Who put this thing together? Me, that's who! Who do I trust? Me!

Dalai Lama’dan yaşam dersleri

Posted: December 20th, 2010 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , | 3 Comments »

Birçoklarının zihninde (Samurai’da olduğu gibi) isim sanılsa da Dalai Lama aslında Tibet Budizminin liderlik unvanı. Şu anki Dalai Lama 1935 doğumlu Jetsun Jamphel Ngawang Lobsang Yeshe Tenzin Gyatso (evet orijinal ismi aynen böyle). Bu unvanla göreve gelen 14. insan. İnanışa göre Dalai Lama öldükten sonra yeni bir bedende yeniden dünyaya gelen ‘aynı ruh’ (Re-enkarnasyon).

1969 yılında verdiği bir röportajda Gyatso kendisinin ‘son’ olduğunu söylemiş ve bu açıklaması epey tartışma yaratmıştı.

Tarihi köklerinden dolayı Dalai Lama aynı zamanda sürgündeki Tibet hükümetini de temsil ettiğinden Çin ile sonsuza dek sürecek gibi görünen bir kan davasına sahip.

Dalai Lamadan yaşam dersleri

14. Dalai Lama ve ABD Başkanı Barack Obama.

Aynen mevcut Papa 16. Benedict gibi son Dalai Lama teknolojiyle hayli içiçe. Bazen gülünç bulduğum mesajlar yazdığı bir Twitter hesabı bile var (her büyük insan gibi 0 kişiyi takip ediyor). Çin’e karşı yürüttükleri propaganda ve istihbarat savaşında teknolojik araçlarla hiç de yabana atılmayacak işlere imza atıyorlar.

Bütün bu dünyevi ve gündelik meselelerin ötesinde Dalai Lama derin bir Budizm öğretisinin de pınarı. Sevdiğim bir parçasını paylaşmak istedim.

Yaşamın 18 kuralı:

  1. Büyük aşk ve kazanımlar büyük risk almayı gerektirir.
  2. Bir konuda hata yapıp kaybedince aldığın dersi unutma.
  3. Üç ‘S’ kuralı:
    • Kendine saygı duy.
    • Başkalarına saygı duy.
    • Her hareketinin sorumluluğunu taşı.
  4. Bazen istediğin şeyin olmamasının bir şans olabileceğini unutma.
  5. Nasıl yıkacağını bilmek için önce kuralları iyice öğren.
  6. Küçük anlaşmazlıkların büyük dostlukları zedelemesine izin verme.
  7. Bir hata yaptığını anladığın anda düzeltmek için elinden geleni yap.
  8. Her gün biraz kendinle başbaşa kal.
  9. Değişime açık ol ama değerlerini kaybetme.
  10. Bazen susmanın en iyi cevap olduğunu unutma.
  11. Yaşlılığında hatıralarıyla keyif alacağın iyi ve onurlu bir yaşam sür.
  12. Yaşamının temeli, evindeki huzurdur.
  13. Sevdiklerinle anlaşmazlığa düşersen geçmiş defterleri açma. Sadece bulunduğun durumu dikkate al.
  14. Bilgilerini paylaş. Ölümsüzlüğe ulaşmanın yolu budur.
  15. Doğayı incitme.
  16. Her yıl daha önce görmediğin bir yere git.
  17. En iyi ilişki birbirinize duyduğunuz aşkın, duyduğunuz ihtiyaçtan fazla olduğu zamandır.
  18. Başarılarını, onları elde etmek için feda ettiklerine bakarak değerlendir.

Son madde bayağı vurucu, değil mi?

Faydalı olması dileğiyle.


Uzakdoğu mutfağına giriş ve suşi

Posted: December 11th, 2008 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , | 5 Comments »

1992 yılında yarı resmi bir görev için Japonya’ya gittim ve uzun denilebilecek bir süre orada bulunma fırsatını yakaladım. Üstelik otelde de kalmadım, iki farklı Japon ailesinin yanında geçirdim o süreyi.

Gitmeden önce kafama en çok takılan şey anca filmlerde gördüğüm o çubuklarla yenilen yemeklerdi (Çince: kuai-zi, Japonca: haşi, İngilizce: chopstick, Türkçe: çubuk. Bizde nedense İngilizcesini tercih ediyorlar. Çubuk demek çok mu zor, az mı havalı?). Japonlarla Çinlilerin böcek yediklerini duymuştum o zamanlar bir yerlerden; ‘ben ne yaparım oralarda ne yerim’ diye hayıflanıp duruyordum.

O zamanlar İstanbul’da (benim bildiğim) hiç Japon restoranı yoktu. Taksim Gümüşsuyu’nda şimdi kapanan tek bir Çin restoranı vardı. Ama o dönemler benim gelirimle asla deneyemeyeceğim kadar pahalı olduğu için tadamamıştım.

Uzakdoğu mutfağına giriş ve suşi

Japon restoranında bir sergi

Japonya’ya vardığım İlk gün acaip bir olay yaşayınca yemekle ilgili iyice soğudum (başka bir zaman o anıları topluca anlatırım; cidden komik şeyler yaşadım). Ama iki üç hafta sonra direncimi kırıp denemeye başladım. Hayatıma hala hakim olan Uzakdoğu mutfağı kavramını da böylece tanımış oldum.

Aradan geçen 16 yıl boyunca bu konuda epey piştim. Japon mutfağı başta olmak üzere, Çin’in dört farklı bölgesini, Kore ve Tayland mutfağını gerek Türkiye’de gerekse kendi topraklarında deneme fırsatı buldum.

Köpek eti, at eti, domuz kanı, tavuk bacağı, kara böcekleri, deniz böcekleri, hayvan cinsel organları (al işte bir öykü daha) dahil olmak üzere birçoğunun duyunca bile tüylerini diken şeyler denedim. Az lezzetli olan ve bir daha yemek için can atmayacağım iki şey köpek eti ve maymun beyniydi. Ama lezzetsiz de değillerdi.

Konuyla ilgili bilgisi olmayanlar için Türkçe neredeyse hiçbir kaynağın olmadığını gördüm. Belki de bir yazıyla bir katkı da ben yapabilirim dedim. Amacım züppelik, caka satmak değil yani; baştan söyleyeyim.

İşte başlıyoruz…

Read the rest of this entry »