmanızı öneririm. Bunu yaptırdığınızda, grip aşısına da gerek duymayacaksınız. Bu terapiyi yaptırtan 86 yaşındaki bir akrabamızın, daha önce odada koluna girip yürürken, terapiden sonra, merdivenleri kendi başına çıkıp, inmeye başladığını söylemem yeterli olur sanırım. Çok yaşlı ve güçsüz olduğu için, haftada iki seans olmak üzere toplam 12 seans yaptılar.

    Ben şimdi bu ozon terapisinin hangi durumlarda yararlı olacağı konusunda ahkam kesmeyeceğim. Söyleyeceğim sadece, bu terapiyi yapan merkeze gittiğinizde, bu işlemin sizin yarım saatinizi alacaktır. Sizden bir miktar kan alarak, bu aldıkları kana Ozon verilerek tekrar damarlarınıza zerk edilecektir. Fiyat konusu da, benim bulunduğum ilde bir seans için yüz lira, ancak 12 seans olduğu için 75 liraya yaptırtmışlar. Faydası, benim tek anladığım bağışıklığı güçlendirmesi.

    Sizin bu yazınızı okuyunca, hemen aklıma gelen bu tedavi biçimini size aktarmak geldi. Siz tabii ki, hem doktorunuza sorup, hem de internetten bu tedavi yöntemi hakkında bilgi alabilirsiniz.

    Size sağlıklı bir yaşam dilerim..

    Saygı ve Sevgilerimle..

    Arzu BREDA

  2. 234cyl84 said at 03:51 on December 20th, 2010:

    Boynu bukuk bir durumunuz olmasi gerektigini hic dusunmuyorum aksine gayet seker hossohbet ve sevimlisiniz
    Teknolojik gelismeleri takip ederken kendimi Bu tip yazilari okurken bulmak da sevindirici:)
    Orta yasta olmayan bir bayan olarak,30 ve 30umdan sonra evliligi hic dusunmuyorum zira o yasa kadar gercekten sizi siz oldugunuz icin seven biriyle yollariniz kesismistir aksi halde dogal olmayan bir seyi zorlamadir otesi
    Not: gecmis olsun:)

  3. 3Bekir Cem said at 19:51 on December 20th, 2010:

    Geçmiş olsun güzel gülen insan.


Leave a Reply