Me, I always tell the truth. Even when I lie.

Hep daha parlak bir hedef vardır

Posted: January 2nd, 2011 | Author: | Filed under: Kişisel | Tags: , , , , | 9 Comments »
Küçükken defalarca okuduğum kahverengi ciltli bir hikaye kitabım vardı. Her hikaye kitabı gibi eski çağlardan öykülerle doluydu. Prensler, prensesler, çiftçiler, köylüler… Hepsi de evvel zaman içinde.

İçindeki yüzden fazla hikayeden birini hiç unutamadım.

Çok ağrılı bir hastalık geçiren ve sancılarının son bulması için yalvaran kızın hikayesiydi.

Yalvarışlarına dayanamayarak ortaya bir peri (ya da melek) çıkıyor ve ona çıkrık veriyordu. Makaradaki bu ip küçük kızın hayatını temsil ediyordu. Acısını dindirmek için ipin ucunu çekip çıkrığı çevirmesi yeterliydi. İpi çektikçe zaman daha hızlı geçiyordu.

Küçük dertli kız sevinçle ipi  bir miktar çekiyor, zaman hızlıca akıp gidiyor ve ağrısı geçiyordu. Ancak bu ‘sihirli’ yetenek bir süre sonra alışkanlık halini alıyordu. Kız artık hoşlanmadığı en ufak şeyde dahi ipi çekiyordu. Hep mutlu anları yaşayan kız bir gün makarada çok az iplik kaldığını farkediyordu. Böylece daha gençlik dönemine bile giremeden ömrünü tüketmişti. Üstelik geri dönüşü de yoktu…

Bu hikayeden ‘her anın kıymetini bil’ ve ‘hayat sadece güzel anlardan ibaret olamaz’ gibi birçok sonuç çıkabilir.

Çocuk aklımla ben neler çıkarmıştım tam hatırlamıyorum. Ama eminim bunun da etkisi olan bir dizi ayrıntı sayesinde ‘güzel günler’e yönelik hayallerimde umudu hep korumayı ve şükretmeyi öğrendim.

Beyhude hayaller

2011′in ilk gününü geride bırakırken ben de hemen herkes gibi bir hafta önce de pekala koyabileceğim ve yapabileceğim bir dizi hedef koydum. Zamanın koca bir yanılgıdan ibaret olduğunu bile bile hem de. Eminim çok az bir kısmını yapabileceğim. Diyetler, seyahat planları, spor salonu sözleri, ödevlere / derslere asılma gibi uzayıp giden nice sözler dolanıyor zihinlerde kimbilir…

Oysa Pazartesi günü başlayacak olan yine o sıradan hayatımız ne yazık ki.

2011′i bilemem ama 2010 benim için epey çalkantılıydı. Nefes bile almaya zor zaman bulduğum günlerden usanıp yeni bir hayat kurma kararı maddi ve manevi olarak çok sancılı bir süreç oldu. Fakat tahmin ettiğimden çok daha kısa bir sürede yenidan yapılanmayı tamamladım. Eskisinden de iyiye döndü her şey. Birçok yeni insanla tanıştım. Yıl sonuna doğru başlayan televizyon serüvenim de hayatımda yeni bir sayfayı açtı. İlk televizyon projem değil ama hepsinden çok farklı şeylere gebe olduğunu hissediyorum.

Ama bu yazının amacı 2011 hedeflerime sizi bulaştırmak, şahit tutmak değil. Onun yerine bir puronun hayatımdaki anlamını paylaşacağım.

Hep daha parlak bir hedef vardırBilen bilir; puro içmeyi severim. 10 yılı aşkın bir zamandır hem içiyor, hem hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.

Tek derdi biraz eski Türk filmlerindeki tiplemelerin zihinlerde bıraktığı tortu, biraz da Türkiye’de türeyen yeni tutkunların gösteriş merakı yüzünden tepkili bakışlara sebep olması.

Huzur ve keyif almak için tüketilen bir nesneyi altüst eden bir durum olduğundan içebildiğim mekan ve zaman her geçen gün biraz daha kısıtlanıyor.

Bilmeyenler için; puronun sigaradan farklı olarak ‘çeşit deneme’ geleneği de var. Örneğin bir sigara tiryakisi kullandığı markayı mümkünse asla değiştirmez ancak puro tutkunu sürekli farklı tatlar keşfetmeye bakar. Kendi içinde onlarca farlı boy, kalınlık, tütün türü ve markaya bölünmüş puro dünyasında bir de  ’Edicion Limitada’ serisi vardır. O senenin en iyi tütünleri kısıtlı sayıda üretilen bu purolar için ayrılır.

2003 yılı standartlarıma göre çok pahalı olduğu için çok nadiren içebildiğim Cohiba marka puronun double corona edicion limitada serisinden kendime 1 tane almıştım. O dönem benim için o kadar kıymetliydi ki hemen içmek yerine özel bir şeyin şerefine saklamaya karar verdim.

Bu su hiç durmaz

O özel şey önce maaş zammı oldu. Beklediğimin üstünde bir zammın ardından yakacakken aklıma yeni bir hedef geldi. Ev sahibi olursam içecektim! Bir zaman sonra TOKİ’nin gazetecilere yönelik bir kampanyası sayesinde taksitle bir evim oldu. Tam şerefine yakacakken “içinde oturacağım bir evim olunca içeyim” dedim.

İçinde oturacağımız evi 4,5 sene aradık. Hayalimdeki 1940-1960 yılları arasında yapılmış, yüksek tavanlı, asansörlü ve en az 4 odalı evi bulana kadar neredeyse her hafta Taksim, Beyoğlu, Tünel, Galatasaray, Pangaltı, Maçka, Nişantaşı, Teşvikiye arşınlayıp durduk. Belki yüzlerce eve girdik çıktık. Sonunda bulduk ve mucizeler sonucu satın aldık.

Bunun sevinciyle kibriti çakarken “şimdi değil de içine gireceğimiz gün içeyim” dedim, yerine koydum. Tahliye, restorasyon derken eve girmemiz 2,5 sene sürdü . O sırada aklıma geldi; bu puroyu ev için harcamak saçmalıktı.

Asıl 10 senedir hayalini kurduğum baba olma meselesi şerefine yakmalıydım!

2008′de baba oldum. O iki küçük cana bakarken puro aklımdan uçup gitti…

Sonra kendi şirketimi kurma hayaline düştüm. Elbette ödülü o puroydu. Kurdum, büyüttüm, sattım, çıktım; puro yine kaldı.

Sene oldu 2011…

Purom hala humidorumun bir kenarında duruyor. Kimbilir hangi hedefi, güzel olayı bekliyor? Beklemekten pamuklandı, yer yer küflendi. Eminim içsem keyif de vermeyecek. Ama hala kutup yıldızım, deniz fenerim gibi…

Çıkrıktaki ipinin bitmesinden korkan kız misali o puro da benim hayattaki tek umudum sanki. Tüketince sevinecek yeni bir hedefim kalmayacakmış gibi…

10 senedir hak edemediğim ödülümle tanıştırayım sizi de; aşağıda soldan üçüncü.

Hep daha parlak bir hedef vardır

Humidorumdan bir kesit

Ama göreceksiniz; 2011′de o puroyu içeceğim! Bu seneye dair en net hedefim bu.

Yarım kalan işlerimin başka şeyler olmasını isterim.


Merhaba 2010

Posted: January 1st, 2010 | Author: | Filed under: Kişisel | Tags: , , , , , | 1 Comment »

This is your life, good to the last drop, doesn’t get any better than this. This is your life, and it’s ending one minute at a time. This isn’t a seminar and this isn’t a weekend retreat. Where you are now, you can’t even imagine what the bottom will be like.
Only after disaster can we be resurrected.
It’s only after you’ve lost everything that you’re free to do anything.

Nothing is static, everything is appalling (evolving), everything is falling apart.
You are not a beautiful and unique snowflake.
You are the same decaying organic matter as everything else we are all a part of the same compost heap we are the all-singing, all-dancing crap of the world.
You are not your bank account.
You are not the clothes you wear.
You are not the contents of your wallet.
You are not your bowel cancer.
You are not your grande latte.
You are not the car you drive.
You are not your fucking khakis.
You have to give up.

You have to realise that someday you will die until you know that you are useless.
I say let me never be complete.

I say may i never be content.
I say deliver me from swedish furniture.
I say deliver me from clever art.
I say deliver me from clear skin and perfect teeth.
I say you have to give up.

I say evolve, and let the chips fall where they may.
I want you to hit me as hard as you can.
Welcome to fight club!
If this is your first night, you have to fight!

Merhaba 2010