Dünyada internet kısıtlamalarına karşı yürüyüş yapılmış bir ülke ben bilmiyorum. İki senedir bize nasip oluyor. Sevinilecek bir tarafı yok elbette ama birilerinin Pazar günü Mayıs sıcağının altında rahat koltuklarından kalkıp kendini sokaklara döküp haykırmasına yol açmasından dolayı manidar olduğu kesin.
Sansür konusundaki görüşlerim beni takip edenler için aşağı yukarı belli. Geçen sene Youtube sansürü vesilesiyle sokağa dökülenlerden biri de bendim. Bu içeriği açısından bir ilkti. İnternet gibi herkesin hayatında olan ama yokluğu olmadan ne kadar çok yer işgal ettiği bilinmeyen bir ‘nimetin’ adına yürüyecektik. İdeolojimiz yoktu, muhatabımızı bile tam bilmiyorduk ama bir şekilde sesimizi duyurmak istedik ve duyurduk.
Sansür hakkında çok yazdım (gazete / blog), çok konuştum, etkinliklere katıldım hatta sokaklara çıktım yürüdüm. Etrafımda pek çok insan da benim gibi elindeki imkanlar çerçevesinde bu ‘insanlık ayıbına’ karşı elindeki imkanlar çerçevesinde karşı çıktı. Fikirlerim aşağı yukarı belli. İsteyen yukardaki arşiv linkinden bakar okur. Yılgınlığım, yorgunluğumu da buradan fısıldamış olayım. Ama benim de meşrebimce ve gücümün yettiği kadar ucundan tuttuğum bu çabalar işe yaradı mı yaramadı mı gerçekten bilmiyorum. Çünkü milat noktasından bugüne bakınca sanki çok önceden konulmuş bir hedef karınca sabrıyla, yavaş yavaş, bütün mantıksızlığına ve karşı çıkışa rağmen hayata geçiyor gibi. Kaynayan kazan içindeki kurbağa gibi hissediyorum kendimi (umarım bunca umutsuz değildir durum yine de).
Mısır’daki internet kesintisi bilişim dünyasında dış kaynak kullanımında soru işaretleri yarattı.
Ocak ayı geldi, internet ve teknoloji şirketleri bilançoları ve yeni yıl hedeflerini açıkladı. Kimler kazandı, kimler kaybetti? Çanlar kimin için çalıyor?
Gmail yeni reklam modelini deniyor.
Samsung 2 milyon tablet sattı.
Zuckerberg ya yeni hayaller peşinde ya da sayfası hack edildi.
Dell’in yeni girişimi: kişiye özel telefon.
LG 3 boyutlu bir cep telefonu tanıttı
2011’de çıkaracağı tabletleri tanıtan Lenovo’nun yeni bir hedefi daha var: cep telefonu!
Dünyadaki sansürle ilgili gelişmeleri yıllarca gazete sayfalarımda, radyo ve TV programlarımda bas bas bağırdım. Bunların bir gün bize de geleceğinden adım gibi emindim. Ama o anın bu kadar çabuk geleceğini tahmin bile edemezdim.
Sansür bir insanlık suçudur!
Bu konuyu en son Ahmet Hakan Coşkun’un konuyla ilgili bir ‘Tarafsız Bölge’ programında tartışmıştık. Karşıda bu sansür yasasını hazırlayan komisyondan bir milletvekilinden “Biz de biliyoruz bunun saçma, işe yaramaz olduğunu, ama ne yapalım?” lafını duyunca tartışmaktan da vazgeçtim…
Bugün dünyaya nam salacak kadar cüretkar ve tescilli bir e-sansür devletiyiz. Ve ne mutlu ki bu e-sansürü aşmak henüz suç değil. Bunun için kırbaçlandığınız; hatta idam edildiğiniz ülkeler var zira.
O zaman bu boşluğu doldurmak gerek, değil mi? Buyrun size sansürlü sitelere erişmenin üç yolu:
Hosts dosyasını değiştirerek,
DNS adresini değiştirerek.
Makattan girerek! (hak yolu engelliyse, elde sadece bok yolu kalıyor)
Haber verdiğim gibi dün akşamüstü iki buçuk saatten fazla süren bir toplantıda, Türkiye internetine emek veren 21 kişiden oluşan bir grupla Nevzat’ın (yemeksepeti) ofisinde toplandık. Amacımız blogspot sansürüyle artık gemi azıya alan ve isyan ettiren uygulamadan nasıl kurtulacağımıza dair fikir yürütmek ve bir eylem planı oluşturmaktı. (toplantının akışını bozmamak için fotoğrafları başta çektim. Biraz geyik muhabbeti ve yeme-içme toplantısı gibi görünmesi ondandır. Hiç de öyle olmadı. Hatta bence gayet de verimli geçti)
İnternette sansürle ilgili Çin’in meşhur filtre çalışmalarını başlattığı yıllardan bu yana yazılar yazıyorum. O süreci iyi biliyorum. Buralara nasıl gelindiğini de… Ortadoğu’daki girişimleri de neredeyse gün be gün takip ettim Türkiye’deki süreci de ister istemez seyrediyorum. Bu konuda Meclis’teki çalışma grubu toplantılarına kadar gözlemlemişliğim vardır.
Bunları böbürlenmek için anlatıyor değilim elbette; bunu yapana madalya vermiyorlar. Öte yandan bir gazetecinin işi nedir başka?
Ama bu konuda çok yazmış etmiş biri olarak artık lafı tükettiğim için dozu kendi marjım içinde en üst noktaya getirerek kapatmak istiyorum. Çünkü artık yazacak bir şeyim kalmadı. Ne buraya, ne oraya, ne de başka bir yere. Buyrun size gazetedeki köşe yazım.