Bir yazılım mühendisi olsun olmasın Google’da çalışmak fikri mutlaka bir heyecan yaratır. Herkes dünyayı bu derecede etkileyen, değiştiren ve dönüştüren bütünün bir parçası olmak ister. Elbette ‘içi seni, dışı beni yakar’ misali her firmanın dışarıdan görünen yüzünün ötesinde bir de iç dünyası vardır.
Google ofisinden bir kesit.
Çoğunlukla sıkıcıdır, birbirine benzer. Ama yansıtılan farklıdır. Örneğin şirket videolarında herkes eğlenir. Oysa gerçek her zaman o kadar eğlenceli olmayabilir. İşler ve ekipler büyüdükçe sistemler devreye girer. Sistemler de genellikle hareket alanını kısıtlar ve yaratıcı beyinler için ters etki yapar. (Başbakanın tabiriyle: ters mıknatıslanma)
Önce bir bakalım (resmi ağızdan) Google’da mühendis olmak nasıl bir şeymiş?
Facebook herkesin malumu, anlatmaya gerek yok. FriendFeed ise bir şekilde, çaktırmadan Türk web camiasının eli kalem tutan, üreten kesiminin yoğunlukla kullandığı bir sosyal paylaşım ortamı. Duymamış, bilmiyor olabilirsiniz. Ben de bir parçasıyım.
Geçtiğimiz gün Facebook birçok özelliğini çaktırmadan alıp kendi sistemine eklediği ve çok daha başarılı sonuçlar aldığı FriendFeed’i satın aldı. Her iki taraf için de iyi oldu. FriendFeed böyle tek başına hiçbir baltaya sap olamayacaktı. Küçük olsun, benim olsun hissiyatıyla sahipleniliyordu. Ancak küçük kalanların boğulduğu web sularında ömrü fazla olmayacaktı.
Facebook ise FriendFeed heyetiyle biraz daha kıvraklık, doğrudan etkileşim ve biraz daha sosyalleşme refleksi kazanacaktır. Zaten sonuçta her iki site de ayrı marka olarak -şimdilik- hayatına devam edecek.
Bunların hiçbiri umrumda değil. Sonuçta bir site. İnternet onlarla var olmadı, onlarla yok olmaz. Benim asıl ilgimi çeken şu iki kare. Bunları FriendFeed’in kurucuları satın almayı resmiyete döken anlaşmayı imzaladıktan sonra çekmişler.
Mekana, kıyafetlere, ruh haline dikkat ediyor musunuz? Doğallık, rahatlık, sıradanlık…
Böyle bir birleşme bizim gibi kültürlerde olsaydı bir de?
Dünyanın en büyük satın almalarından biri olarak tarihe geçen Google-YouTube birleşmesini de unutmayalım. Bir gün o öyküyü yazmak istiyorum. Bir gün… TGI Friday’s restoranında bağlanan milyar dolarlık bir anlaşma.
Youtube sitesinin kurucularının ilk tepkisini aşağıdaki videodan izleyebililrsiniz.
Google’ın mobil cihazlara doğru yolculuğunu anlamak mümkün. Elindeki kaynak ve hizmetlerin büyük bir bölümü zaten mobilde daha anlamlı hale geliyor. Bunu ilk farkedip Google’ın kapısını çalan Andy Rubin’e de ne kadar teşekkür etsek az…
Ben ilk Android tabanlı telefonu (HTC G1) Televidyon‘da Kafa Kafaya programından tanıdığınız Burak Bayburtlu sayesinde kurcalama fırsatı buldum (Kendi incelemesini de seyretmenizi tavsiye ederim). Form olarak çok heyecan verici değildi. Apple iPhone’un en hararetli günlerine denk gelmişti ve açıkçası teknoloji camiası dahil kimse pek odaklanamamıştı. Ben de dahil…
Blogumu takip edenler sanıyorum bütün adres defteri ve takvim bilgilerimi internette tuttuğumu öğrenmiştir. (Google apps for domain) Google’ın bu ücretsiz ve kusursuz hizmetiyle ilgili en büyük derdim de bilgisayarla bu bilgileri eşleştirmek; bu da malum. Okumayanlar için bu konuda şimdiye kadar yazdıklarım:
Geçen gece tam yatakta son bir e-posta, sosyal ağ kontrolü yapayım derken cep telefonumda (Blackberry Bold ve Nokia E71 arasında gidip geliyorum) Webrazzi’de bir haber gözüme ilişti. iPhone için Google senkronizasyonu başlamıştı!
Televidyon ve Yahoyt için yoğun bir Google Adwords kullanıcısı olarak sistemin işleyişinde bir takım mali gariplikler olduğunun ilk günden bu yana farkındaydık.
Ödemeleri Google ile ilgisi olmayan İrlanda merkezli (Arvato Finance) adlı bir firmaya Citibank üstünden havale ediyoruz (diğer herkes gibi), Google da parayı aldım, yürüyün diyor.
Peki bunun vergisi (KDV) ne oluyor?
İşte bu acayip durumu sadece bizim farketmediğimizi bir gün MYK’ya gelen bir yazıyla anladık. Başbakanlık Gelirler İdaresi Başkanlığı yürüttüğü bir soruşturmaya karşılık televidyon’da yayımlanan iki Google röportajının orijinal kopyasını bizden istiyordu. Hazırladık, yolladık.
Biraz eşeleyince işin altından Google’a aktarılan paraların KDV’sinin peşine düşüldüğü gerçeği çıktı. Google yöneticileri de üstü kapalı bu gelişmeyi doğruladılar. Bu olaylar aylar önce yaşandı. Muhtemelen sonuca doğru yaklaşıyoruz demektir.
Durum özetle şu: çok yakında Google’a ödenen reklam paralarının KDV’sini devlet bizlerden isteyecek. Bu bizim gibi ufak bir şirket için bile o kadar büyük bir tutara denk geliyor ki kara kara düşünüp duruyorum.
Peki ya bizi devede pire gibi bırakan dev Google reklamverenleri ne yapacak?
Peki siz ne yapacaksınız?
ÖNEMLİ NOT: Bu yazıyı yazdıktan 1 gün sonra Google İrlanda Adwords Ekibi’nden Nilgün Kopuzoğlu bir açıklama gönderdi. İçindeki herkesi ilgilendiren kısmı aynen ekliyorum:
Yalnızca Avrupa Birliği fatura adreslerine sahip olan AdWords reklamverenleri KDV masraflarına tabidir.
Ancak Google Ireland Ltd, Türkiye dışında kurulmuş olan ve yurtdışında hizmet veren bir firma olduğundan, sunduğumuz faturalar yasal olarak geçerlidir.
Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nca yayınlanan 15/12/2004 tarih ve GEL.0.29/2920-228-48-60202 sayılı yazıya göre, yurtdışında bulunan bir firmadan internet aracılığıyla alınan hizmetlerin karşılığı olarak elektronik ortamda alınan faturalar veya makbuzlar, yapılan ödemeyi gösterir banka kredi kartı silip/ekstresi veya banka havalesi dekontu ile birlikte resmi bir belge olarak ibraz edilebilir ve gider / maliyet kaydı olarak düzenlenebilir.
Google Adwords’ü iş amaçlı kullandığınız için ve adresiniz İrlanda dışında AB kapsamında bir iş adresi olduğundan, KDV masraflarını kendiniz tahakkuk ettirmeniz gerekmektedir. Faturanızda ek olarak KDV masrafları yer almayacaktır.
Bu pekiştirici bilgiden de haberdar olmanızda fayda var.
Oldukça yoğun bir randevu trafiğim var ve teknik olarak bunları sürekli yanımda bulundurmak zorundayım. Cep telefonu, dizüstü bilgisayar ya da evdeki genel amaçlı masaüstü bilgisayarımda ajandam ve adres defterim sürekli yanımda bulunmalı.
Bunun için Outlook, Evolution ya da benzeri sadece yüklendiği bilgisayarda işe yarayan hantal ve çağdışı yazılımlar yerine web tabanlı örnekleri kullanıyorum (bunların da web desteği var ama tam bahsettiğim tarzda değil).
Çok gönüllü olmamakla birlikte bunun için tercihim şimdilik Google. Takvim, not defteri, e-posta ve adres defteri, belgeler gibi bir dizi uygulaması ve hepsinin web ve özel mobil sürümü olması beni ister istemez kendine çekiyor. Hem iş hem kişisel amaçlar için kullandığım kuzuloglu.com alan adı Google altyapısı üstünde çalışıyor ve tamamen ücretsiz olarak aldığım hizmet ve kaliteden gayet memnunum.
Bütün bu verileri webe taşıyınca hırsızlık, virüs, vs gibi dertlerle veri kaybı stresinden kurtulmanın yanısıra, senkronizasyon da kolaylaşıyor. Şimdiye kadar kullandığım SyncML tabanlı scheduleworld hizmetini genel hatlarıyla anlatmıştım. Araya giren iPhone maceramda da fena sonuç vermedi.
Bugün Özgür Alaz‘ın friendfeed’inde Google Profili ile ilgili bir şey görünce uzun zamandır bakmadığım bu hizmete bir göz atayım dedim. Konuyla ilgili bilginiz yoksa Google Blog’da bununla ilgili gayet detaylı bir yazı var; tavsiye ederim.
Google geçtiğimiz sene link tag’i için rel=”me” formatını destekleyeceğini ve uygulamalarında kullanacağını açıklamıştı. Kabaca bir anlatımla içine rel=”me” eklediğiniz A (link) taglerinin sizinle ilgili olduğu anlaşılıyor. Semantik webin ilk adımları diyelim.
Benim eski sitemde de çok uzun bir süre kendimle ilgili bütün linkler bu şekilde işaretlenmişti. Şu anda da kişisel bilgi sayfamda linkler aynı şekilde işaretli.
Bugün Google Profil sayfama baktığımda Google’ın bunları çoktan benim adıma derleyip oraya yerleştirdiğini, benim sadece bir tıkla onu kendi sayfama ekleyebildiğimi gördüm.
MserdarK @ Google Profiles
Bir yandan hep düşündüğüm bir şeydi: Neden her üye olduğum yeni sosyal ağa tek tek bütün bilgilerimi girmeliyim? Çok yorucu, sıkıcı ve yıldırıcı bir şey.
Google buna da çözümü Open Social ile atacaktı ama hala derin bir sessizlik içindeler.
Kendi sayfalarınızdaki linkleri bu kritere göre güncellemenizi tavsiye ederim. Bir gün çok işe yarayacaklar.