Dün İsmail Hakkı Polat‘ın davetiyle Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü öğrencilerine kendi bakış açımla yeni medyayı ve yeni medyanın kullanıcı kitlesini anlattım. Bu ders sonrasında çok önemli bir ayrıntıyı atladığımı fark ettim. Bari burada kapatmış olayım.
Öncelikle yeni medyanın ‘yeni’ sıfatı altında bu yazıya sığdıramayacağım kadar uzun bir liste yer aldığını hatırlatmak isterim. Buradaki ‘yeni’ kavramını doğuran ayrıntı medyanın yeteneklerine yönelik yenilikler kadar mecra ve kaynakların çeşitliliğini de içeriyor.
Sosyal ağları ne kadar tutkuyla kullandığım malum. Her yeni hizmet benim için yeni bir keşif. Bu blogu takip ediyorsanız hemen her yazımın içinde sosyal ağlardaki adımlarıma da bağlantılar verdiğimi görmüşsünüzdür.
Bu tip hizmetler benim için günlük gibi. Nereye gittim, ne yedim, ne gördüm, ne ilgimi çekti, hepsinin bir kenara not edilmiş halleri. İnternet dönemi öncesinde hemen hepsi için ayrı not defterlerim vardı. Şimdi cebimdeki telefonla her ilgi alanımı not defterlerinden çok daha işlevsel araçlara kaydedebiliyorum. Hatırlamak istediğimde dönüp bakıyorum.
1 Mart 2011 günü Twitter, Friendfeed ve Facebook hesaplarım üstünden yaptığım bir çağrıyla duyurduğum anketin sonuçlarını paylaşma zamanı geldi. Kime ne faydası dokunur bilemem ama katılan 1.530 kişinin hepsine çok teşekkür ederim. Duyuruyu yaparken söylediğim gibi sonuçları hepinizle paylaşıyorum.
İndirmek için ilgili linkleri kullanabilirsiniz. Web üstünden incelemek isterseniz ‘Full’ düğmesine basarak tam ekran yapmanızı tavsiye ederim.
Söyleyeceklerimi desteklemesi açısından çok kısa bir yakın dönem kariyer özeti yapacağım.
Gazetecilik hayatımın büyük bir bölümünde teknoloji yazarlığının yanısıra medya kuruluşlarının web sitelerini kurdum ve yönettim. Milliyet ve Fanatik’i hayata geçirme döneminde başlayan web maceram Radikal, Finansal Forum, CNN Türk, Kanal D, Star gibi örneklerle sürdü gitti.
Böbürlenmek için demiyorum ama aralarında en çok emeğim geçen Radikal örneğinde yazılımdan sunucu yönetimine, veritabanından tasarımına kadar haberleri girme dışında her şeyi tek başıma yaptım. (Şu an hiçbir yayın kuruluşunun web sitesini yönetmiyorum)
Dolayısıyla bu medya yayıncılığı denen şey hakkında Türkiye’de konuşacak bir şeylerim var. İşin en başından bugününe en yoğun trafiği çeken sitelerinde piştim. Okurun, medyanın ne isteyip istemediğini; ne yaparken ne amaçladığını az çok bilirim.
Yabancı örnekleri ve trendleri bu topraklardaki pek çok kişiden daha yakın takip ediyorum ve yeni medya diye tanımladığımız elektronik mecranın ormanından cebime epey tohum doldurdum.
Mısır’daki internet kesintisi bilişim dünyasında dış kaynak kullanımında soru işaretleri yarattı.
Ocak ayı geldi, internet ve teknoloji şirketleri bilançoları ve yeni yıl hedeflerini açıkladı. Kimler kazandı, kimler kaybetti? Çanlar kimin için çalıyor?
Gmail yeni reklam modelini deniyor.
Samsung 2 milyon tablet sattı.
Zuckerberg ya yeni hayaller peşinde ya da sayfası hack edildi.
Dell’in yeni girişimi: kişiye özel telefon.
LG 3 boyutlu bir cep telefonu tanıttı
2011’de çıkaracağı tabletleri tanıtan Lenovo’nun yeni bir hedefi daha var: cep telefonu!
Sosyal ağları işim gereği mi kullanıyorum yoksa işim haline mi getiriyorum emin değilim. Ama aktif olarak işime yarayan her parçasını kullanmaya çalıştığımı söyleyebilirim.
Takip eden kişi ve kurumlardan sıkça gelen bir soru televizyon programımın ardından patlama yaptı. Birçok kişi bütün bunları nasıl yönettiğimi soruyor. Tek tek anlatmaktan yorulunca mümkün olduğu kadar kısa, öz bir şekilde bloga aktarıp herkesle paylaşmak istedim.
Bir gün Teknosohbet çekiminden sonra Timur odamdan çıkıp ofisin içinde kayboldu. Ne zaman düşündü, ne etti, sormaya fırsatım olmadı ama benim sosyal medyadan uzaklaşmamı kafasına takmış ve bunun üstüne bir proje geliştirmiş. O kaybolma sırasında da stüdyoya girip olayı yaymak için bir program çekmiş.
1-10 Mayıs 2010 aralığını kapsayan bu meydan okumanın şartları şöyle:
Neler yapamayacağım:
Hiç bir sosyal ağda tek bir harf veya gülümseme işareti dahil hiç bir eylemde bulunamayacağım. (Twitter, FriendFeed, Gtalk, buzz, messenger, vs..)
Hiçbir sosyal ağ uygulaması açmayacağım. Pasif izleyici olarak dahi katılmayacağım. (Kağıt çıktı bile yok)
Hiç bir sitede yorum yapmayacağım. MYK Medya çalışanları ve birinci dereceden akrabalar dahil hiç kimse ile chat yapamayacağım.
Video konferanslara katılamayacağım.
Nelere izin var:
Televidyon’da yer alan herhangi bir programa katılabilirim.
Basın toplantılarında sosyalleşebilirim.
Canlı seminer veya toplantılara katılabilirim.
Sizin için ‘eh canım, ne var yani?’ olabilir ama benim için durum farklı. Size sosyal medya kullanımıma dair objektif bir fikir vereceğini düşündüğüm iki ekran görüntüsünü paylaşmak istiyorum (resimlerin büyük hallerine üstlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz):
Facebook herkesin malumu, anlatmaya gerek yok. FriendFeed ise bir şekilde, çaktırmadan Türk web camiasının eli kalem tutan, üreten kesiminin yoğunlukla kullandığı bir sosyal paylaşım ortamı. Duymamış, bilmiyor olabilirsiniz. Ben de bir parçasıyım.
Geçtiğimiz gün Facebook birçok özelliğini çaktırmadan alıp kendi sistemine eklediği ve çok daha başarılı sonuçlar aldığı FriendFeed’i satın aldı. Her iki taraf için de iyi oldu. FriendFeed böyle tek başına hiçbir baltaya sap olamayacaktı. Küçük olsun, benim olsun hissiyatıyla sahipleniliyordu. Ancak küçük kalanların boğulduğu web sularında ömrü fazla olmayacaktı.
Facebook ise FriendFeed heyetiyle biraz daha kıvraklık, doğrudan etkileşim ve biraz daha sosyalleşme refleksi kazanacaktır. Zaten sonuçta her iki site de ayrı marka olarak -şimdilik- hayatına devam edecek.
Bunların hiçbiri umrumda değil. Sonuçta bir site. İnternet onlarla var olmadı, onlarla yok olmaz. Benim asıl ilgimi çeken şu iki kare. Bunları FriendFeed’in kurucuları satın almayı resmiyete döken anlaşmayı imzaladıktan sonra çekmişler.
Mekana, kıyafetlere, ruh haline dikkat ediyor musunuz? Doğallık, rahatlık, sıradanlık…
Böyle bir birleşme bizim gibi kültürlerde olsaydı bir de?
Dünyanın en büyük satın almalarından biri olarak tarihe geçen Google-YouTube birleşmesini de unutmayalım. Bir gün o öyküyü yazmak istiyorum. Bir gün… TGI Friday’s restoranında bağlanan milyar dolarlık bir anlaşma.
Youtube sitesinin kurucularının ilk tepkisini aşağıdaki videodan izleyebililrsiniz.
Sosyal Medya terimini duymaktan kusmak üzere olduğum halde yine de epeydir kafamda birikenleri yazmak istedim. Bir ön uyarı: aklıma gelenleri ekleyip yanlış yazdıklarımı çıkararak bu listeyi güncelleyeceğim. Dolayısıyla ilk günler biraz ‘kararsız’ görünebilir. Üstelik uzun bir yazı olacak gibi. Ama eğleneceğiz.
Çocukluk ve gençlik dönemim çok maceralı geçti. Burada anlatsam birçok kişinin inanmayacağı şeyler yaşadım. Çok badireler atlattım. Çocukluk arkadaşlarımın pek çoğu kavgalarda öldürüldü. Bir kısmı aşırı doz uyuşturucudan veda etti. Hatta bir tanesi transeksüel olup kendini satmaya başladı. Çok garip şeyler gördüm, iç kıyan şeylere şahit oldum. Şu anki konumumla asla özdeşleşmeyecek işler yaptım.
Hiçbirinden de pişman değilim. Hepsi bana çok şey kattı. Kimilerinin ömrü boyunca yaşamadığı şeyleri ben gencecik yaşımda yaşayıp sindirmiştim. Hayattaki esas konulara herkesten daha erken başlamayı sağladı. Hepsini hazmettim, hepsiyle barışığım.