You think you can take me? You need a fucking army if you gonna take me!

Çocuklar bizim çocuklarımız değil

Posted: May 16th, 2010 | Author: | Filed under: Kişisel | Tags: , , , , | 9 Comments »

Ben her zaman baba olmayı istedim. Çok istedim. Eğer eşime saygımın bir ispatı gerekiyorsa bu arzumu 9 sene bastırmış olmam yeterlidir sanıyorum.

Önümüzdeki ay 2 yaşına girecekler.

Çocuklar bizim çocuklarımız değil

Gül Deriş Bayram'ın objektifinden Ali Bey ve Zeynep Hanımın prova kareleri.

Babalığa dair 2 yıllık süreçte anlatacak çok şey birikti. Fakat aynı sürede anneliğin nasıl bir şey olduğunu dair biriktirdiğim gözlemleri hatırlayınca susmayı tercih ediyorum.

Babalık dünyanın en yalandan unvanı. Erkeklerin kendi kendine biçtiği içi boş bir kaftan.

Tamam; mamalarını da yaptım, sütlerini de verdim, yemeklerini de yedirdim, altlarını da değiştirdim, kakalı kıçlarını da yıkadım, onu da, bunu da yaptım ama bunların hiçbiri bir beni anne yarısı bile yapmıyor.

Bunun tam tersinin yaşandığı istisnalar da vardır elbet.

Fakat benim baba olan arkadaşlarım çoğu yukarda saydıklarımın üçte birini bile yapmış değiller daha.

Çocuklarım henüz konuşamıyor. Küçücük dünyalarının toplam 20 kelimeyi geçmeyen küçük kelime haznesi içinde bazı kelimeleri bir araya getirebiliyorlar ancak. Yani iletişimimiz henüz temel ve anlık ihtiyaçlar ekseninde.

Ama ne yalan söyleyeyim; çok güzel ‘baba’ diyorlar. Sabah yatağıma girip uykumun en güzel yerinde beni uyandırıyorlar. Aslan belgesellerinde babanın tepesinde yuvarlanan yaramaz bebekler gibiler aynı. Çok güzel kokuyorlar. İnsana her şeyi unutturuyorlar. Daha doğrusu onlara bakınca başka her şeyi unutmak istiyorsunuz.

İşin garibi, başarıyorsunuz da…

Çocuklar bizim çocuklarımız değil

Şimdilerde kafamı başka şeyler kurcalamaya başladı. Daha çok onları eğitme, yetiştirme, şekillendirmeyle ilgili. Bu kurcalama kimi zaman endişeye, buhrana doğru gidebiliyor. Onların etraflarındaki her şeyi ne kadar kolay kaptığını ve hayatına soktuğunu görünce her şeye daha fazla dikkat eder hale geliyorsunuz.

Size benzemek, sizin gibi hareket etmek, sizin gibi tepkiler vermek istiyorlar. İnsan beyninin taklite ne kadar yatkın olduğunun iki canlı belgesi…

Bir yandan da asileşiyorlar.

Kendi karakterleri oluşuyor ve itiraz ediyorlar. Aynen bizim gibi öğrendikleri şeyleri yaşayarak, tecrübe ederek öğrenmek istiyorlar. Bir adım daha atarlarsa düşeceklerini bilen anne babalarının tecrübelerini yine anne babalarının bir zamanlar yaptığı gibi ‘düşerek’ edinmek istiyorlar. (ve bu ilginç bir şekilde hoşuma gidiyor)

Böyle durumlarda aklıma Halil Cibran’ın ‘Çocuklar’ şiiri geliyor.

Çocuklar

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Halil Cibran

Geçenlerde okuduğum bir blog yazısının da kafamda yer ettiğini söylemem gerek.

Karışık işler vesselam…

İlgili olabilecek diğer yazılar

  • 02/23/2010 -- Dünyanın en zor mesleği: anne-babalık
    Ebeveynlik hakkında hiç tecrübesi olmayan bir çiftin bir anda iki çocuğu birden olursa ne olur? Bocalar. Neyse ki destek alınabilecek insanlar da var hani......
  • 08/07/2011 -- Küçük kızım ‘Neynep’
    Kızıma bir mektup. Üstünüze alınmak da serbest....
  • 05/31/2010 -- Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım
    Yaşam adlı oyunun yeni perdesinde beni bekleyenlere dair bir kesit....
  • 06/18/2009 -- Benim küçük mucizelerim
    Bugün hayatımıza girmenizin üstünden tam 1 yıl geçti.Avcumun içini zor doldurduğunuz uzaylı görünümlü prematüre günlerinizden bu halinize gelişiniz an be an gözümün önünde. Sizin her halinizi çok ...
  • 01/19/2009 -- Dünyanın en pahalı balığını ben aldım
    Bizim ufaklıklar 7 ayı dolduruyor gibi. Yavaş yavaş anne sütü dışında şeyleri tatmaya başladılar. Pek sevemeseler de yine de yiyorlar. Doktorumuz somon da yedirin deyince bu sabah semtimizin (Yeşilköy...
  • 12/10/2008 -- Alışveriş objesi olarak komando teçhizatı
    Geçen gün eşimle bizim ikizlere (Hasan Yalçın'ın deyimiyle Jedi Padawan'lara) mama sandalyesi almak için (pek Jedi jargonuna uymadı ama...) Bakırköy'deki Gür Pasajı'na gittik. Buraya ortaokul yılların...
  • 11/09/2008 -- Dünyanın merkezini ancak keşfediyorum
    Pazar günü evde işe gömülmüş çalışırken arkamdan gelen bir mızırdanma kulağıma çalınıyor.Ali...Dönüp kucaklıyorum; avcumun içini ancak dolduran bedenini kavrayıp havaya kaldırıyorum. Minicik a...
  • 04/20/2012 -- Vay Kurban
    Ölüm bu, fıkara ölümü. Geldim, geliyorum demez......
  • 10/14/2010 -- Sana kara yazıldı sanma, insanın kaderi böyle
    Günlere bakarsın katı katı, üzerine çekersin perde. Yoldan geçenler var da her akşam gelenler nerde? Kara yazı yazıldı sanma insanın kaderi böyle......
  • 05/14/2010 -- Küçük adam olmak
    Küçük, sessiz, farkedilmeyen olabilmek... Şeytanın en sevdiği günahın şehvetine rağmen......

Facebook Yorumları

9 Comments on “Çocuklar bizim çocuklarımız değil”

  1. 1Dragonbane said at 20:44 on May 16th, 2010:

    İşte bunu anlayabilen bir baba… Benim babam gibi, ben de asiydim çocukken, ben de delinin tekiydim annem ağzıma sıçarken babam saygı gösterdi, şu an olduğum şeyi babama borçluyum lan ben!

  2. 2Magnolia said at 23:10 on May 16th, 2010:

    “Şimdilerde kafamı başka şeyler kurcalamaya başladı. Daha çok onları eğitme, yetiştirme, şekillendirmeyle ilgili. Bu kurcalama kimi zaman endişeye, buhrana doğru gidebiliyor.”

    Çok haklısın. İnanılmaz ciddi bir sorun bu. Ben de çok düşünüyorum.

    Çok kanallı televizyon kuşağında yetişmiş, binlerce film hatmetmiş biri olarak, uyuyan güzel misali, senelerce seyrettiğim programların beni etkilemediğini iddia ettim durdum.

    Ergenlik çağı geldiğinde, babamı ve annemi beğenmemem çok doğaldı çünkü TV’de gördüklerimi sahip olduklarımla karşılaştırıyordum, tabii ki farkına bile varmadan.

    TV Programı dendiği zaman aklıma hoş zaman geçirmekten başka bir şey gelmiyordu. Şimdi geriye bakıp değerlendirdiğim zaman görüyorum ki hayatımın içinde TV kadar renkli, heyecanlı bir başka yer yoktu.

    TV Programı… Program? Bilgisayar programı gibi ama TV’ler bu anlamda programlanamadığına göre ne ya da kim programlanıyor? TV programcılığı, psikoloji bilimiyle evlenmiş bir ilim.

    Bazen kanalları sıradan geçerim. Baby TV ya da türevleri ilgimi çeker. Özellikle ekonomik açıdan. Hiçbir görünür getirisi olmayan bu programları hazırlamak için pediyatri ve psikoloji uzmanlarının, sanatçıları yönlendirdiği oluşumların masrafını kim, neden karşılar merak ederim.

    Bu konu öylesine derin ki… Daha fazla uzatmadan, haklı bir zeminden, endişe ve buhranı paylaştığımı söylemek isterim.

  3. 3anilaltas said at 16:24 on May 17th, 2010:

    Harika bir paylaşım! Ikizler gercekten cok sansli:)
    Eminim bu yaziyi okuyup anlayacak kivama geldiklerinde, babalari Mserdark oldugu icin binlerce kere evrene tesekkur edecekler.

  4. 4Ozan Korkmaz said at 21:22 on May 27th, 2010:

    Bu yazınızı okurken çok duygulandım. Sizi internet ortamında takip etmemin sebeplerinden birisi de düşüncelerimizin bir çoğu birbiri ile uyuşuyor olmasıydı. Bunu henüz okudum ve içim bi tuhaf oldu ya :/ Gerçekten güzel ve samimi bir yazı olmuş. Size çocuklarınızla beraber ailenizle uzun bir ömür diliyorum.

    Anı Yaşayın.. Görüşmek dileğiyle..

  5. 5Bay Klavye said at 20:26 on July 20th, 2010:

    Gerçekten çok sempatik çocuklarınız var :) sözlerinizde gerçekten samimi ve içten…Anneler daha çok sevilir..Ama sizin sevilen babalardan olacağınızı düşünüyorum :)

    Mutluluklar dilerim :)

  6. 6benolsam said at 17:22 on December 26th, 2010:

    Ben olsam senin çocuğun gece gündüz ağlardım . Bence yüz karası bir babasın. Malesef gerçek bu.

  7. 7Yasemin Sungur said at 23:47 on December 26th, 2010:

    M.Serdar Kuzuloğlu, teşekkür ederim, yararlandım, paylaştım, içten bir paylaşım olmuş.

    Halil Cibran’ın bu şiirini unutmuştum. Sevgi şiirini de çok severim:)

    Çocuklarınızın sevgiyle yolları açık olsun, güzel yürekli olsunlar…

  8. 8yok said at 01:16 on July 15th, 2011:

    Hadeste annesi babası olarak bizi tercih ettikleri için her zaman saygı duymalıyız onlara.

  9. 9Küçük kızım ‘Neynep’ | M. Serdar Kuzuloğlu said at 22:46 on October 7th, 2011:

    [...] gideceksin. Bizi halden anlamaz, geri kafalı, kuralcı, sıkıcı bulduğun; kaçıp gitmek, kendi hayatını kurmak istediğin anların olacak.İşte öylesi günlerde aksilik eden, işi yokuşa süren, huysuzluk [...]


Leave a Reply