Every day above ground is a good day.

Türk web girişimcisinin açmazı

Posted: January 25th, 2010 | Author: | Filed under: Web Dünyası | Tags: , , , , , , | 7 Comments »

Geçtiğimiz hafta Türk Hava Yolları’nın Berlin’de ilk ayağını gerçekleştirdiği SocialTrippin’ etkinliğine davetliydim. O konu hakkında ayrıca bir derleme yazacağım. Fakat merak edenler için şöyle özetleyeyim; amaç Türk ve yabancı sosyal mecra kullanıcılarını bir araya getirip fikir alışverişinde bulunmak, sosyal mecranın öncü isimlerinden tecrübe ve tespitleri paylaşmaktı.

Singapur’dan ABD’ye kadar geniş bir coğrafyadan konukları ağırladı bu etkinlik. Yemek sırasında yan yana oturduğum Alman dijital pazarlama uzmanı ve yatırım danışmanı Andre Alpar ile internet sektöründen lafladık. Ki kendisi Türkiye’deki kimi alım-satımlarda da rol almış; Türk web girişimcilerinin birkaçıyla şahsen tanışmış bir isim.

En çok merak ettiğim konu Alman kullanıcıların popüler yabancı (daha çok ABD kökenli ve İngilizce) girişimlere olan ilgisiydi. Bizde malum, Facebook, LinkedIN, FriendFeed, Twitter gibi ağlar bir anda patlıyor ve kimse bunların yerlileriyle ilgilenmediği gibi, es kaza daha önce açılan benzer yerli örnekler bir anda yerle bir oluyor. Birisi bunların benzerini yapar yapmaz binbir türlü yaftayla aşağılanıyor, eleştiriliyor.

Alpar bana durumun Almanya’da tam tersi işlediğini söyledi. ABD ya da Britanya’da popülerleşmeye başlayan bir girişimin en geç bir iki hafta içinde 4-5 tane benzeri Almanca site yaratılıyor ve biri mutlaka Alman pazarında hakimiyeti ele geçiriyormuş. Almanya’da Alman örneği bulunan hiçbir girişimde ABD’li örnekler pazar lideri değilmiş örneğin. Sonra tutan bu girişimler mutlaka birkaç yatırımcı tarafından destekleniyor ve yola devam ediliyormuş.

Türkiye’deki sorunun özü de bu.

Bizde klonlama diye tabir edilen yöntem nedense yerden yere vuruluyor. Yerli ya da yabancı web yatırımcısı (teoride var, pratikte) yok. Başarılı bir yabancı modeli klonlayacak yerli girişimci de yatırımcı olmayınca paralı yabancı rakiplerle baş edemiyor. Kullanıcılar ise her zaman yerli seçenekler yerine yabancı olan alternatiflere meylediyor. Kişi sayısı çok, ticaret hacmi küçük, reklam pazarı yok (gibi)…

Girişimcilik zor, internet girişimciliği çok daha zor…

İlgili olabilecek diğer yazılar

  • 12/24/2011 -- Havada kalan yemekler
    Uçaklı seyahatin üç temel bileşeni: yemek, yolcu salonları ve kabin hizmetleri. Daha iyisini bulma yolunda birkaç taze gözlem paylaşmak istedim....
  • 08/08/2009 -- İnternet girişimcilerine dost tavsiyeleri
    Girişimcilik Türkiye'nin yabancı olduğu kavramlardan değil. Hatta bir dönem Anadolu Kaplanları kalıbıyla yoğun olarak harlanan bir konu. Anadolu Kaplanları sanayi ve üretim ağırlıklıydı. Atölyeler, fa...
  • 11/06/2008 -- CIP nedir, nasıl yaşar?
    Gazeteciler olarak sürekli seyahat halinde olduğumuz için (gerçi ben son 4 aydır bayağı bir durağanım eskiye kıyasla) hayatımız uçaklarda, havaalanlarında, otellerde geçiyor. Bu kadar sık kullanınca o...
  • 03/21/2011 -- İyi bir mobil uygulama kendi sitesinin önüne geçebilir
    LinkedIN'in mobil uygulamasına yönelik bir güzelleme......
  • 01/30/2011 -- Web uygulamaları LEGO’ya dönüşebilir mi?
    Sadece teknik bilgisi olanların değil iyi fikri olan herkesin webe katkı yapabildiği bir dünya nasıl olurdu?...
  • 03/16/2010 -- Sosyal medyaya dair dünyadan görüşler
    BBC'nin hazırladığı Sosyal Medya ve Siz adlı belgeseli buradan da paylaşmak istedim. Konuyla ilgili olanlar için önemli olduğunu düşünüyorum....
  • 12/04/2009 -- İş başka, arkadaşlık başka
    Sosyal medya kitlesiyle birlikte büyüyor ama iş onun üstünde pazarlamaya gelince sapla saman bazen karışabiliyor....
  • 02/07/2009 -- Marka ve PR şirketlerinin sosyal medyayı keşfi
    Biz gazetecilerin hayatı basın toplantıları, seyahatlerle geçer durur. Şimdilerde ekonomik kriz sebebiyle duruldu ama ben bir yurtdışı toplantıdan gelip, temiz çamaşır / kıyafet alıp bir iki saat uyuy...
  • 02/01/2009 -- Girişimcilik meselesi ve eTohum
    Bilişim camiası biraz kendine yontsa da, girişimcilik denen mesele bu topraklara asla yabancı değil. Hemen her sektördeki çalışanın hayalinde mutlaka kendine ait bir işletme kurmak vardır. Hiç yoksa b...
  • 12/21/2008 -- İki okunası yazı
    Yüce Zerey daha yeni tanıştığım birisi (öylesine bir tesadüfle hem de). Daha çok uzun süre birbirimizin fikirlerinden faydalanacağımız için sevinçli ama geç tanışmış olduğum için üzgünüm. Takdir edilm...

Facebook Yorumları

7 Comments on “Türk web girişimcisinin açmazı”

  1. 1echza said at 17:47 on January 25th, 2010:

    türk kullancısı ücretsiz internet servislerine çok düşkün. bir hizmeti ücretsiz hale dönüştürüp reklan mecrası aramak güzel bir başlangıç olabilir.

  2. 2Cem ARGUN said at 21:14 on January 25th, 2010:

    Benim de bu konuda bayağı kafa yormuşluğum var. Bu klonlama eskiden daha yaygındı. yani Mynet bir Hotmail, hatta Yahoo klonuydu. Gittigidiyor da ebay klonuydu. 2000′lerden Başarılı başarısız başka çok örnekleri de vardır.

    Mesele biraz da Google’ın 18 ay içinde Klingonca yaparak klonlanmanın önüne geçen lokalizasyon stratejisini hayata geçirmesiyle bence son buldu. Yani google’ın dünyadaki esas başarısını Pagerank kadar yerelleşmeye de bağlamak gerek.

    Mesela Facebook’un Türkiye’deki başarısı da temelde ABD’de eğitim gören 15 bin civarında zengin ve influencer türk öğrenci sayesinde oldu. Bu anahtar profil Facebook Türkçeleşene kadar Facebook’un Türkiyede İngilizce’yi yabancı dil olarak kullanan eğitimli ve üst sosyo-ekonomik kesimde yerleşmesine olanak sağladı. Bu öğrenci grubuyla içli dışlı olan basın/medya da buna çanak tuttu.

    Örneğin Friendster klonu Yonja, viral yayılımı ve üye profilini kontrol edemedi. Kısa zamanda travestiler ve abazanlar bastığı için biz kaçtık. Mondus çok başarılı bir Facebook klonuydu ama ‘time to market’ açısından çok geç kalmıştı, Facebook’un ayak sesleri duyuluyordu. yayılması için sağlam bir bütçesi veya Facebook gibi ücretsiz basın desteği yoktu.

    Artık web siteleri ABD veya Avrupa’da tipping point’e erişiverirken xml destekli Türkçe versiyonları da hayata geçiyor. Bizim basınımız da AB SES influencer’ların yaydığı bu yabancı örnekleri şuursuz ve hesapsızca, ücretsiz desteklerken yerli siteleri kendilerine rakip görüp adlarını ağızlarına almıyorlar.

    Ayrıca Almanya’daki VC desteği ve fon kaynağı bizde yok. Siz ne kadar başarılı ve potansiyeli olan bir klon yaratırsanız yaratın kimse size yatırım yapmaz. Kimse de sizi duymaz.

    Yani aslında bence Google, Facebook ve Twitter tipping point’e sadece iyi hizmetler oldukları için viral yollarla erişmemişlerdir. Türk basını viral yayılımları sürecinde bu sitelere belki milyar dolarlık “seeding” desteği verip kendine rakipler yaratmıştır.

    Serdar’ın açtığı bu konuda çok konuşulur, neticede incelenmesi gereken bir durum.

  3. 3Yunus said at 03:47 on January 26th, 2010:

    Benim de aklımda geçenlerde bir proje gelmişti. Değişik bir şey. Ama baktım ki, bir benzeri (galiba sadece 1 tane) yapılmış zaten. Ama dedim kendi kendime, ‘yapmışsa yapmışlar, ben de yapacağım’ :)

  4. 4Onur said at 13:11 on January 26th, 2010:

    Serkan çok güzel yazmış.

    Bizde de “Alman” gibi işlemiş büyük bir örnek var aslında: gittigidiyor. İşin içinde para alışverişi olunca yerelleştirmenin önemi de artıyor. Gittigidiyor açıldığında e-bay’de satıcı ile alıcı arasındaki para takası ve ürün gönderimi direk yapılıyordu ancak GG bunun Türk kullanıcısı için uygun olmayacağını gördü ve havuz sistemini devreye soktu. Bunun dışındaki her şey, butonların renginden kullanılan fontlara kadar e-bay’in kopyasıydı. Geldikleri nokta ortada.

    Ayrıca Cem’in değindiği bir nokta da önemli, örneğin Google Adsense. Türkçe olarak kullanılıyor ve Türkiye para birimiyle yayıncılara ödeme yapıyor. Bu sayede Adnet vb. diğer ad networklerin önüne geçiyor.

  5. 5Uğur Özmen » Başarıya doğru said at 09:26 on March 10th, 2010:

    [...] arkadaşım Serdar Kuzuloğlu ise “Roma’da ikinci olmaktansa Tiber nehri kıyısındaki köyde birinci olmak [...]

  6. 6Dismenore said at 15:53 on July 23rd, 2010:

    Türkiye’de yerelleştirilmiş önemli servislerin tasarımları ve lansman aşamasında seçtikleri reklam yolları bir kullanıcı alarak bana güven vermiyor. İsim vermeyeceğim ama önemli bir yabancı servisin türkiye klonu olarak yoluna devam eden bir site mail adresime “x seni abcd sitesine davet etti” gibi maillerle reklam yapmaya çalışıyorsa ve benim x isimli bir arkadaşım yoksa, siteye davetsiz üye olunabilirken “private invite” sistemi varmış havası verilemeye çalışılıyorsa o siteye asla üye olmam. Böyle bir tanıtım türü yok çünkü. Bu sitelerin gönüllü ya da maaşlı tiplerinin twitter ya da friendfeed’de “abcd sitesi bla bla” konulu pr çalışmalarının da ben de güven kaybına neden olduğunu söyleyeyim. Tüm bunların haricinde es kaza siteye kayıt olmuşsam verdiğim bilgilerin kimlerdeki hangi bilgilerle takas edileceğini kimlere ücret karşı verileceğini yarın bir gün site tutmazsa “Satılık database” ilanlarıyla nasıl müşteri aranacağını tahmin edebiliyorum. Hosting olayında bile herhangi bir türkiye projesinde ne dosya ne de görsel host ederim, çünkü güvenmiyorum o dosyanın orada kalacağına. Adam, kimseye haber vermeden çok masraflı bu deyip kapatıp gidebilir ki bunlar oldu. İyi ama bu beni ilgilendirir mi? Masraflar vs. beni zerre ilgilendirmez, ben oraya eklediğim dosyanın varl olacağından emin olmalıyım. Olamıyorsam o servisi kullanmam. Evernote isimli bir servis var mesela, burada verileriniz saklayabiliyorsunuz yazılı vs. Bunun ülkemiz versiyonu olsa ve orjinalinden bin kat daha kaliteli olsa kim kullanır? Ben kullanmam, eklediğim gizli bilgilerimin okunup okunmadığından asla emin olamam, bilgilerimin başkalarına verilip verilmediğinden emin olamam… Bu vb. daha bir sürü güvenle alakalı problem var.

  7. 7Oğuzhan Başar said at 01:03 on March 1st, 2011:

    İnsanın doğası kopyalamak üzerine.. Bebek anne babadan davranışlarını kopyalıyor. İş hayatı da bundan nasibini almakta.

    Bence Çinliler kopyalama işiyle kendilerini çoktan aştılar. Takım oluşturmak ve kopyalamak öncelikle kopya yapabilecek kadar gelişmeyi sonrasında da yenilikçi fikirlerle yeniden yaratarak ileri geçme fırsatını tanıyor.

    Bir de nasılsa var anlayışını yıkarak üretip geliştirmeye devam etmeliyiz.

    Amerikayı yeniden keşfetmekle, bire bir kopyalamayı yaparak bir yenilik yarattık naralarını bir kenara bırakıp; en iyiyi üretmek için en iyinin kopyasını üretebilecek niteliklere kavuşmalı, dırdırı bir kenara bırakmalı, bilgiyi harmanlayarak kendi iş modellerimizi yaratmalıyız.

    Kısacası.. iyi kopyalayabiliyorsak çok daha iyilerini yapabilecek noktaya ulaşmışız demektir.

    Sevgiler.


Leave a Reply