You gotta make the money first. Then when you get the money, you get the power. Then when you get the power, then you get the women.

Stil mağduru, alışveriş gazisiyim

Posted: July 20th, 2011 | Author: | Filed under: Kişisel | Tags: , , , | 16 Comments »

Kilo meselelerinden dolayı kıyafet alışverişiyle aram hiç olmadı. Giyinmeyi bilmediğimden değil ama kimi zaman sadece bedenime uygun olduğu için ‘razı olduğum’, normalde giymeyeceğim şeyleri aldığım da olmuştur. (bu vesileyle obezite oranı hızla yükselen Türkiye’de hala birilerinin olaya uyanıp ‘şişmanlar mağazası’ açmamış olmasını anlayamıyorum. ABD ziyaretlerimde harika notlar çıkardığım bu kategoriye başka bir yazıda değineceğim).

Stil mağduru, alışveriş gazisiyim

29 Mayıs 2011: http://twitpic.com/544ppz

Şu dönem hayatımda üçüncü defa girdiğim bir zayıflama sürecindeyim. 1,5 sene süren son denemede (tamamen kendi belirlediğim bir rejimle) 42 kilo vermiş; 132 kilodan 90 kiloya inmiştim. Hoyratça geçen yılların ardından 18 kilo alınca, yeniden kampa girme kararı aldım (bu sefer doktor kontrolünde). 10 kilosu gitti. Hedefim yine 90 kilo olmak (asla ‘zayıf’ biri olmak istemiyorum). Eylül ayına kadar 8 kilo daha vermeyi planlıyorum.

Kilo veren kişilerin teyit edeceğini sandığım bir durum var; şişmanlayınca küçülen kıyafetleri asla atmaz / birine vermezsin. Ama zayıflayınca ilk iş büyük gelen kıyafetlerden kurtulmaya bakarsın. Çünkü onlar bir yandan geride bırakmak istediğin günlerin belgesi, bir yandan da geriye dönüş biletidir. Onları uzaklaştırarak unutmak istersin. Kilo alırsan giyecek kıyafetinin olmaması da cabası.

İstanbul’un cayır cayır yandığı bugün, kıyafetlerimin asılı olduğu askıları ve rafları uzun uzun seyrettikten sonra uzun zamandır ertelediğim işe giriştim: giyim odasını derleme! Niyetim sadece bollaşan kıyafetlerden kurtulmak değil, giymediğim şeyleri de ayırmaktı.

Read the rest of this entry »


Kadınlar ne ister?

Posted: December 20th, 2010 | Author: | Filed under: Genel, Kişisel | Tags: , , , , , , | 3 Comments »

Bugünkü halime bakınca inanması zor gelebililr ama çocukluğumun bir bölümü zayıflığın en ileri sınırında geçti. O kadar zayıftım ki kemiklerim kırılıyor ve aylarca iyileşmiyordu. Onu düzeltelim derken beni hayatımın kalan kısmında hep boynu bükük bırakacak bir hale getirenlere hakkımı çoktan helal ettim.

O yıllara dair aklımda esas kalan şey hastalıklardı. Dirençsiz vücudum sürekli hasta olurdu. Aklınıza gelen bütün hastalıkları geçirdim. Bütün aşıları oldum, ilaçları yuttum, iğneleri tattım. Kulak iltihabı nedeniyle uygulanan bir tedavi sırasında rahmetli anneannemin dehşetten bayılmanın eşiğine geldiğini hatırlıyorum (kulağımdan kanlar fışkırmaya başlamıştı).

Bu nedenle hastaneleri, doktorları sevmem. İlaç kullanmam (oysa iki kronik hastalığım var ve ilaç dışında hiçbir çözümü yok). Bir ton para verdiğim sağlık sigortam çoğu sene sıfır harcamayla yenilenir.

Geçen hafta Pazartesi günü Sosyal Medya‘nın 17. bölümünün çekiminden sonra yaklaşan gribin geleneksel sinyalleri peşpeşe geldi. Randevularımı iptal edip evde dinlenmeye çekildim. Hiçbir işe yaramadı. Ciddi bir sinüzit ve tansiyon atağıyla öyle bir hale geldim ki gözümü acil serviste açtım.

Bu dinlenme boyunca uzun zamandır elimin gitmediği 2 kitabı bitirdim (Steven Johnson / Where Good Ideas Come From ve Chris Guillebeau / The Art of Non-Conformity) ve 10′dan fazla film izledim.

Bunlardan biri de Jason Reitman’in Up in the Air‘di.

Filmde bir dönemki yaşamıma dair çok ayrıntı buldum. Ama bir sekans ayrıca dikkatimi çekti. Paylaşmak istedim (yani şu ana kadar okuduğunuz her şey bu kısacak alıntı içindi. Pişman değilsiniz umarım?).

Hayatı uçaklarda ve otellerde geçen (ve bundan fazlasıyla memnun olan) Ryan Bingham, bir otel barında kendisi gibi sürekli iş seyahatleri yapan Alex Goran ile tanışır. Tek gecelik niyetiyle başlayan ilişkileri zamanla kesiştikleri her şehirde buluştukları bir hal alır.

Kadınlar ne ister?

Ryan Bingham ve Alex Goran (George Clooney ve Vera Farmiga)

Bingham evliliğe, uzun süreli ilişkilere ve ev yaşamına inanmamaktadır. Goran’ın durumu net olmamakla birlikte kafasında bazı hayalleri vardır.

Bingham’ın yanına işi öğrenmesi için verilen genç Natalie Keener (Anna Kendrick) ise uğruna birçok fedakarlıkta bulunduğu erkek arkadaşının kendisini bir SMS ile terketmesiyle bunalıma girmiştir. Bu olayın bunalımında Keener, Bingham ve Goran’a nasıl bir eş hayal ettiklerini sorar.

Kadınlar ne ister?

Ryan geçiştirir. 34 yaşındaki Alex’in genç Natalie’ye cevabı ise kendine has detaylar içerir (*).

Dürüst olmak gerekirse 34 yaşına geldiğinde fiziksel beklentiler uçup gider. Gizlice senden daha uzun olması için dua edersin. Götün teki olmazsa iyi olur. Arkadaşlığından keyif alacak biri olsun, iyi bir aileden gelsin istersin. Oysa gençken bunları düşünmezsin bile.

Çocuk isteyen biri. Çocukları seven biri, isteyen biri. Çocuklarıyla oynayacak kadar sağlıklı biri olsa…

Lütfen benden daha çok para kazansın! Şimdi değilse bile ama inan bana bir gün bunu sen de anlayacaksın. Aksi felaketin davetçisidir.

Kafasında biraz saçı olsun diye umarsın. Ama bugünlerde olmazsa olmaz bir şey de değil.

Güzel bir gülüş… Evet; güzel bir gülüş. Güzel bir gülüş her şeyi çözebilir…

Benzer şeyleri sohbet ettiğim birçok kişiden dinlediğim için ilginç geldi. Orta yaş yeni hayatın keşfedildiği ve ne kadar az zaman kaldığının farkedildiği tamahkar ve kesinlikle ilginç bir dönem.

(*) Bu bölümü kendim çevirdim. Tam karşılığı olmayabilir ama derdini anlatıyor.


Obezite

Posted: January 29th, 2009 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , | 25 Comments »

Doktorlar yıllar önce bana eksojen obezite teşhisi koydu. Anlamını bilmiyorum. Obezitenin bir türevi olmalı..

Obezite

Eric Cartman / South Park

Şişmanlıktan çok çektim. Zayıflıktan kemikleri kırılan bir çocukken verilen ilaçlar yüzünden 8 yaşımda bir anda Eric Cartman halini aldım. Çocukluğum, karşı cinsle birbirimizi keşfettiğimiz delikanlı yıllarım hep utanarak, sıkılarak geçti.

Hayatımda kazandığım birçok yeteneği de bu sayede edindim. Çok cazip bir erkek değildim ama espriliydim. Giydiğim kıyafetler çok yakışmazdı (çünkü şişmanlar için kıyafet bizde üretilmez) ama yine de ilgiyi o süslü, püslü, atletik arkadaşlarımdan kendime çekebilirdim.

Şişmanlık insanın içini ezen bir şeydir. Bilmeyen bilmez. Örneğin zayıf / normal insanlar şişmanları değerlendirirken sağlıkla ilgili konularla değerlendirir. “Zayıflamazsan şeker hastası olursun, kolestrolün yükselir” gibisinden şişmanları zerre kadar ilgilendirmeyen şeyleri anlatır durur.

Şişmanın derdi bu değildir…

Read the rest of this entry »