You gotta make the money first. Then when you get the money, you get the power. Then when you get the power, then you get the women.

Cumhurbaşkanı heyetindeki yerimi alıyorum!

Posted: May 14th, 2012 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , , , , , , | 21 Comments »

Birkaç gün önce Ankara’dan resmi bir davet aldım. NATO Zirvesi için ABD’nin Chicago şehrini ziyaret edecek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uçağındaki heyette yer almak için!

Cumhurbaşkanı heyetindeki yerimi alıyorum!

Şöyle bir kareyle dönmezsem ne olayım :)

Bağlantıyı kuramayanlar için ziyaretin ikinci ayağını da aktarayım. Gül, bu Zirve’den sonra birkaç kabulün ardından San Fransisco’ya geçerek önce Stanford Üniversitesi’nde bir konuşma yapacak, ardından sırasıyla hafta boyunca Apple, Google, Facebook ve Twitter merkezlerini ziyaret ederek temaslarda bulunacak. Ayrıca bir grup internet yatırımcısıyla da görüşecek. Ben de seyahatin bu ikinci kısmına eşlik ve şahitlik edeceğim.

Read the rest of this entry »


Sosyal Medya programına dair ara güncelleme

Posted: April 2nd, 2012 | Author: | Filed under: Medya | Tags: , , , | 17 Comments »

Sosyal Medya isimli televizyon programıyla tanışmam, konuk olarak çağrılmam sayesinde olmuştu. TRT Haber kanalında Nagehan Alçı’nın sunduğu programa ilk konuk olarak Mirgün Cabas ve ben davet edilmiştik. 13 hafta sonra sunucu koltuğuna oturacağımı tahmin etmezdim elbette.

Ama oldu işte.

Sosyal Medya programına dair ara güncelleme

‘Sosyal medya’ çok geniş bir kavram. Sosyal ağları kapsadığı gibi, yepyeni bir ekolü de temsil ediyor. Teknik kısmı belki en küçük ayrıntısı. Sosyolojisi, psikolojisi, ekonomisi, yansıması, kendine has karakterleri, mecralarıyla dev bir konu. Bir yanıyla teknik bir mesele, diğer yanıyla 1 milyara yakın kullanıcıyı kapsayan dev bir akım.

Nereden baktığınıza göre değişen; körün fili tarifi gibi bir şey.

Sosyal Medya öncesi televizyon dünyasındaki üç programdan oluşan kısa tecrübem bana birkaç şey öğretmişti:

  • Herkesi mutlu edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın memnun olmayacak birileri olacaktır.
  • İzleyicilerin tamamına yakın bir bölümü sözde şikayet ettiği program ve insanları özde çeşitli bahanelerle gayet büyük bir iştahla izler.
  • İnsanlar televizyon ekranında ünlü / tanınmış yüzler görmek istiyor. Ünlü yüzlere yönelik beklenti de tolerans da daha yüksek. Ve aynı şekilde tanınmamış yüzleri izlerken fazlasıyla sorgulayıcı ve tahammülsüzler.
  • İnsanların çoğu takdiri gizleyip eleştiriyi dillendirmeye daha meyillidirler.

Bu yazıyı yazarken bir yandan da Sosyal Medya’nın 82. bölümüne hazırlanıyoruz. Yani devraldığım 14. bölümden itibaren 68 bölümü geride bırakmışız. Büyük bir aksilik olmazsa önümüzdeki hafta yepyeni bir dekorla ekranınızda olacağız.

Read the rest of this entry »


Yeni medyanın kazananı kim olacak?

Posted: March 8th, 2012 | Author: | Filed under: Medya, Web Dünyası | Tags: , , , , , , | 3 Comments »

Dün İsmail Hakkı Polat‘ın davetiyle Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü öğrencilerine kendi bakış açımla yeni medyayı ve yeni medyanın kullanıcı kitlesini anlattım. Bu ders sonrasında çok önemli bir ayrıntıyı atladığımı fark ettim. Bari burada kapatmış olayım.

Yeni medyanın kazananı kim olacak?

Öncelikle yeni medyanın ‘yeni’ sıfatı altında bu yazıya sığdıramayacağım kadar uzun bir liste yer aldığını hatırlatmak isterim. Buradaki ‘yeni’ kavramını doğuran ayrıntı medyanın yeteneklerine yönelik yenilikler kadar mecra ve kaynakların çeşitliliğini de içeriyor.

Read the rest of this entry »


Web sayfasında içeriğe ulaşma savaşı

Posted: December 29th, 2011 | Author: | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , , , , | 10 Comments »

Radyo ve televizyon jargonunda FTA denen bir tabir vardır. İngilizce ‘Free To Air‘ teriminin kısaltması. Yani herkese açık, şifrelenmemiş yayınlar. Frekansı ayarlayıp dinlemeye, izlemeye başlarsınız.

Web sayfasında içeriğe ulaşma savaşı

Peki kimi zaman milyonlarca liralık lisans, alıcı, verici, alet, edevat, personel, kira ve uzayıp giden masraf kalemleri beş kuruş para vermeden tükettiğimiz halde nereden çıkıyor? Tahmin ettiğiniz gibi (her göründüğünde çoğu kişinin tüylerini diken diken eden) reklamlar.

Read the rest of this entry »


Bir gazeteciyle internet üstünden nasıl iletişim kurulur?

Posted: March 20th, 2011 | Author: | Filed under: Medya | Tags: , , , , | 11 Comments »

Gazetecilik uzaktan nasıl bir meslek gibi görünüyor bilmiyorum. Ben okuma yazmayı öğrendiğim 5 yaşımdan beri hep gazeteci olmak istedim. Yakın çevrem de bilir ki ağzımdan gazeteci olana kadar başka hiçbir meslek dalı çıkmadı. Ama bu kadar yakından ilgili ve hevesli olmama rağmen başladıktan sonra fark ettim ki ben gazetecilik nedir, gazeteyi kim, nasıl yapar, haberler nasıl ortaya çıkar bilmiyormuşum.

Gazeteciliği köşe yazarlığı, biraz da muhabirlik sanmışım. Ki bunlar işin küçük bir kısmıdır. Hatta köşe yazarı denilen ve bizde bol keseden savrulan kategorinin tamamına yakını hayatında gazete binasını bile görmemiştir. Haberciliği bilmez, temel meslek değerlerinden ya da kriterlerinden habersizdir. Uzmanlığını kendine ayrılan alana yansıtır.

Bir gazeteciyle internet üstünden nasıl iletişim kurulur?Muhabirin temelde işi haber avlamaktır ama son 4-5 yıldır asgari maaştan biraz hallice maaş, tasarruf nedeniyle sınırlanan ulaştırma hizmeti ve medya merkezlerinin şehrin en dış sanayi bölgelerine kaydırılmış olmasından dolayı masa başına mahkumdur. Ajanstan haber derler ya da şahsen tanıdığı kaynaklardan bir şeyler toparlamaya çalışır.

Paylaştığım bu iki durumun istisnaları da vardır ama adı üstünde istisnadır.

Hiç değişmeyen şey ise gazeteciye ulaşma, hizmet, ürün ya da haber değeri taşıdığı düşünülen şey hakkında bilgilendirme isteğidir. Bunun için son dönemde sıkça başvurulan yöntemlerden biri e-posta. Duruma göre de Twitter, Facebook, LinkedIN gibi sosyal medya mecraları. Elbette haberci kullanıyorsa.

Kullandığını varsaysak bile bir şeyi yollamış olmanız onun hemen okunacağı anlamına gelmez. Hatta hiç okunmama ihtimali de vardır kimileri için.

Bir gazetecinin e-posta kutusunu görmek istemezsiniz…

Read the rest of this entry »


Google’a Türkiye’den bir rakip daha!

Posted: November 18th, 2010 | Author: | Filed under: Medya, Memleket Halleri, Web Dünyası | Tags: , , , , , , , , | 28 Comments »

Daha önce de bahsetmişimdir belki; 1995′te Posta gazetesini kurmak için toplanmış bir ekiptik. Her gazetede adet miydi hatırlamıyorum ama hedeflediğimiz profilin öncelik listesinde olmamasına rağmen Posta’da haftalık bir Bilim-Teknik sayfası vardı.

Çok eski bir zamandan bahsetmesem de o dönem bilgisayar sahipliği bugünküyle kıyas götürmezdi. Cep telefonundan interneti bırakın SMS atmak bile marifetten sayılıyordu. İnternet terimi en az Scrum kadar yabancıydı insanlara. O dönem takıldığımız IRC kanalında ‘Zurna’ nickli bir arkadaşın kendi adına açtığı kanalda laflar dururduk. “Oğlum herkes kanalda” dediğimiz zaman ‘herkes’ kavramının karşılığı 15 kişiydi…

Read the rest of this entry »


Ne kadar sık yazmalı?

Posted: October 30th, 2009 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , | 5 Comments »

Ben okumayı-yazmayı hep sevdim. 1996 yılından bu yana periyoduna göre gazete ve dergilerde haftalık, aylık sayfalar hazırlıyorum. Bu bir iş. Karşılığında para alıyorum. Benim gibi işi yazmak olan insanların yazdıklarını okumak için  okurlar da gazete ve dergilere para veriyor. Dolayısıyla ticaretin gerektirdiği bütün kriterler bu sürecin içinde. Yazar – okur – reklamveren ilişkisi bunlardan sadece biri. Basını kapsayan kanunlarla tekzip, sansür, para ve hapis cezası gibi birçok hukuki düzenlemeyi de unutmayalım.

Blog ise apayrı bir şey.

Read the rest of this entry »


Marka ve PR şirketlerinin sosyal medyayı keşfi

Posted: February 7th, 2009 | Author: | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , | 11 Comments »

Marka ve PR şirketlerinin sosyal medyayı keşfiBiz gazetecilerin hayatı basın toplantıları, seyahatlerle geçer durur. Şimdilerde ekonomik kriz sebebiyle duruldu ama ben bir yurtdışı toplantıdan gelip, temiz çamaşır / kıyafet alıp bir iki saat uyuyup yeniden başka birine uçtuğumu çok bilirim. Teknoloji, otomotiv ve spor basını bu konuda ekstra bir yük altındadır. Üçünün de toplantısı, seyahati eksik olmaz. Sıralama da tersidir. En çok sporcular gezer, toplanır, sonra otomotivciler sonra da teknoloji basını. Bizim avantajımız sektörümüz dolayısıyla daha nezih insan ve şirketlerle ve daha kitlesel ve ulaşılabilir şeylerle muhattap olmamızdır.

Bu seyahat / toplantı olayları ilk zamanlar çok hoşuma gitmişti. Birisi seni davet ediyor, alıyor, götürüyor, işini gücünü anlatıyor… En güzel oteller, en güzel yemekler… Sonra farkettim ki mevzu biz değiliz; markalar. O markanın benim temsil ettiğim markada yer alabilme savaşı. Daha da sonra bunun gerisinde gazetecilerin karşı taraftaki algısının sadece ‘haber makinesi’ olduğuna; PR şirketleri ve temsil ettikleri markalar açısından bir gazetecinin değerinin konu hakkındaki bilgisi, okunurluğu, saygınlığı değil kendi markaları hakkında ne kadar pohpohlama haberi yaptığı ve çalıştığı yayının tirajıyla orantılı olduğuna şahit oldum birçok örneklerle.

Read the rest of this entry »