Every day above ground is a good day.
Posted: May 14th, 2012 | Author: MserdarK | Filed under: Genel | Tags: abdullah gül, basın, çankaya köşkü, cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanlığı, huber köşkü, Medya, sosyal medya, yeni medya | 22 Comments »Birkaç gün önce Ankara’dan resmi bir davet aldım. NATO Zirvesi için ABD’nin Chicago şehrini ziyaret edecek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uçağındaki heyette yer almak için!

Şöyle bir kareyle dönmezsem ne olayım :)
Bağlantıyı kuramayanlar için ziyaretin ikinci ayağını da aktarayım. Gül, bu Zirve’den sonra birkaç kabulün ardından San Fransisco’ya geçerek önce Stanford Üniversitesi’nde bir konuşma yapacak, ardından sırasıyla hafta boyunca Apple, Google, Facebook ve Twitter merkezlerini ziyaret ederek temaslarda bulunacak. Ayrıca bir grup internet yatırımcısıyla da görüşecek. Ben de seyahatin bu ikinci kısmına eşlik ve şahitlik edeceğim.
Read the rest of this entry »
Posted: April 18th, 2012 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: gizlilik, mahremiyet, sosyal medya | 11 Comments »İnternetin insanları asosyal yaptığına yönelik tartışmalar aynen ‘mankenden oyuncu olur mu?’ başlıklı emsali gibi azalarak bitti. Bin beş yüzüncü defa gördük ki bazı konular tartışılarak çözülmüyor; akışına bırakmak gerekiyor. Hatta ‘bırakmak’ bile çok iddialı bir tanım. Bu gibi kitlesel ve hızlı dönüşümlerde daha çok kendimizi ‘akışa bırakıyor’ ve şekil alıyoruz.
Ne kadar kullandığımızla doğru orantılı olarak sosyal medyanın bizi hayallerin ötesinde sosyalleştirdiği ortada. Bundan kimsenin şüphesi kalmadı. Şimdi yeni bir konumuz var: ‘mahremiyet’ (ya da TDK’nın Türkçe karşılığıyla ‘gizlilik’).
Bu yazıda kendi başıma gelen üç örnekten yola çıkacağım. Amacım mahremiyet ekseninde masum, iyi niyetli paylaşımlar ve karşılığında yine aynı masumiyet ve iyi niyetteki mesajlaşmalardan örnekler vererek bir çıkarım yapmak. Ulaşmak istediğim noktaysa hayatımızın kötü niyetli ellerde bir anda hangi noktalara gelebileceğini düşünmek.
Üstelik sadece sosyal medyayı kullanarak.
Read the rest of this entry »
Posted: April 2nd, 2012 | Author: MserdarK | Filed under: Medya | Tags: Medya, sosyal medya, televizyon, televizyon programı | 17 Comments »Sosyal Medya isimli televizyon programıyla tanışmam, konuk olarak çağrılmam sayesinde olmuştu. TRT Haber kanalında Nagehan Alçı’nın sunduğu programa ilk konuk olarak Mirgün Cabas ve ben davet edilmiştik. 13 hafta sonra sunucu koltuğuna oturacağımı tahmin etmezdim elbette.
Ama oldu işte.

‘Sosyal medya’ çok geniş bir kavram. Sosyal ağları kapsadığı gibi, yepyeni bir ekolü de temsil ediyor. Teknik kısmı belki en küçük ayrıntısı. Sosyolojisi, psikolojisi, ekonomisi, yansıması, kendine has karakterleri, mecralarıyla dev bir konu. Bir yanıyla teknik bir mesele, diğer yanıyla 1 milyara yakın kullanıcıyı kapsayan dev bir akım.
Nereden baktığınıza göre değişen; körün fili tarifi gibi bir şey.
Sosyal Medya öncesi televizyon dünyasındaki üç programdan oluşan kısa tecrübem bana birkaç şey öğretmişti:
- Herkesi mutlu edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın memnun olmayacak birileri olacaktır.
- İzleyicilerin tamamına yakın bir bölümü sözde şikayet ettiği program ve insanları özde çeşitli bahanelerle gayet büyük bir iştahla izler.
- İnsanlar televizyon ekranında ünlü / tanınmış yüzler görmek istiyor. Ünlü yüzlere yönelik beklenti de tolerans da daha yüksek. Ve aynı şekilde tanınmamış yüzleri izlerken fazlasıyla sorgulayıcı ve tahammülsüzler.
- İnsanların çoğu takdiri gizleyip eleştiriyi dillendirmeye daha meyillidirler.
Bu yazıyı yazarken bir yandan da Sosyal Medya’nın 82. bölümüne hazırlanıyoruz. Yani devraldığım 14. bölümden itibaren 68 bölümü geride bırakmışız. Büyük bir aksilik olmazsa önümüzdeki hafta yepyeni bir dekorla ekranınızda olacağız.
Read the rest of this entry »
Posted: March 12th, 2012 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: güvenlik, sosyal medya, twitter, virüs | 12 Comments »Virüs diye geçiştirsek de elektronik zararlıların truva atı, solucan gibi farklı türevleri var. Ben kafa karıştırmadan (gazeteci refleksi) hepsini virüs diye adlandırıp konuya gireceğim.
Twitter’ın yükselişi, popülerliği malum. Birçok kişi sürekli lafını duyduğu bu ortama girip bakınıyor. İlk girenin kafasındaki en büyük karışıklık kimi takip edeceği, ne yapacağı, ne yazacağı. Ardından uygulamalar dünyası geliyor.
Şu an 10 bine yakın uygulama Twitter hesaplarınız üstünden bir şeyler yapmaya, yaptırmaya çalışıyor. Yakın bir geçmişe kadar Twitter’ın kendi uygulamasıyla fotoğraf ve video paylaşımı bile yapılamıyordu. Dolayısıyla fotoğraf yükleme, kaç mesaj attığını sayma, en iyi dostunu bulma gibi akla hayale gelmedik pek çok konuda binlerce uygulama size bir şeyler sunuyor.
İşin güzel tarafı bu uygulamaların hepsi sizden izin almak zorunda. 2010 yılına kadar uygulamalar çalışabilmek için sizin kullanıcı adı ve şifrenizi alabiliyordu. Twitter yönetimi sonradan aldığı bir kararla şifre paylaşımı yerine sizin izin vererek uygulamaları kullanabildiğiniz bir mekanizma geliştirdi. Fakat bu da uç veren dertlerin çözümü olmadı.
Read the rest of this entry »
Posted: March 8th, 2012 | Author: MserdarK | Filed under: Medya, Web Dünyası | Tags: facebook, gazete, Medya, radyo, sosyal medya, televizyon, yeni medya | 3 Comments »Dün İsmail Hakkı Polat‘ın davetiyle Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü öğrencilerine kendi bakış açımla yeni medyayı ve yeni medyanın kullanıcı kitlesini anlattım. Bu ders sonrasında çok önemli bir ayrıntıyı atladığımı fark ettim. Bari burada kapatmış olayım.

Öncelikle yeni medyanın ‘yeni’ sıfatı altında bu yazıya sığdıramayacağım kadar uzun bir liste yer aldığını hatırlatmak isterim. Buradaki ‘yeni’ kavramını doğuran ayrıntı medyanın yeteneklerine yönelik yenilikler kadar mecra ve kaynakların çeşitliliğini de içeriyor.
Read the rest of this entry »
Posted: March 6th, 2012 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: favori ekleme, favorite, paylaşım, retweet, sosyal medya, twitter | 9 Comments »Sosyal medya dediğimiz şeyin en ‘anlık’ hali Twitter. O kadar ki yazdığınız mesajların ömrü 2 saatten 1.4 saate kadar geriledi. Bu konuda yaklaşımlar muhtelif ancak Twitter’daki paylaşımlarınızın neredeyse tamamı 1 saat gibi bir sürenin ardından ‘zaman aşımına’ uğrayıp laf salatasının dibindeki limon suyuna dönüşüyor. O andan sonra çoğu zaman kendi yazdıklarınıza bile arayarak ulaşmanız şans.
Yani;
- Twitter aslında ANLIK konular, tesbitler, sohbetler için (hadi dürüst olalım; geyik -ya da kahve / meyhane muhabbeti- diyelim şuna).
- Arşiv için kesinlikle iyi bir seçim değil (oysa bloglar bunun için var). Kalıcı olmasını istediğiniz şeyler için oraya emek vermeyin.
- Twitter arama konusunda hem kullanıcı hem de geliştiricilere bazı sınırlamalar koyuyor. Buradaki mantığın sistem yükünü hafifletmek kadar kullanıcıları korkutmama hissiyatı olduğunu da düşünüyorum (800 milyondan fazla kullanıcının her şeyini paylaştığı Facebook’un arama motorunda neden hiçbir faydalı şeye ulaşamıyoruz sizce?) Kullanıcıların ne kadar çok şeyi paylaştığını şu an için kullanıcılara göstermek istemiyorlar. Bu benim teorim, bir ara detayına girerim.
- İnsanoğlu huzur ve mutluluğunun büyük bir bölümünü ‘unutabilmesine’ borçlu. Bu ÇOK önemli bir yetenek. Eğer her şeyi hatırlasaydık delirirdik. Sosyal ağlar belleğimizin uzantısı haline geliyor ve bizi ömür boyu takip edecek. Bunu başka bir yazıda çok detaylı işlemeyi düşündüğüm için burada kesiyorum.
Beni Twitter’da takip edenler arada sırada yaptığım ‘her 5 dakikada 1 yeni site’ paylaşımlarımı bilir. Aklıma geldikçe tekrarlıyorum.

Hayvanlar kendi türleri arasında insanlara göre çok daha paylaşımcıdır. İnsanlarda çocuklukta başlayan paylaşım güdüsü büyüdükçe azalır, kimi zaman yok olur.
Dün geceye yaklaşan ve birçok takipçimin bilgisayar başında olmadığı bir anda yeni bir 10′lu set paylaştım (Ne yazık ki beni takip edenlerin çoğu benim en aktif zamanlarımda uyuyor. Dolayısıyla aslen beni takip edemiyorlar).

Takipçilerimin çoğu 09:00 ile 00:00 arası ayakta ama benim en sık güncelleme aralığım genelde 00:00-09:00 arası. (Kaynak: SocialBro)
Daha önce detaylarını paylaştığım gibi Twitter’da marka olmayıp istatistik hizmetlerine ulaşabilen birkaç kişiden biriyim. Ticari bir amacım olmadığı için bu verileri çok dikkatli incelediğimi söyleyemem ama bu yapı hakkında fikir edinmek için arada bakıyorum.
10 site tavsiyesinin sonuçlarında göz gezdirirken ilginç bir ayrıntı dikkatimi çekti: paylaşanlar ve saklayanlar.
Read the rest of this entry »
Posted: December 30th, 2011 | Author: MserdarK | Filed under: Medya | Tags: adimedya, sosyal medya, vatandaş gazeteciliği, yeni medya | 8 Comments »Sosyal medyanın en büyük getirilerinden biri ‘vatandaş gazeteciliği’ adıyla senelerce dillere pelesenk olan kavramı gerçeğe dönüştürmesi oldu.
Sosyal ağlar öncesi bu kavramın karşılığı ‘sen bir şeyler çek, yaz, yolla; biz bakalım. Kafamıza yatarsa yayınlarız’ şeklindeydi. Ve bu yüzden de hiç tutmadı. Oysa insanların cebindeki telefonlar bile neredeyse yayın kalitesinde kayıt yapabiliyordu. Teknik bir engel yoktu. Zihnen uyum sağlanamadı.
Haberciler vatandaşın habere bakışını sevemedi, vatandaş da uyum sağlama zahmetine girmedi. İkisine da hak veriyorum.
İşte bu yüzden yeni bir dil, yeni bir dönem doğdu.

Bugün ‘vatandaş’ (ya da medyanın sevdiği terimle: ‘Sokaktaki Adam’) elinde HD kayıt yapabilen cihazları, tek tıklamayla yazdığını ya da çektiğini yollayabildiği kolay kullanımlı siteleri ve dolaylı yoldan ulaşabilecekleri yüz milyonlarca takipçisiyle en az dev medya kuruluşları kadar güçlü.
Read the rest of this entry »
Posted: December 9th, 2011 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: analytics, sosyal medya, twitter | 2 Comments »140 karakterde laf anlatma sanatı Twitter daha 5 sene önce üstünde hepi topu 3 kişinin kafa yorduğu bir ‘fikir’den ibaretti. Bugün 300 milyonu aşkın kullanıcısı her gün 300 milyondan fazla mesaj yazıyor. Saniyede 9 bin mesaj!
Arama motorunda her gün 1 milyar 600 milyondan fazla arama yapıldığını düşünürsek bir süre önce dünya yatırım tarihinde 800 miyonluk bedelle tek kalemde en büyük yatırımı alan ‘ticari varlık’ olması pek de şaşırtıcı gelmiyor.
Read the rest of this entry »
Posted: November 17th, 2011 | Author: MserdarK | Filed under: Web Dünyası | Tags: sosyal medya, takipçi arttırma, twitter | 19 Comments »Bana en çok sorulan sorulardan biri “Twitter reklamlarından ne kadar kazanıyorsun?”.
Twitter’da ‘çaktırmadan’ para kazanan birçok kişi var. Öyle bir ortam ki bura, Allah bile ekmeğinin peşinde.

Gerçi sonra olayı en olmadık tarafından anlayanların hiddetiyle toparlama derdi başlıyor; o başka.

Pek çoğunu inandıramasam da daha önceki bir yazımda değindiğim gibi ben şu ana kadar sosyal medya hesaplarım üstünden bir şey kazanmış değilim. Üstelik; kazananlara karşı da değilim. Bana birileri anlamlı bir teklifle gelse düşünürüm. Böyle bir gelire ihtiyacım olmadığı için kafam da rahat.
Ama sosyal medyada takipçilere faydalı olacağı düşüncesiyle paylaştıklarımın etkisini düşününce markaların neden sosyal medyaya her geçen gün biraz daha arttığını anlıyorum. Sosyal medya bir fikri, oluşumu, markayı, kampanyayı yaymak için en etkili ve ekonomik ortamlardan biri. Geleneksel reklamdan çok daha etkili ve hızlı.
Bir kadın kozmetik markasının sitelere banner reklam vererek ulaşabileceği kitle ve maliyetiyle, etkili bir kadın blogger / sosyal medya kullanıcısı kadın üstünden ulaşabileceğinin her anlamdaki farkı apaçık ortada.
Bunlar malumun ilamı biraz elbette. Tekrara düşmeyelim.
Sırf markaların bu sosyal medyada daha fazla takipçi kazanma şevki için hizmet veren şirketler var. Bir kısmını şahsen (arkadaşlarım olduğu için) tanıyorum. Azımsanmayacak bütçelerle markalara takipçi yönlendiriyorlar. Markalar bu ‘toplanan’ kullanıcıları ne yapıyor derseniz; gözlemlerime göre ‘heba ediyorlar’!
Yine de markaların (kimi zaman tamamen sidik yarışı zihniyetiyle) takipçi arttırmak için yaptıklarını görünce şaşırmadan edemiyorum. Vardır bir bildikleri diyelim.
Bu sabah bilgisayar başına oturduğumda bir arkadaşımın takibe aldığı Twitter hesabını fark ettim (şu meşhur ‘activity‘ meselesi). Kelimelerin kökenlerini işleyen bir hesap. Daha 4 tane mesaj yazmış toplamda (dört tane kesmiyor, açlıktan ölüyorsanız adresiniz belli aslında).
Ama Twitter’da umut veren şeyler az olduğundan heyecanlandırdı, paylaştım.

O ana kadar takip ettiği 256 kişi arasında ben yoktum (öyle manevi bir kıyak da yok yani :). Takipçi sayısı ise 19 kişiydi. Toplam 4 tane mesajı olunca bazıları yadırgadı elbet. Benimkisi geleceğe dair bir umuttu elbet.
Sonrasında ilginç bir ayrıntıyı fark ettim. 1 saatten az bir sürede bu hesabın takipçi sayısı (tam şu cümleyi yazarken) 393 kişi oldu.

Bu 1 saatte yüzde 2.000′den fazla takipçi artışı demekti. Bundan sonra eminim kartopu gibi büyüyerek binlerce kişiye ulaşacaktır. Etrafımda pek çok arkadaşımın aylarca, senelerce uğraşarak ulaşmaya çalıştığı bir nokta bu (bu takipçi yarışı kovanına çomağı ayrıca sokacağım ;)
Özetle: takipçi arttırmak o kadar zor değil. Asıl mesele arttıktan sonra ne yapılacağı. 20 kişinin beklentisiyle 20 bin kişininki bir olmuyor zira…
(Sosyal medyada yayılma eğrilerine yönelik bir örnek oluşturması açısından kayda geçirmek istedim. Umarım başka bir tarafından anlaşılmaz)
Posted: August 2nd, 2011 | Author: MserdarK | Filed under: Genel, Web Dünyası | Tags: gizli reklam, sosyal ağlar, sosyal medya, turkcell, twitter, viral reklam | 18 Comments »Posta gazetesinde çalıştığım doksanlı yılların hatırlayamadığım bir diliminde o dönem oturduğum Yeşilköy’den çıkıp Bağcılar’daki Doğan Medya Center’a doğru aracımı sürmeye başladım. Yağmur yağıyor ve giderek daha da kuvvetleniyordu. Havaalanı yolunu geçtikten sonra yolda su birikmeye başladığını gözledim.
Cağaloğlu’nu terk eden Hürriyet, Sabah, Milliyet ve Star gazetesinin etrafına konuşlanmasından dolayı ‘Basın Ekspres’ adını alan yola girdiğimdeyse ilerisinin daha da feci olduğunu gördüm. Polis bizi yan yola veriyordu. Yan yol dediğim de (bilenler için) Sabah gazetesinin o dönemki binasının önündeki yoldu.

Aracım (ve ben) daireyle çevirdiğim yerde battı(k). İş Bankası logolu bina da o dönem Sabah gazetesi ve atv'nin binasıydı. Link
Burada su birikmesi daha yüksek boyuttaydı. Araba buradan geçer mi, geçmez mi diye düşünürken farkında olmadan yükselen suyun etkisiyle motor stop etti! Su aracın içine dolmaya başlamıştı. Camdan dışarı çıktım. O an civardaki bütün fabrikaların işçilerinin çatıya çıktığını gördüm.
Uzaktan bir gürültü geliyordu…
Read the rest of this entry »