Facebook herkesin malumu, anlatmaya gerek yok. FriendFeed ise bir şekilde, çaktırmadan Türk web camiasının eli kalem tutan, üreten kesiminin yoğunlukla kullandığı bir sosyal paylaşım ortamı. Duymamış, bilmiyor olabilirsiniz. Ben de bir parçasıyım.
Geçtiğimiz gün Facebook birçok özelliğini çaktırmadan alıp kendi sistemine eklediği ve çok daha başarılı sonuçlar aldığı FriendFeed’i satın aldı. Her iki taraf için de iyi oldu. FriendFeed böyle tek başına hiçbir baltaya sap olamayacaktı. Küçük olsun, benim olsun hissiyatıyla sahipleniliyordu. Ancak küçük kalanların boğulduğu web sularında ömrü fazla olmayacaktı.
Facebook ise FriendFeed heyetiyle biraz daha kıvraklık, doğrudan etkileşim ve biraz daha sosyalleşme refleksi kazanacaktır. Zaten sonuçta her iki site de ayrı marka olarak -şimdilik- hayatına devam edecek.
Bunların hiçbiri umrumda değil. Sonuçta bir site. İnternet onlarla var olmadı, onlarla yok olmaz. Benim asıl ilgimi çeken şu iki kare. Bunları FriendFeed’in kurucuları satın almayı resmiyete döken anlaşmayı imzaladıktan sonra çekmişler.
Mekana, kıyafetlere, ruh haline dikkat ediyor musunuz? Doğallık, rahatlık, sıradanlık…
Böyle bir birleşme bizim gibi kültürlerde olsaydı bir de?
Dünyanın en büyük satın almalarından biri olarak tarihe geçen Google-YouTube birleşmesini de unutmayalım. Bir gün o öyküyü yazmak istiyorum. Bir gün… TGI Friday’s restoranında bağlanan milyar dolarlık bir anlaşma.
Youtube sitesinin kurucularının ilk tepkisini aşağıdaki videodan izleyebililrsiniz.
IPTV temelde internet üstünden zenginleştirilmiş video yayın hizmeti. Televizyon ekranından aldığınız hizmetleri çok daha farklı hizmetlerle bezeyerek daha faydalı hale getiriyor. Elbette aynı zamanda internetin popüler yüzünü de ekrana taşıyarak işi katmerliyor. Ayrıntılarına bir ara gireriz.
İşim ve ilgim gereği IPTV konusuyla yıllardır haşır neşirim. Herhalde dünyada bununla ilgili çözüm geliştiren her firmanın demo merkezine gittim, teknolojilerini inceledim, sektörel fuarları gezdim.
Radikal gazetesindeyken DTV Holding’de üç ortaklı bir grubun ön strateji ve fizibilitelerini çıkardım. Maliyetler milyar dolara vurunca o iş uyumaya bırakıldı. Seneler sonra aktif olarak DTV Holding’de Yeni Nesil Hizmetler Direktörü olarak bizzat bu işlerle sorumlu hale gelince yine yeltendim ama işler çok daha karışmıştı.
Bütün bu süreçte önümüzdeki engel altyapı yatırım maliyeti ve gelir paylaşım modeliydi. Altyapı operatörleri aslan payını istiyor, yeni altyapının astarı yüzünden pahalıya geliyor; en kötüsü fizibiliteler uzun yıllar zarar projeksiyonu yapıyordu. İçerik sahibi tarafında bu pek göze alınan bir şey değil elbette. Altyapının sahibi önünde sonunda o yatırımı çıkaracak nasıl olsa.
Ama bütün bu çekişmeler sonuçta alternatifleri doğuruyor.
Bu alanda çalışanlardan biri de Sony. Önce Bravia serisinde yaptıklarını izleyelim:
Burada gördüğümüz tam donanımlı bir IPTV platformu değil ama sadece Bravia Z serisi televizyonunuz ile alabildiğiniz hizmetler anlamında düşündürücü. Kullanıcıların birçoğu buna bile razı. Üstelik hiçbir yeni altyapı yatırımı, gelir modeli kurgusu da gerektirmiyor.
Bir başka örneğe de bakalım:
Medya içeriği üretenlerin takip etmesi gereken bir alan olduğu kesin.
(Öncelikle yeri gelmişken insaniyet namına hatırlatayım. Youtube İngilizce’de ‘Yuğtuğb’ şeklinde telaffuz ediliyor. Yani yazıldığı gibi ‘Yutube’ şeklinde değil. Çok sık karşılaştığım için yazma gereği duydum.)
Online video sektörünün lideri YouTube, başındaki dert azmış gibi her geçen gün başka bir yenilikle ortam kokluyor. Bunlara son örnek de Youtube XL.
XL’in özelliği AJAX destekli arayüzü sayesinde online video içeriğini web sitesi görünümünden Hulu ya da Joost’ta gördüğümüze benzer şekilde daha basit, sade ve ‘zaplama’ hissi yaratacak bir forma sokması.
Youtube XL ana sayfasından görünüm
Bu formatı tamamen tarayıcı içinde, hiçbir ek yazılım, eklenti kurmadan sağlayabiliyor oluşu onu birçok farklı cihazdan da tüketilebilir hale getiriyor. Şu arayüzü Apple TV, PS3, Xbox360, Nintendo Wii ya da Microsoft Windows Media Center PC‘den televizyonunuza yansıtıp kumandanızla takip ettiğinizi düşünün.
Hatta televizyon üreticilerinin yavaş yavaş eklemeye başladığı kablolu / kablosuz internet erişiminin bu arayüzle doğrudan iletişim kurduğunu hayal edin.
Dünyadaki sansürle ilgili gelişmeleri yıllarca gazete sayfalarımda, radyo ve TV programlarımda bas bas bağırdım. Bunların bir gün bize de geleceğinden adım gibi emindim. Ama o anın bu kadar çabuk geleceğini tahmin bile edemezdim.
Sansür bir insanlık suçudur!
Bu konuyu en son Ahmet Hakan Coşkun’un konuyla ilgili bir ‘Tarafsız Bölge’ programında tartışmıştık. Karşıda bu sansür yasasını hazırlayan komisyondan bir milletvekilinden “Biz de biliyoruz bunun saçma, işe yaramaz olduğunu, ama ne yapalım?” lafını duyunca tartışmaktan da vazgeçtim…
Bugün dünyaya nam salacak kadar cüretkar ve tescilli bir e-sansür devletiyiz. Ve ne mutlu ki bu e-sansürü aşmak henüz suç değil. Bunun için kırbaçlandığınız; hatta idam edildiğiniz ülkeler var zira.
O zaman bu boşluğu doldurmak gerek, değil mi? Buyrun size sansürlü sitelere erişmenin üç yolu:
Hosts dosyasını değiştirerek,
DNS adresini değiştirerek.
Makattan girerek! (hak yolu engelliyse, elde sadece bok yolu kalıyor)
Aramızda komik bir anı olarak kalabilirdi ama Arda olayı FriendFeed’e taşıyınca bir açıklama farz oldu Öyle fazla heyecanlanacak bir şey yok, baştan söyleyeyim…