You need people like me. You need people like me so you can point your fuckin' fingers and say, "That's the bad guy."

Sosyal medya, adi medyaya karşı

Posted: December 30th, 2011 | Author: | Filed under: Medya | Tags: , , , | 8 Comments »

Sosyal medyanın en büyük getirilerinden biri ‘vatandaş gazeteciliği’ adıyla senelerce dillere pelesenk olan kavramı gerçeğe dönüştürmesi oldu.

Sosyal ağlar öncesi bu kavramın karşılığı ‘sen bir şeyler çek, yaz, yolla; biz bakalım. Kafamıza yatarsa yayınlarız’ şeklindeydi. Ve bu yüzden de hiç tutmadı. Oysa insanların cebindeki telefonlar bile neredeyse yayın kalitesinde kayıt yapabiliyordu. Teknik bir engel yoktu. Zihnen uyum sağlanamadı.

Haberciler vatandaşın habere bakışını sevemedi, vatandaş da uyum sağlama zahmetine girmedi. İkisine da hak veriyorum.

İşte bu yüzden yeni bir dil, yeni bir dönem doğdu.

Bugün ‘vatandaş’ (ya da medyanın sevdiği terimle: ‘Sokaktaki Adam’) elinde HD kayıt yapabilen cihazları, tek tıklamayla yazdığını ya da çektiğini yollayabildiği kolay kullanımlı siteleri ve dolaylı yoldan ulaşabilecekleri yüz milyonlarca takipçisiyle en az dev medya kuruluşları kadar güçlü.

Read the rest of this entry »


Yeni Twitter ile neler geliyor?

Posted: December 9th, 2011 | Author: | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , | 1 Comment »

140 karakterde laf anlatma sanatı Twitter daha 5 sene önce üstünde hepi topu 3 kişinin kafa yorduğu bir ‘fikir’den ibaretti. Bugün 300 milyonu aşkın kullanıcısı her gün 300 milyondan fazla mesaj yazıyor. Saniyede 9 bin mesaj!

Arama motorunda her gün 1 milyar 600 milyondan fazla arama yapıldığını düşünürsek bir süre önce dünya yatırım tarihinde 800 miyonluk bedelle tek kalemde en büyük yatırımı alan ‘ticari varlık’ olması pek de şaşırtıcı gelmiyor.

Read the rest of this entry »


Sosyal medyada takipçi arttırma

Posted: November 17th, 2011 | Author: | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , | 18 Comments »

Bana en çok sorulan sorulardan biri “Twitter reklamlarından ne kadar kazanıyorsun?”.

Twitter’da ‘çaktırmadan’ para kazanan birçok kişi var. Öyle bir ortam ki bura, Allah bile ekmeğinin peşinde.

Gerçi sonra olayı en olmadık tarafından anlayanların hiddetiyle toparlama derdi başlıyor; o başka.

Pek çoğunu inandıramasam da daha önceki bir yazımda değindiğim gibi ben şu ana kadar sosyal medya hesaplarım üstünden bir şey kazanmış değilim. Üstelik; kazananlara karşı da değilim. Bana birileri anlamlı bir teklifle gelse düşünürüm. Böyle bir gelire ihtiyacım olmadığı için kafam da rahat.

Ama sosyal medyada takipçilere faydalı olacağı düşüncesiyle paylaştıklarımın etkisini düşününce markaların neden sosyal medyaya her geçen gün biraz daha arttığını anlıyorum. Sosyal medya bir fikri, oluşumu, markayı, kampanyayı yaymak için en etkili ve ekonomik ortamlardan biri. Geleneksel reklamdan çok daha etkili ve hızlı.

Bir kadın kozmetik markasının sitelere banner reklam vererek ulaşabileceği kitle ve maliyetiyle, etkili bir kadın blogger / sosyal medya kullanıcısı kadın üstünden ulaşabileceğinin her anlamdaki farkı apaçık ortada.

Bunlar malumun ilamı biraz elbette. Tekrara düşmeyelim.

Sırf markaların bu sosyal medyada daha fazla takipçi kazanma şevki için hizmet veren şirketler var. Bir kısmını şahsen (arkadaşlarım olduğu için) tanıyorum. Azımsanmayacak bütçelerle markalara takipçi yönlendiriyorlar. Markalar bu ‘toplanan’ kullanıcıları ne yapıyor derseniz; gözlemlerime göre ‘heba ediyorlar’!

Yine de markaların (kimi zaman tamamen sidik yarışı zihniyetiyle) takipçi arttırmak için yaptıklarını görünce şaşırmadan edemiyorum. Vardır bir bildikleri diyelim.

Bu sabah bilgisayar başına oturduğumda bir arkadaşımın takibe aldığı Twitter hesabını fark ettim (şu meşhur ‘activity‘ meselesi). Kelimelerin kökenlerini işleyen bir hesap. Daha 4 tane mesaj yazmış toplamda (dört tane kesmiyor, açlıktan ölüyorsanız adresiniz belli aslında).

Ama Twitter’da umut veren şeyler az olduğundan heyecanlandırdı, paylaştım.

O ana kadar takip ettiği 256 kişi arasında ben yoktum (öyle manevi bir kıyak da yok yani :). Takipçi sayısı ise 19 kişiydi. Toplam 4 tane mesajı olunca bazıları yadırgadı elbet. Benimkisi geleceğe dair bir umuttu elbet.

Sonrasında ilginç bir ayrıntıyı fark ettim. 1 saatten az bir sürede bu hesabın takipçi sayısı (tam şu cümleyi yazarken) 393 kişi oldu.

Bu 1 saatte yüzde 2.000′den fazla takipçi artışı demekti. Bundan sonra eminim kartopu gibi büyüyerek binlerce kişiye ulaşacaktır. Etrafımda pek çok arkadaşımın aylarca, senelerce uğraşarak ulaşmaya çalıştığı bir nokta bu (bu takipçi yarışı kovanına çomağı ayrıca sokacağım ;)

Özetle: takipçi arttırmak o kadar zor değil. Asıl mesele arttıktan sonra ne yapılacağı. 20 kişinin beklentisiyle 20 bin kişininki bir olmuyor zira…

(Sosyal medyada yayılma eğrilerine yönelik bir örnek oluşturması açısından kayda geçirmek istedim. Umarım başka bir tarafından anlaşılmaz)


Gizli reklamdan nasıl köşeyi döndüm?

Posted: August 2nd, 2011 | Author: | Filed under: Genel, Web Dünyası | Tags: , , , , , | 18 Comments »

Posta gazetesinde çalıştığım doksanlı yılların hatırlayamadığım bir diliminde o dönem oturduğum Yeşilköy’den çıkıp Bağcılar’daki Doğan Medya Center’a doğru aracımı sürmeye başladım. Yağmur yağıyor ve giderek daha da kuvvetleniyordu. Havaalanı yolunu geçtikten sonra yolda su birikmeye başladığını gözledim.

Cağaloğlu’nu terk eden Hürriyet, Sabah, Milliyet ve Star gazetesinin etrafına konuşlanmasından dolayı ‘Basın Ekspres’ adını alan yola girdiğimdeyse ilerisinin daha da feci olduğunu gördüm. Polis bizi yan yola veriyordu. Yan yol dediğim de (bilenler için) Sabah gazetesinin o dönemki binasının önündeki yoldu.

Aracım (ve ben) daireyle çevirdiğim yerde battı(k). İş Bankası logolu bina da o dönem Sabah gazetesi ve atv'nin binasıydı. Link

Burada su birikmesi daha yüksek boyuttaydı. Araba buradan geçer mi, geçmez mi diye düşünürken farkında olmadan yükselen suyun etkisiyle motor stop etti! Su aracın içine dolmaya başlamıştı. Camdan dışarı çıktım. O an civardaki bütün fabrikaların işçilerinin çatıya çıktığını gördüm.

Uzaktan bir gürültü geliyordu…

Read the rest of this entry »


Sosyal ağların mahalle baskısı

Posted: July 6th, 2011 | Author: | Filed under: Genel, Web Dünyası | Tags: , , , , , , | 11 Comments »

Sosyal ağları ne kadar tutkuyla kullandığım malum. Her yeni hizmet benim için yeni bir keşif. Bu blogu takip ediyorsanız hemen her yazımın içinde sosyal ağlardaki adımlarıma da bağlantılar verdiğimi görmüşsünüzdür.

Bu tip hizmetler benim için günlük gibi. Nereye gittim, ne yedim, ne gördüm, ne ilgimi çekti, hepsinin bir kenara not edilmiş halleri. İnternet dönemi öncesinde hemen hepsi için ayrı not defterlerim vardı. Şimdi cebimdeki telefonla her ilgi alanımı not defterlerinden çok daha işlevsel araçlara kaydedebiliyorum. Hatırlamak istediğimde dönüp bakıyorum.

Read the rest of this entry »


Tarihe bıraktığımız izler

Posted: April 19th, 2011 | Author: | Filed under: Genel, Web Dünyası | Tags: , , | 3 Comments »

Pek çoklarının yaşadığımız dönemin öncekilere göre ne kadar farklı olduğunun farkında olduğunu sanmıyorum. Değişimin hızı, gündemin bolluğu, hayat telaşı derken çoğu zaman bizi anı gözlemleyemiyoruz bile.

Tarih, kayıtlara geçebilen şeylerden ibarettir

Tarih özünde yazıyla başlar. Yani bize ulaşabilen, kuşaktan kuşağa aktarılabilen haliyle vardır. Daha geride kalan kısmını da bilim bize gösterir. Üstüne not düşülmemiş olsa da bir kemiğin kaç bin yıllık olduğunu, bir kalıntının hangi dönemden geldiğini, neler görüp geçirdiğini böyle anlarız.

Doğamız gereği yakın tarihle daha ilgiliyiz. Bronz çağındaki gelişmelerden çok doksanlı yılların pop şarkılarından heyecan duymamız biraz da bu yüzden. Kendimizle özdeşleştirebileceğimiz, gözümüzde canlandırabildiğimiz, yaşadığımız ya da bir şekilde ‘görebildiğimiz’ şeylerle ilgiliyiz.

Görebildiklerimiz…

Read the rest of this entry »


500 dilimlik bir mesele

Posted: April 11th, 2011 | Author: | Filed under: Genel | Tags: , , , | 16 Comments »

Sosyal medyanın benim hayatımda ne kadar büyük yer tuttuğunu beni az çok takip edenler görüyor olmalı. Kullandıkça daha çok faydasını gördüğüm ve daha da çok kişiye yardımcı olabildiğimi hissettiğim bir platform benim için. Duyduğum bu heyecandan dolayı da daha fazla ne kadar içinde yer alabilirim, katkı sağlayabilirim diye kafa yoruyorum.

Diğer yandan sosyal medya etrafınızdakilerin sizi nasıl gördüğü ve aslen ne zihniyette olduklarını anlamak için de etkili bir turnusol kağıdı. Bunu da acı-tatlı yüzlerce örnekle yaşadım, yaşıyorum.

Bugünkü bir örneğinde olduğu gibi.

Read the rest of this entry »


Facebook’taki Türk markalarının algı raporu

Posted: March 18th, 2011 | Author: | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , | 2 Comments »

1 Mart 2011 günü Twitter, Friendfeed ve Facebook hesaplarım üstünden yaptığım bir çağrıyla duyurduğum anketin sonuçlarını paylaşma zamanı geldi. Kime ne faydası dokunur bilemem ama katılan 1.530 kişinin hepsine çok teşekkür ederim. Duyuruyu yaparken söylediğim gibi sonuçları hepinizle paylaşıyorum.

İndirmek için ilgili linkleri kullanabilirsiniz. Web üstünden incelemek isterseniz ‘Full’ düğmesine basarak tam ekran yapmanızı tavsiye ederim.

Yeni bir ankette görüşmek üzere!


Hürriyet yazarlarının Facebook karnesi

Posted: March 6th, 2011 | Author: | Filed under: Medya, Web Dünyası | Tags: , , , , , | 3 Comments »

Söyleyeceklerimi desteklemesi açısından çok kısa bir yakın dönem kariyer özeti yapacağım.

Gazetecilik hayatımın büyük bir bölümünde teknoloji yazarlığının yanısıra medya kuruluşlarının web sitelerini kurdum ve yönettim. Milliyet ve Fanatik’i hayata geçirme döneminde başlayan web maceram Radikal, Finansal Forum, CNN Türk, Kanal D, Star gibi örneklerle sürdü gitti.

Böbürlenmek için demiyorum ama aralarında en çok emeğim geçen Radikal örneğinde yazılımdan sunucu yönetimine, veritabanından tasarımına kadar haberleri girme dışında her şeyi tek başıma yaptım. (Şu an hiçbir yayın kuruluşunun web sitesini yönetmiyorum)

Dolayısıyla bu medya yayıncılığı denen şey hakkında Türkiye’de konuşacak bir şeylerim var. İşin en başından bugününe en yoğun trafiği çeken sitelerinde piştim. Okurun, medyanın ne isteyip istemediğini; ne yaparken ne amaçladığını az çok bilirim.

Yabancı örnekleri ve trendleri bu topraklardaki pek çok kişiden daha yakın takip ediyorum ve yeni medya diye tanımladığımız elektronik mecranın ormanından cebime epey tohum doldurdum.

Şimdi esas meselemize geçelim.

Read the rest of this entry »


Sosyal Medya’da üçüncü dönem fikirleri

Posted: February 20th, 2011 | Author: | Filed under: Kişisel | Tags: , , , , , | 19 Comments »

Geçen sene Kasım ayında gelen bir teklifle hayatıma giren Sosyal Medya programında ilk 13 bölümlük paketi tamamladık. (Televizyon dünyasına yabancı olanlar için dizi ve benzeri bütün periyodik yapımlar seneyi 52 hafta kabul eden düzende 4 sezona ayrılır ve 13 bölümlük dilimler halinde ekrana gelir. Her yapım en fazla 13 haftalık anlaşır, tutarsa devam eder; tutmazsa biter. Hiç tutmazsa 13 haftanın bitmesi bile beklenmez)

Bu 13 bölüm süresinde kendi çapımda bir hayli tecrübe kazandım. En başta bu serüvene adım atarken bahsettiğim ‘konuklu program stresi’nin ne kadar yerinde olduğunu anladım. Ben konuklar konuşabilir mi, konuşamazsa ne olur derdindeyken anladım ki mesele konuğu oraya getirebilmek. Getirdikten sonrası bir şekilde yürüyor.

İnsanların yan yana gelmek istemediği ne kadar çok insan varmış ve insanoğlu kapris yapmaya ne denli meyilliymiş fazlasıyla anladım. Üstelik bir arkadaşımla samimiyetim de bir koordinasyon kopukluğu yüzünden zedelendi. Arkadaşlıklarım zedeleneceğine programın ortadan kalkmasını tercih ederim oysa.

Daha önce farklı örnekleriyle denenip dikiş tutamamış bu formatta istisnasız her bölümde sosyal medyada o akşamın en çok konuşulan gündemini oluşturduk. Sanatçısından yazarına, belediye başkanından sıradan kullanıcısına kadar onlarca konuk ağırladık (daha ne bomba isimler yolda). Yeni medyayı geleneksel medyayla bağlamaya çalıştık. Birçok kişi TRT Haber diye bir kanalla bizim sayemizde tanıştı (kendi sözleri) ve yine birçok kişiye bu yeni medyayı tanıtma fırsatı yakaladık. Çok az televizyon programına nasip olacak kadar yoğun mesaj trafiğiyle beslendik, öğrendik, geliştik.

Önce gelin bakalım programda şu ana kadar kimleri konuk etmişiz:

Read the rest of this entry »