You think you can take me? You need a fucking army if you gonna take me!

Türk web girişimcisinin açmazı

Posted: January 25th, 2010 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , , | 27 Comments »

Geçtiğimiz hafta Türk Hava Yolları’nın Berlin’de ilk ayağını gerçekleştirdiği SocialTrippin’ etkinliğine davetliydim. O konu hakkında ayrıca bir derleme yazacağım. Fakat merak edenler için şöyle özetleyeyim; amaç Türk ve yabancı sosyal mecra kullanıcılarını bir araya getirip fikir alışverişinde bulunmak, sosyal mecranın öncü isimlerinden tecrübe ve tespitleri paylaşmaktı.

Singapur’dan ABD’ye kadar geniş bir coğrafyadan konukları ağırladı bu etkinlik. Yemek sırasında yan yana oturduğum Alman dijital pazarlama uzmanı ve yatırım danışmanı Andre Alpar ile internet sektöründen lafladık. Ki kendisi Türkiye’deki kimi alım-satımlarda da rol almış; Türk web girişimcilerinin birkaçıyla şahsen tanışmış bir isim.

En çok merak ettiğim konu Alman kullanıcıların popüler yabancı (daha çok ABD kökenli ve İngilizce) girişimlere olan ilgisiydi. Bizde malum, Facebook, LinkedIN, FriendFeed, Twitter gibi ağlar bir anda patlıyor ve kimse bunların yerlileriyle ilgilenmediği gibi, es kaza daha önce açılan benzer yerli örnekler bir anda yerle bir oluyor. Birisi bunların benzerini yapar yapmaz binbir türlü yaftayla aşağılanıyor, eleştiriliyor.

Alpar bana durumun Almanya’da tam tersi işlediğini söyledi. ABD ya da Britanya’da popülerleşmeye başlayan bir girişimin en geç bir iki hafta içinde 4-5 tane benzeri Almanca site yaratılıyor ve biri mutlaka Alman pazarında hakimiyeti ele geçiriyormuş. Almanya’da Alman örneği bulunan hiçbir girişimde ABD’li örnekler pazar lideri değilmiş örneğin. Sonra tutan bu girişimler mutlaka birkaç yatırımcı tarafından destekleniyor ve yola devam ediliyormuş.

Türkiye’deki sorunun özü de bu.

Bizde klonlama diye tabir edilen yöntem nedense yerden yere vuruluyor. Yerli ya da yabancı web yatırımcısı (teoride var, pratikte) yok. Başarılı bir yabancı modeli klonlayacak yerli girişimci de yatırımcı olmayınca paralı yabancı rakiplerle baş edemiyor. Kullanıcılar ise her zaman yerli seçenekler yerine yabancı olan alternatiflere meylediyor. Kişi sayısı çok, ticaret hacmi küçük, reklam pazarı yok (gibi)…

Girişimcilik zor, internet girişimciliği çok daha zor…


İnternet girişimcilerine dost tavsiyeleri

Posted: August 8th, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , | 90 Comments »

Girişimcilik Türkiye’nin yabancı olduğu kavramlardan değil. Hatta bir dönem Anadolu Kaplanları kalıbıyla yoğun olarak harlanan bir konu. Anadolu Kaplanları sanayi ve üretim ağırlıklıydı. Atölyeler, fabrikalar kurdular; yüzlerce, binlerce işçi istihdam ettiler; ürettiler, ihraç ettiler. Memleketin o dönem en çok ihtiyaç duyduğu şeyleri: tesisleri, istihdamı ve dövizi yarattılar.

Fabrika

Web tarafında ise özellikle ABD’de daha sakalları bile çıkmadan milyonlarca doları cebe indirenlerin heyecanıyla farklı bir girişimci modeli gelişti. Genç, internetle yaşayan, boşlukları zamanında gören, hızlı hareket eden ve gecesini gündüzünü bu yolda geçiren bir kitle…

Dünyanın en yoğun genç nüfusuna sahip ülkelerden biri olarak bu dalgadan etkilenmememiz düşünülemezdi. Biraz rakamlara bakalım:

Read the rest of this entry »


Girişimcilik meselesi ve eTohum

Posted: February 1st, 2009 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , | 10 Comments »

Bilişim camiası biraz kendine yontsa da, girişimcilik denen mesele bu topraklara asla yabancı değil. Hemen her sektördeki çalışanın hayalinde mutlaka kendine ait bir işletme kurmak vardır. Hiç yoksa bir bar / cafe sevdası olmazsa olmaz. İstatistiklere bakıldığında işletme / çalışan sayısının oranı da cidden bu konuya düşkün olduğumuzu gösteriyor.

Girişimciliğin para kazanmaya endekslenmiş olması dışında da bir sorun yok. Ama paraya koşullanmak başarısızlığı getirir. Bu apayrı konuya belki ilerde yine döneriz başka bir vesileyle.

Burak Büyükdemir‘i çok eskiden tanıyorum. O kadar ki, at kuyrukluydu o zamanlar! Bu her daim enerjik, pozitif, umut dolu adam hiçbir zaman bu yaşamsal rezervlerini boşalmadı.

MYK‘nın yakında boşaltacağımız ilk ofisini tuttuğumuz günlerde daha boya kokusu geçmemişken Burak uğradı mutfakta eTohum’u konuştuk (ne mi?). O zaman daha sadece bir fikirdi. Anlattı, tartıştık, ben bir şeyler ekledim, o bir şeyler çıkardı… Sonra bunun aslında televidyon için çok güzel bir program olacağını düşündük. Ve başladık. Elimdeki kaynaklarla mümkün olduğu kadar desteklemeye çalıştım. Gördüğüm kadarıyla sektörde hemen herkes aynı şekilde elinden gelen yardımı esirgemedi.

Çok yorgun ve çok yoğun bir günüme denk gelmesine rağmen İTÜ İşletme Fakültesi binasında yapılan eTohum ‘yarı finalleri‘ne gitmeden edemedim. İyi ki de gitmişim; bir sürü dost arkadaş gördüm, sohbet ettik, devamında gittik bir şeyler atıştırdık, falan filan…

Bunlar bir yana, bugün Burak aylardır sürdürdüğü emeklerinin bir sonucu olarak yatırıma değer, yani ışık gördüğü projeleri görücüye çıkardı. Toplantıya katılım gerçekten azımsanmayacak derecedeydi. Ben Arda Kutsal ile en ön sırada kötü bir açıdan dinleme fırsatı buldum. Doğrusu bir şeyi yaratmakla anlatmanın nasıl farklı yeteneklere muhtaç olduğunu bir kere daha gördüm.

eTohum yarı final

eTohum yarı final

Bu projeler iyidir, kötüdür, tutar, tutmaz ayrı mesele. Ama Burak bu ülkede kimsenin şu ana kadar yapmadığı bir işe girişti, sonuna kadar çabaladı, azimle çalıştı, bir noktaya getirdi. İyi ya da yeterli değilse bu toprağın mayasındandır. Demek ki bu ekmeğin köftesi böyle. Ki ben içlerinde birkaç projenin tutacağına inanıyorum.

Beklenen ‘yatırım’ nedir bilmiyorum; ben bir yatırımcı da değilim ama ben o beğendiğim projelerdeki arkadaşlarla birlikte çalışsam bir yerlere getiririm, eminim. Daha büyük bir yatırımcı mutlaka daha da kısa sürede bir şeyler ortaya çıkarır.

Uzamış epey ama bu yazıdan aklınızda kalması gereken şey şu: Burak Büyükdemir diye bir adam internet sektörü için cengaverce bir şey yaptı. Bir yere kadar getirdi. Bunun sonucunda belki de birilerinin hayatında yepyeni bir sayfa açılacak. Herkes adına teşekkür ederim buradan kendisine.

Bu konudaki diğer yazılar: