You wanna fuck with me? Okay. You wanna play rough? Okay. Say hello to my little friend!
Posted: September 21st, 2011 | Author: MserdarK | Filed under: Kişisel | Tags: cenaze, kanser, ölüm, pankreas, vefat | 197 Comments »(Kimi konuşarak, kimi yalnız kalarak, kimi düşünerek, kimileri de başka şeyler yaparak rahatlar. Ben sıkıntılı anlarımda yazarak rahatlıyorum. Bu yazının da amacı bu. Okursanız aklınızın bir köşesinde bulunsun)
Kanser bize hep uzaktı.
Kutuplarda can veren foklar, okyanusta sızan petrol, Adana-Pozantı karayolunun 16. kilometresindeki trafik kazası, Japonya’daki deprem gibi.
Ne beter bir illet olduğunu, ne canlar yaktığını, ne ocaklar söndürdüğünü bilirdik de bilmezdik. Acısını hisseder ama tam olarak nedir, ne değildir kestiremezdik.
Meğer yaşayarak öğrenmemiz gerekiyormuş.
Read the rest of this entry »
Posted: March 5th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: cenaze, heybeliada, ölüm, sağlık | 6 Comments »Benim için çok ilginç iki olayın yaşandığı bir hafta oldu. Birincisi hayatımda ilk defa kendi sahibi olduğumuz bir eve taşındık. İkincisi hayatta ‘arkadaşım’ dediğim birkaç insandan biri gencecik yaştaki eşini bir sağlık sorunu nedeniyle kaybetti…
İkincisi daha önemli geldiği için ondan başlamak isterim.
Ölüm denince aklıma gelen iki cümle var: ‘mezarlıklar yeri doldurulamaz insanlarla doludur’ ve ‘hiçbir ölüm vakitli değildir’. Aklıma yer etmiş olsalar da ikisi de alabildiğince pragmatist, duygudan yoksun ve ölümün ne demek olduğunu anlatmaktan çok uzak…
Eşini kaybeden arkadaşımın çocukluğu Heybeliada’da geçtiği için eşinin mezarının da orada olmasını istemiş. Biz de son görevimizi yerine getirmek için sabah vapura atlayıp adanın yolunu tuttuk…

Ada enteresan bir kavram. Anakara denilen yerden uzakta, kendine has ulaşım şekilleri ve saatleri olan, ayrı bir yaşamın farklı bir frekansta yaşandığı bir yer. İnsanları farklı, esnafı farklı, evleri; hatta kedileri bile farklı.
Read the rest of this entry »
Posted: January 8th, 2007 | Author: MserdarK | Filed under: Kişisel | Tags: anneanne, cenaze, çocukluk, kibriye parlak, ölüm, torun, vefat | No Comments »(Aşağıdaki yazı Radikal gazetesinde 8 Ocak 2007 tarihinde yer alan köşe yazımın kopyasıdır. Burada da bulunmasını istedim)

Teknolojide ulaşılan noktanın uzayda kat edilen mesafelere endeksli olduğu yıllarda Bütün Dünya dergisinde ‘Fezadan önce aklımızı keşfedelim’ başlıklı bir yazı okumuştum. İnsanlığı aradığı şeye ulaştıracak sırrın uzayda değil zihinde olduğunu anlatıyordu. Son yıllarda sıkça kulağımıza çalınan kuantum fiziği ve çevremizi algılamamıza yönelik teorilerin ipuçlarını taşıyordu.
Her geçen gün sınırları ve kalıpları zorlayan belgeselleri seyrettikçe de insanın varlığının mucizenin ta kendisi olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ve nedense bu denklemde kadınlara ‘doğurganlık’ denilen bir üstünlük de sunulmuş.
Bir insanın içinde yeni bir insanın oluşup şekillenmesi, kanından, canından, aşından, hormonlarından beslenmesi, dünyaya geldikten sonra hiçbir memeli canlının muhtaç olmadığı kadar uzunca bir süre ona muhtaç kalması her zaman ilgimi çekmiştir.
Read the rest of this entry »