Adabımuaşeret dedikleri
Posted: June 6th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Memleket Halleri | Tags: adabımuaşeret, dolmuş, görgü kuralları, metro, metrobüs, minibüs, teşvikiye, toplu taşıma, tren, yeşilköy | 9 Comments »Güncel dilimize görgü kuralları diye çevirebileceğimiz adabımuaşeret adlı kurallar silsilesi hakkında uzunca bir süredir kafa yoruyorum. Son birkaç aydır daha da ciddi bir konu haline geldi. Sebebiyse ‘halka karışmam’
Mürebbiyelerle, dadılarla, cam fanusta büyümüş değilim ama ben otomobilli bir hayattan geliyorum özünde.

Fena fikir de değil hani?
Mart ayında evimizi taşıdık. Büyüdüğüm semti bırakıp bir şeyler atıştırmak dışında bir işim olmadığı, kendimi içine hiç ait hissetmediğim bir yere göçtüm. Üstelik birbiriyle neredeyse her konuda tamamen tezat olanından: Yeşilköy-Teşvikiye…
Neyse ki kısa sürede Teşvikiye’ye alıştım. Eski İstanbul mahallesi tadını Yeşilköy’den daha iyi koruyabilmiş bir ortam. Farklara gelince; yeşillik yok, park yeri yok, bitişik düzen apartmanlar, dar sokaklar, kaldırım yok, insan çok, trafik çok…
En büyük sorunsa otomobil. Ben senelerce işime, evime hep otomobille gidip geldim. Yürüyerek bir yerlere gitmek diye bir şey oluşmadı kafamda. Yeşilköy şehir merkezine nispeten uzakta sayılır (gerçi şehrin ucu bucağı kalmadı artık ya neyse). Geçmiş hayatlarında kamikaze pilotluğu yapmış Mardinli Yeşilköy-Taksim dolmuş şoförleri, 72T (Yeşilköy-Taksim), 81 (Yeşilköy-Eminönü) hat numaralı iki otobüs, Halkalı-Sirkeci banliyö treni ve Yeşilköy-Bakırköy minibüsleri dışında toplu taşıma da yoktur (seçenek çok gibi görünüyor ama aslında neredeyse hepsi aynı güzergaha gidiyor). Her evin otoparkı vardır, sokaklar da genelde park yeriyle doludur.
Teşvikiye ise saydığım ayrıntıların tam tersi!
Taşınmanın ardından otomobille bir iki gün kastıktan sonra manasız bir alışkanlıkta direttiğimi farkettim. Otomobili otoparka çektim, işime metro ve dolmuşla gidip gelmeye başladım.
Bu İstanbul için gerçek bir lüks!
Trafik derdi yok, park yeri aramak yok, sürpriz yok… Her şey tıkır tıkır çalışıyor. Önümde iki seçenek var: Eğer vaktim varsa Osmanbey metrosuna kadar yürüyüp önce Taksim’e, oradan metro değiştirip Şişhane durağına; geç kalmışsam da Teşvikiye-Taksim dolmuşuna, oradan Taksim-Şişhane metrosuna. Sonrası 5 dakikalık yürüyüş.
Kullandığım yöntem nispeten şehrin nezih yer ve araçları olsa da (iş saati Avcılar-Zincirlikuyu metrobüsünü ya da Bağcılar-Bakırköy dolmuşlarını düşünemiyorum bile) insanların daha en temel adabımuaşeret; yani görgü kurallarını bile bilmediğini görüyorum. Son cümleye biraz daha vurgu yapayım: umursamıyor değil, bilmiyorlar.
Metro görgüsü, yemek görgüsü, dolmuş görgüsü, cami görgüsü, restoran görgüsü… Hayatımızda neredeyse her şeyin bir kurallar bütünü var ama bunları öğrenebileceğimiz hiçbir kaynak yok neredeyse. Örneğin metroda nasıl inilir-binilir, operaya giderken nasıl giyinilir, yürüyen merdivende ne tarafta durulur bunları bize öğreten var mı? Yok!
Buna rağmen sürekli bir şikayet halindeyiz. Sabah işe giderken otobüste, trende, vapurdaki itiş kakıştan memnun olan var mı? Hayatımızdaki stresin büyük bir bölümü etrafımızdaki bu düzensizlikler değil mi?
Özetle temel sorun hayatımıza yeni giren şeylere yönelik bilgilerin bize verilmiyor oluşu. Bu yüzden kimseyi suçlamaya hakkımız da yok. Ama bu durum aklıma yeni bir fikri getirdi. Onu da yakında deneyeceğim.
Bakalım bunları farketmiş bir kişi olarak ‘ben’ bir şeyler değiştirebilecek miyim?

Serdar bence sen de artık scooter tayfasına katılmalısın. İş için en ideali bu bence. Yaklaşık 3 sene ben de senin ev ile iş adreslerine yakın bir güzergahta gidip geldim scooter ile, çok keyifli ve özgür hissettiren bir araç. İlgilenirsen detaylarını konuşuruz bir ara. Bu arada seni şöyle krem rengi bir Vespa’nın üzerinde düşündüm, fena olmadı
çok şükür blogu güncellediniz keza kaç kere girdiğimi unuttum ve ümidi kesmiştim.yazılarınız doyurucu ve ilgi çekici az ve öz olsun diye sineye çekicez artık bu gecikmeleri
This comment was originally posted on FriendFeed
Aslında İstanbulda yaşayan bir çok insanın ortak şikayetine, ortak sorununa değinmişsiniz. Gettolaşmanın getirdiği sorunlar. Kentleşememe gerçeği.
Aslında İstanbulda yaşayan bir çok insanın ortak şikayetine, ortak sorununa değinmişsiniz. Gettolaşmanın getirdiği sorunlar. Kentleşememe gerçeği.
This comment was originally posted on FriendFeed
Son günlerde okuduğum en hoş yazi. Tipik bir Kuzuloğlu klasiği…
This comment was originally posted on FriendFeed
Denemek istediğiniz şeyi cidden merak ettim. Etkili olacaksa biz de denemek isteriz.
This comment was originally posted on FriendFeed
Güzel bir konuya değindiniz.
Çoğu zaman insanları uyarmaktan kaçınmamın nedeni de bu.Otobüs de orada burada halledilecek bir iş değil çünkü.Bir şey desem anlamsız ifadeler ile karşılaşacam.
Çözümünüz işe yarar umarım.
Yanınızdayız
Elimizde bilgisiz / eğitimsiz / hoşgörüsüz bir toplum var. Metro duraklarında, trenlerde de bir sürü reklam alanı / reklama uygun alan var. Buralara eğitici yazılar asılarak insanların okuması ve öğrenmesi sağlanmalı. Edebiyat yapmaktan bahsetmiyorum, insanlarımızın okumaktan "hiç" hoşlanmadığını da biliyorum. Resimlerle, tek cümlelik sloganlarla yolculuk sırasında aval aval sağa sola bakanların gözüne sokulabilir bunlar. Londra metrosunun merdivenlerinde sağ tarafta durunuz, sol tarafta yürüyünüz yazar. İlginç bir şekilde bu kavram İstanbul’da kendiliğinden gelişmiş. Ancak Ankara böyle bir alışkanlıktan habersiz. 50 metrelik yürüyen merdivende saksı gibi bekliyorsunuz, ağzınızı açıp "yeşil hırkalı teyze, sol tarafta bekleme yapma" diyemiyorsunuz; çünkü teyzenin böyle bir şeyden haberi yok. Arkasında bekleyenlerin de yok. Öğrenmeye niyeti olmayanlara maalesef zorla öğretmek gerek. Memlekette her alanda toplum mühendisliğine ihtiyaç var…
This comment was originally posted on FriendFeed
bencede dışarda nasıl davranılır eğitimi alması gereken çok kişi var.
televidyon’da toplu taşıma kurallarını anlatan bir bölüm bekliyorum sizden