You know what capitalism is? Getting fucked!

Kış dertlerinin yaz yansımaları

Posted: April 29th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , , , , , | 13 Comments »

Hayır demeyi tam beceremeyenlerdenim. Bu konuda epey ilerleme kaydettim ama yine de bazı konularda kafadan ‘hayır’ diyemiyorum.

Örneğin birkaç hafta önce Burak Büyükdemir “Ankara’da bir eTohum toplantısı yapacağız Ersan Özer ile senin konuşmacı olmanı istiyorum” dediğinde İstanbul’dan kalkıp Ankara’ya hepi topu 2 saatlik konuşma için gitmeyi, bunun için bütün bir iş gününü heba etmeyi gözümün önüne getirip ‘hayır’ demeleliydim.

Ama ben o yolun keyifli geçebileceğini, orada yeni insanlarla tanışacabileceğimi ve hatta nicedir internetten tanışıp gerçek anlamda tanışamadığım insanları görebileceğimi; hepsi bir yana konuşmam sayesinde belki birkaç insana bir faydamın dokunabileceğini düşünerek ‘evet’ dedim… Üstelik yabancı bir şehri keşfetmek de zevkli çoğu zaman.

Ne şans ki aynen de hayal ettiğim gibi güzel geçti Ankara ziyaretim; iyi ki de gitmişim.

Read the rest of this entry »


Ankara Cafemiz

Posted: November 6th, 2008 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: , , , | 7 Comments »

Olay yerinden ‘şakıdığım‘ gibi Ankara’ya gitmemdeki ikinci sebep olan Kuki Haus’da öğle yemeği hayalim suya düştü. Nedense mekan kapanmış. Kuki House Ankara’nın Bağdat ya da Teşvikiye Caddesi olarak adlandırabileceğim Arjantin Caddesi‘ndeki bence tek samimi ve hoş mekandı. Gerçi güzelim cadde yol çalışması ayağına tam bir çamur deryası olmuş; tam hayal kırıklığı…

Tam karşısındaki binanın güvenlik görevlilerine sordum dediler ki “yukarda Cafemiz var, sahipleri aynı” dedi. Ben o yokuşta Kuki House’dan yukarısını bilmezdim. Gitmeye gerek duymamıştım. Biraz yürüyünce ağaçların arasından karşıma çıktı. Kapısında sevimsiz bir adam bekliyordu. Kahya olsa gerek. Yoksa ‘vale’ mi demeliydim? (Berber mi, kuaför mü adlı aptalca geyiğine ithafen)

İçeri girince müdüre benzeyen gence sordum ne oldu Kuki diye, projedeki anlaşmazlık nedeniyle boşalttıklarını ama başka bir yerde açacaklarını söyledi. Büyütmek istemişler mekanı, izin alamamışlar. Bence iyi olmuş. Bu tip mekanların fizik ve statik kanunlarına aykırı genişmelerine oldum olası karşıyım.

Cafemiz, kapısında yazdığına göre 1993 yılından bu yana hizmette. Mekan, garsonlar, hizmet ve menü gerçekten kusursuz. Tek derdi sigara içilmeyen bölümün en arkada rahatsız ve izole bir yerde bulunuyor oluşu. Orada oturmaya içim elvermedi, içilen bölümde oturdum (bilsem bir tane de puro getirirdim yanıma). Sigara yasağı Ankara’ya uğramamış sanki…

Son derece çeşitli yiyecek/içecek menüsü içinden kalamar tava ve karides-ahtapotlu uzakdoğu eriştesi (noodle) seçtim. Yanında da çok uymayacağını bilerek daha önce tatmadığımdan deneme adına Kavaklıdere’nin Cabarnet Sauvignon üzümlü Ege kırmızı şarabından bir kadeh aldım.

Kalamar bildiğimiz kalamardı ama noodle kelimenin tam anlamıyla enfesti. Soya filizi, soya sosu ve peynir rendesi tam kıvamında; pişimi tam kararında ve ilginç bir şekilde hayatımda yediğim karides oranı en yoğun karidesli yemekti. Öyle yalandan konserve karides de değil; jumbo altı bir boydu…

Ortam harikaydı ancak içerdeki insanlar da bir o kadar etkileyiciydi. Hatta ortaokulumundan resmen kurbağa suratlı bir kıza rastladım. Böylesine güzelleşeceğini tahmin bile edemezdim. Bir ara göz göze geldik; ben de gözümü kaçırdım. Affetsin artık. Ama bu üçüncü örnek oldu bende: çirkin ördek yavruları bir gün gelip kuğuya dönüşüyor; bunu bilerek hareket edelim genç arkadaşlarım :)

Yani yolunuz Ankara’ya düşerse, Arjantin Caddesi’ndeki Cafemiz’e gitmeyi ihmal etmeyin sakın.


E-devlet konferansının ardından

Posted: November 6th, 2008 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , | 4 Comments »

Daha önce de haber verdiğim gibi Ankara’da düzenlenen bir e-devlet konferansında konuşmacılar arasında yer aldım. Bu Ankara’ya kaçıncı gidişim bilmiyorum ama ODTÜ’de düzenlenen bir etkinlik haricinde tamamı Sheraton Oteli‘ndeki bilişim etkinlikleri içindi.

Öncelikle bu etkinliğin meslek hayatımda katıldığım / konuştuğum en kalabalığı olduğunu söylemeliyim. Türkiye’nin hemen her yanından üst düzey kamu temsilcilerinden oluşan yaklaşık 900 kişiye seslenme fırsatı duydum. İnanılmazdı.

Benim konuşmamın başlığı ‘İnternet anarşisi kamu hiyerarşisine karşı’ idi. Biraz gerilimle dinlendim ve süre yetmediği için birçok şeyi atlamak zorunda kaldım ama yine de derdimi anlatabildiğimi düşünüyorum.

Kamunun bu denli geniş bir katılımla e-devlet stratejilerine ilgi duyması beni gerçekten umutlandırdı. O gün konuşmamın ardından tanıştığım nice yönetici nice enteresan şeyler aktardı. Bunlara fırsat buldukça yeniden başka yazılarda değineceğim.

Ama en ilginci İstanbul Valiliği’nden bir yetkiliyle konuşmamın ardından valiliğin internette neler yaptığını öğrenmem oldu. Yıllardır kendi şehrimde olanları öğrenmek Ankara’ya nasip olacakmış meğer. Onu da ayrıca yazacağım. İstanbul Valiliği gerçek bir tebriği hak ediyor.

Bilmenizi istediğim konu devletin samimi olarak e-hizmetler konusunda kafa yorduğu. Ama en büyük sıkıntı hiyerarşinin, onay mekanizmalarının ve devletin geleneksel işleyiş yapısının internete ters düşmesi ve zaman kaybına yol açıyor olması.

Elbette bunlara bir de dış kaynak kullanımının zorlukları eklenince ortaya bugünkü tablo çıkıyor.

Konuşmamın bitişine yakın yanımda oturan Ulaştırma Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Kenan Bozgeyik önüme şu kağıdı koydu. Gel de konuş bakalım devamında :)

Emir büyük yerden!

Emir büyük yerden!

E-devlet kapımız turkiye.gov.tr de yoldaymış; hadi hayırlısı bakalım…

Konuşmamı cep telefonumla kaydettim. Düşük kaliteli (yani küçük dosya boyutlu) bir kopyası da burada.


CIP nedir, nasıl yaşar?

Posted: November 6th, 2008 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: , , , , | 5 Comments »

Gazeteciler olarak sürekli seyahat halinde olduğumuz için (gerçi ben son 4 aydır bayağı bir durağanım eskiye kıyasla) hayatımız uçaklarda, havaalanlarında, otellerde geçiyor. Bu kadar sık kullanınca otel ve havayollarının da ‘ayrıcalıklı’ müşterilerinden oluyorsunuz.

Havayolu jargonunda bunun karşılığı CIP; yani Commercially Important Person (Ticari Önemli Kişi). Biraz daha kasarak milletvekili, üst düzey bürokrat ya da vergi rekortmeni olursanız da VIP; yani Very Important Person (Çok Önemli Kişi) oluyorsunuz.

Read the rest of this entry »