Öyle bir geçer zaman ki dediğim aynıyla vaki. Birden dursun istersin seneler olunca mazi
Günlere bakarsın katı katı, üzerine çekersin perde. Yoldan geçenler var da her akşam gelenler nerde? Kara yazı yazıldı sanma insanın da kaderi böyle Öyle bir geçer zaman ki dediğim aynıyla vaki
Bir cevap buldun mu sorulara? Yiğitlik de var yine serde. Nasıl gaddar seneler geçiyor durduğu yerde. Sana kara yazıldı sanma insanın da kaderi böyle Öyle bir geçer zaman ki dediğim aynıyla vaki
O nedir seni kızdıran memnun edeceği yerde Bak bir garip diyor ki ”nerede o yarim nerde?” Anılara kapılıp kanma dünyanın da düzeni böyle Öyle bir geçer zaman ki dediğim aynıyla vaki
Birden dursun istersin seneler olunca mazi Öyle bir geçer zaman ki dediğim aynıyla vaki
Ben müzikle fazla ilgili biri değilim. Etrafımda konuyla igili o kadar uzman kişiler var ki, anlıyorum, ilgiliyim demeye bile korkuyorum. Ama severim. Öyküsü olan şarkıları biraz daha fazla severim.
Çok uzun zamandır kimbilir tam olarak hangi sebeple beni derinden etkileyen bir şarkı var: The Man Who Sold the World. Yani Dünyayı Satan Adam. İlk olarak David Bowie tarafından seslendirilmiş; daha yakın dönemse Nirvana’nın MTV için gerçekleştirdiği Unplugged konserinden Kurt Cobain’in yorumuyla tanıdı. Arada onlarca farklı grup tarafından da yorumlandığını bilmekte fayda var.
İsterseniz bir yandan dinlerken okumaya devam edelim:
Bowie’nin 1970 Kasım’ında piyasaya çıkan aynı ismi taşıyan üçüncü albümünde yer alan bu şarkının sözleri içinde ilginç metaforlar saklar:
We passed upon the stair, we spoke in was and when Although I wasn’t there, he said I was his friend Which came as a surprise, I spoke into his eyes I thought you died alone, a long long time ago
Oh no, not me We never lost control You’re face to face With The Man Who Sold The World
I laughed and shook his hand, and made my way back home I searched for a foreign land, for years and years I roamed I gazed a gazeless stare, we walked a million hills I must have died alone, a long long time ago
Who knows? Not me I never lost control You’re face to face With the Man who Sold the World
Who knows? not me We never lost control You’re face to face With the Man who Sold the World
Tercüme etmeyeceğim çünkü aynı tadı verebileceğimden emin değilim. Konusu kabaca kendisinin bilmediği bir yüzüyle karşılaşan adamın karmaşık duygularından ibaret. (Hugh Mearns’in ‘The Psychoed‘ adlı şiirinden de bir bölüm içerir)
Bowie bu şarkıda aslında kendi şöhret yolculuğunu, asıl kendine yabancılaşmasını ve hayranlarıyla olan ilişkisindeki tuhaflıkları da vurgular.
Metaforları inceleyen kimileriyse şarkıda anlatılanın İsa peygamberin öyküsüne bir başka bakış olduğunu iddia eder. Şarkıda öldüğü sanılan ancak ölmeyip kontrolü Şeytan’a karşı hep elinde tutanın Tanrı’nın oğlu İsa olduğu da bir taraftan mantıklıdır. Kimileri içinse karşılaşılan ‘Dünyayı Satan Adam’ Şeytan’ın ta kendisidir. Bir başka bakış açısı bu kişinin Adem (peygamber) olduğunu savunur. İddialar böyle sürer gider.
David Bowie’nin bu albümün kapağında bir kadın elbisesi giymesi de dikkat çekicidir.
İlginç ayrıntılardan bir diğeriyse şarkının 1993′te Nirvana tarafından yeniden yorumlanmasının (Cobain’in “Bu bir Bowie şarkısıdır” diye anons etmesine rağmen) milyonların şarkıyı Nirvana ile özdeşleştirmesidir. Hatta o dönemde Bowie’nin bir konserinde bu şarkıyı seslendirmesinin ardından hayranlarınnı yanına gelip “Nirvana’nın şarkısını söylemeniz çok hoş” demesi onu deli etmiş ve “siktirin ulan” gibisinden bir tepki vermesine yol açmıştır.
O zaman bir kere de Bowie’den canlı izleyelim mi?
Lafı geçmişken Nirvana yorumu da gerçekten güzeldir. Onu da izleyelim hadi.
Youtube ile sorun yaşıyorsanız bir de Grooveshark ekleyelim:
Psychic spies from China Try to steal your mind’s elation Little girls from Sweden Dream of silver screen quotations And if you want these kind of dreams It’s Californication
It’s the edge of the world And all of western civilization The sun may rise in the East At least it settles in the final location It’s understood that Hollywood sells Californication
Pay your surgeon very well To break the spell of aging Celebrity skin is this your chin Or is that war your waging
First born unicorn Hard core soft porn Dream of Californication Dream of Californication
Marry me girl be my fairy to the world Be my very own constellation A teenage bride with a baby inside Getting high on information And buy me a star on the boulevard It’s Californication
Space may be the final frontier But it’s made in a Hollywood basement Cobain can you hear the spheres Singing songs off station to station And Alderaan’s not far away It’s Californication
Born and raised by those who praise Control of population everybody’s been there and I don’t mean on vacation
Destruction leads to a very rough road But it also breeds creation And earthquakes are to a girl’s guitar They’re just another good vibration And tidal waves couldn’t save the world From Californication
Pay your surgeon very well To break the spell of aging Sicker than the rest There is no test But this is what you’re craving
(Böyle satırlar yazan zihinlerin frekansına girebilme ümidiyle geçti seneler… Usanmadım, çilemi doldurmaya devam ediyorum. Dünya, dünyayı böyle gören gözler yüzünden hala çekilebilir bir yer.)
Timur Selçuk ile ilgili geçen bir bahiste aklıma Pireli Şarkı geldi. Bazı konuların, tanımların ve durumların yıllar boyu hiç değişmemesi ilginç mi, hüzün verici mi ayırd edemiyor insan.
Sevindirici olmadığı kesin…
Benim için bu şarkıyı paylaşan Oğulcan Selçuk Akbulut’a da ayrıca teşekkür. Şarkı bende yok, ben de o sayfadan paylaşıyorum. Yüklemek isterseniz, yeriniz orası :)
Pireli Şarkı
Bu ne acaip bilmece! Ne gündüz biter, ne gece. Kime söyleriz derdimizi; Ne hekim anlar, ne hoca.
Kimi işinde gücünde, Kiminin donu yok kıçında Ağız var, burun var, kulak var; Ama hepsi başka biçimde.
Bu düzen böyle mi gidecek? Pireler filleri yutacak; Yedi nüfuslu haneye Üç buçuk tayın yetecek?
Karışık bir iş vesselâm. Deli dolu yazar kalem. Yazdığı da ne? Bir sürü ipe sapa gelmez kelâm.
Kimi peygambere inanır; Kimi saat köstek donanır; Kimi kâtip olur, yazı yazar; Kimi sokaklarda dilenir.
Kimi kılıç takar böğrüne; Kimi uyar dünya seyrine: Kan hesabına geceleri, Gündüzleri baba hayrına.
Bu düzen böyle mi gidecek? Pireler filleri yutacak; Yedi nüfuslu haneye Üç buçuk tayın yetecek?
Karışık bir iş vesselâm. Deli dolu yazar kalem. Yazdığı da ne? Bir sürü ipe sapa gelmez kelâm.