Posted: October 30th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: blog, blogger, Medya, sosyal medya | 12 Comments »
Ben okumayı-yazmayı hep sevdim. 1996 yılından bu yana periyoduna göre gazete ve dergilerde haftalık, aylık sayfalar hazırlıyorum. Bu bir iş. Karşılığında para alıyorum. Benim gibi işi yazmak olan insanların yazdıklarını okumak için okurlar da gazete ve dergilere para veriyor. Dolayısıyla ticaretin gerektirdiği bütün kriterler bu sürecin içinde. Yazar – okur – reklamveren ilişkisi bunlardan sadece biri. Basını kapsayan kanunlarla tekzip, sansür, para ve hapis cezası gibi birçok hukuki düzenlemeyi de unutmayalım.
Blog ise apayrı bir şey.
Read the rest of this entry »
Posted: March 17th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: blog, blogcu, blogger, pro-blogger, problogger, profesyonel blogculuk | 45 Comments »
Kişisel bloglarından para kazanmaya çalışan arkadaşlarım var. Beni rahatsız eden bir yanı yok. Üstelik keşke kazanabilseler; çoğu Google reklamlarından gelecek günlük bir iki (rakamla 1-2) dolar gelirin yolunu gözlüyor. Genelde de durum bu.
Bloglar kişisel, kurumsal ya da tamamen ticari olarak kurulmuş sektörel (belirli ilgi alanlarına yönelmiş) şekillerde karşımıza çıkabilir. Örneğin benimki tamamen kişisel bir blog. Buradan para kazanma gibi bir derdim yok. Paramı başka yerlerden kazanıyorum.
Read the rest of this entry »
Posted: February 7th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: basın, blog, Medya, pr, sosyal ağ, sosyal medya | 9 Comments »
Biz gazetecilerin hayatı basın toplantıları, seyahatlerle geçer durur. Şimdilerde ekonomik kriz sebebiyle duruldu ama ben bir yurtdışı toplantıdan gelip, temiz çamaşır / kıyafet alıp bir iki saat uyuyup yeniden başka birine uçtuğumu çok bilirim. Teknoloji, otomotiv ve spor basını bu konuda ekstra bir yük altındadır. Üçünün de toplantısı, seyahati eksik olmaz. Sıralama da tersidir. En çok sporcular gezer, toplanır, sonra otomotivciler sonra da teknoloji basını. Bizim avantajımız sektörümüz dolayısıyla daha nezih insan ve şirketlerle ve daha kitlesel ve ulaşılabilir şeylerle muhattap olmamızdır.
Bu seyahat / toplantı olayları ilk zamanlar çok hoşuma gitmişti. Birisi seni davet ediyor, alıyor, götürüyor, işini gücünü anlatıyor… En güzel oteller, en güzel yemekler… Sonra farkettim ki mevzu biz değiliz; markalar. O markanın benim temsil ettiğim markada yer alabilme savaşı. Daha da sonra bunun gerisinde gazetecilerin karşı taraftaki algısının sadece ‘haber makinesi’ olduğuna; PR şirketleri ve temsil ettikleri markalar açısından bir gazetecinin değerinin konu hakkındaki bilgisi, okunurluğu, saygınlığı değil kendi markaları hakkında ne kadar pohpohlama haberi yaptığı ve çalıştığı yayının tirajıyla orantılı olduğuna şahit oldum birçok örneklerle.
Read the rest of this entry »